RSS

Etiket Arşivi: Fanfiction

Nur Topu Gibi Bir Blogum Daha Oldu!

Hazır her tarafta bir hikaye salgını başgöstermişken ben de bu rüzgara kapılıvereyim bare. Bu kadar çok hikayenin yazılması çok güzel bir şey, insanları fanfictiona ilgi duymaya yöneltiyor bence. Fanficle daha önce hiç tanışmamış kişilere bile ulaşabiliyor. Bu yüzden Uzak doğuyla ilgili ama benzerlerinden farklı olarak sadece slash olan hikayeler okumaya ne dersiniz? O halde sizi buraya alalım, çeşitlilikten zarar gelmez. ;)

DARKANGEL AKAME FİCTİON BLOG

 
2 Comments

Posted by 08/05/2011 in Darkangel

 

Etiketler: ,

Sevmek Güzel Şeydir Çünkü…

İlk defa blogumda Sevgililer Günü’nü kutlamış olacağım Şahsen ben bugünü yani 13 Şubat Dünya Saplar Günü’nü büyük bir neşeyle kutladım. Ama 14 ünde aşk aşkkk diye inleyecekler için de bir güzellik yapmak istedim. Bu hikaye benim yayınladığım ilk Sevgililer Günü fici. Yeri gelmişken uyarlama yapmanın zorluklarından da bahsedeyim.

Bir şarkıyı, bir video klibi veya herhangi bir görsel eseri uyarlamak o kadar da kolay bir şey değildir. Karakterleri, dialogları ve olayların akışını oturtmak yazan için de zorlayıcıdır. Benim şu ana kadar uyarladığım bütün eserler beğenildiği için kendimi şanslı hissediyorum. Bu hikaye ilk uyarlamamdı, şu anda da AKAME çifti için COFFEE PRİNCE dizisinin bir uyarlamasını fanfiction forumunda yayınlıyorum. Uyarlamalar hem daha önceden eseri bilenleri memnun edip edemeyeceğimizi bilemediğimiz için hem de eseri bilmeyenleri etkileyip etkileyemeyeceğimizden emin olamadığımız için aslında risklidir. Ama ben seve seve bu riski göze alıyorum. Bu hikaye Sevgililere ve Sevenlere armağan olsun, bir kez daha. :)

Hikayeyi Spike / Buffy çiftine uyarlayarak yazdım ben, siz kafanızda başkalarını hayal etmek istiyorsanız edebilirsiniz ;)

Hikaye oldukça bilinen ve çok sevilen bir video klibe ait bir uyarlama. BU SAYFADAN videoyu izleyebilirsiniz. İsterseniz hikayeyi okumadan önce isterseniz okuduktan sonra izleyin. Karar sizin. ;)

DERECE : G ( Herkes okuyabilir yani )

KİSS OF THE DESTİNY

- Biraz daha yanaşır mısınız ?

Uzun boylu sarışın genç adam masmavi gözlerinden birini kısarak objektifinden son duruma baktı. Karşısındaki kalabalık grup biraz daha sıkışarak ekrana sığmaya çalışmıştı.

- Sakın bozmayın !

Yoğun bir iş gününü daha geride bırakmış genç kadın derin bir nefes alarak güneşli bir sonbahar havasının hakim olduğu caddeye çıktı. Sokaklar alev rengi yapraklarla örtülmüş, hafif serin rüzgar yağmur misali etrafa alev rengi damlaları savurup duruyordu. Dalgınca yürürken birden parlak bir ışık patlamasıyla sıçrayarak döndü.

Karşısındaki grubun aldığı pozu tam fotoğraf karesine hapsetmeyi başaracakken bir anda objektifi ve grup arasında sarışın bir baş girdi. Sapsarı uzun saçların çevrelediği baş hızla patlayan flaşa dönerken grup hayalkırıklığıyla ” Aaaaa…. ” lamıştı. Fotoğraf makinesini yüzünden çeken genç adam şaşkınlıkla kendisine bakan genç kadınla gözgöze geldi.

- Spike pozu yakalayabildin mi?

- Yakalayamadım…

Genç kadın bir somurtmuş gruba bir Spike isimli genç adama baktı. ” Affedersiniz benim hatam. Çok dalgındım… ” Spike bir kaşını kaldırarak duyduğu en tatlı sesle özür dilemeye çalışan, yanakları utançla kızarmış genç kadının ela yeşil gözlerine baktı. Üzerindeki bacaklarını sıkıca sarmış kotu , pembe kazağı ve montu içinde dikkatleri çekecek kadar güzeldi.

- Gerçekten çok özür dilerim.

Genç kadın geri geri yürürken bir yandan da özür üzerine özür diliyordu. Spike onun bu alt üst olmuş haline dayanamayıp gülümseyince genç kadın bir an sendeledi. Spike daha da sırıtıp gruba döndü. ” Yeniden sıkışın ! ” ” Ama yaaa… ” Grup üfleyerek sıkışmaya çalışırken uzaklaşan genç kadın geri dönüp bir kez daha fotoğraf makinesini gözlerine kaldıran genç adama baktı.

Gördüğü en güzel gözlere sahip , müthiş gülümseyen , çok yakışıklı bir adamdı. Üzerindeki kotu , kalın kazağı ve atkısıyla dengesini bir daha bulamayacağı şekilde bozmuştu. Genç adamı bundan sonra karşılaştığı her erkekle kıyaslayacağını bilerek gülümsedi. Günü ve hayatı sonsuza dek değişmişti…

******************************

- Buffy hadi ama seni bekliyorum !

- Geldim !

Sarışın genç kadın erkeklerin bölümünü geçip koşarak bayanların bölümüne arkadaşı Willow’ un yanına geçti. Koltuktaki bayanın saçlarını kurutmaya başlarken Willow koşup gelen müşterileri paylaştırmaya başlamıştı. Çalıştığı kuaför New York’ un en ünlü kuaförüydü. Hem bayanlara hem de baylara en mükkemmel hizmeti aynı anda verebilmesiyle ün yapmıştı. Kadının saçlarını kuruturken aynada gözüne çarpan bir görüntüyle dondu.

O gelmişti! Genç adam bir koltuğa oturup dergilerden birini aldı ve karıştırmaya başladı. Willow çok geçmeden onun yanına gelerek birşeyler konuşmuş ve genç adam gülümseyerek saçındaki bereyi çıkartarak sarı saçlarını muzipçe karıştırmıştı. Willow gülümseyerek içeriyi gösterince adam kalkıp onu takip etti ve tabii Buffy’de fırtına gibi peşlerinden gitti. Willow Spike ‘ın omuzlarına bir havlu yerleştirmiş saçlarını yıkamak için hazırlanıyordu.

- Ben yapayım Wil.. Sen yerime bakabilir misin ?

Willow fısıldayan arkadaşına dönüp aynı tonda ” Neden ? ” derken Buffy dudaklarıyla yalvaran bir ” Lütfeeeennn … ” demiş ve Will gözlerini devirerek başlığı onun ellerine bırakmıştı. Buffy suyun sıcaklığını kontrol ederek gözlerini kapatmış bekleyen genç adama baktı. Kalbi yerinde sanki can çekişen bir kuşmuş gibi çırpınıyordu. Birazcık şampuanla genç adamın yumuşacık sarı saçlarını yıkamaya başladı. Spike hmmlayarak memnuniyetini belirtirken Buffy gülümseyerek iyice köpüklenmiş saçları okşarcasına yıkamaya devam etti. En sonunda Spike’ ta parmakların sahibini merak etmişti. Genç kadına bakabilmek için gözlerini açtı.

İşte o an Buffy heyecandan telaşa kapıldı ve eli kayınca bolca köpük Spike ‘ın gözlerini dolduruverdi. Genç adam acıyla gözlerindeki köpükleri silerken şefi de koşturarak yanlarına gelmişti. ” Ne yapıyorsunuz bayan Summers ? ” ” Özür dilerim gerçekten ben… ” Spike gözlerini suyla yıkarken Buffy koşarak oradan uzaklaşmıştı…

*****************************

Kapıyı hafifçe aralayarak içeri girdi. ” Tamam şimdi sağa dön ! ” Spike karşısındaki mankene talimat verirken Buffy yine birşeylerin ters gitmesinden korkarak tedirgince birkaç adım ilerledi. ” Yardımcı olabilir miyim ? ” Uzun boylu , iri yapılı , esmer genç bir adam gülümseyerek yanına gelmişti.

- Ben şey…

Elindeki bereyi avuçları arasında sıkarak Spike’ a bakarken Spike onu fark ederek makinesini boynuna bıraktı. ” Yine mi sen ? Bu seferki bubi tuzağın ne bakalım ? ” Buffy kızararak elindeki bereyi ona uzattı. ” Bunu unutmuşsunuz… Tekrar özür dilerim… ” Spike bir gözünü sakarlığını hatırlatırcasına ovuşturup güldü. ” Kendini bana affettirmek istiyorsan senden birşey isteyebilirim. ” ” Nedir ? ” Spike onu kolundan çekiştirip az önceki mankenin poz verdiği sahneye çıkardı. ” Bana güzel bir gülümseme verebilirsin. ” ” Ama ben hiç fotojenik değilimdir. ” Spike onu baştan aşağı süzerken genç kadın titremekten kendini alamamıştı.

- Kendini benim gözümde görmüyorsun da ondan… Hadi bayan Summers soyadınıza yakışır bir gülümseme istiyorum.

Buffy onun adını hatırlamasına sevinerek gülümsedi. ” Buffy… ” ” Buffy… Güzel isim ve hakkını ver bakalım. ” Buffy çekingence gülümsemeye çalıştı. ” Hadi ama ortağım olacak şu suratsız bile senden daha iyi gülümsüyor. ” ” Suratsızın bir adı var : Angel ” Buffy ilk kez rahat bir gülümsemeyle atışan iki arkadaşa bakarken Spike hızlıca birkaç pozunu çekmişti bile. ” Çok güzel… Bana içinden geldiğin gibi poz verebilirsin. Sadece… Gülümse… Çok güzel gülümsüyorsun… ” Buffy kızararak gülümserken Spike durmadan deklanşöre basıyordu. Sonunda rulosu bitince onun rulosunu da zulasına attı.

- Bir dergi için yeni bir yüz arıyorum. Farklı, güzel, sıcak… Bence o sensin ama çektiğim diğer adaylar arasından seni seçerler mi bilemiyorum. En azından benim oyum senindir.

Buffy iyice utanarak gülümsedi. ” Aklımda mankenlik gibi birşey yok aslında… ” ” Bu bildiğin mankenlik gibi birşey değil. Eğer seni isterlerse çok büyük makyaj malzemeleri şirketleriyle sadece yüzün için anlaşma yapma şansın olacak. Çok para kazanabilirsin. ” ” Yapabileceğimden emin değilim malum ben çok sakarım ya… ” Angel ve Spike kahkahalarla gülmüşlerdi. Buffy selam verip çıkacakken ikisi de birer koluna yapıştı. ” Bizimle yemeğe kal ! ” Onu da beraberlerinde pizzacıya sürüklerken Buffy yeni arkadaşlarından gayet hoşnuttu…

***************************

- Hadi Buff !

- Geldim !

Buffy kaskını geçirerek koşturdu. Spike ve Angel çoktan kasklarını giymişler ve motorlarına binmişlerdi. Buffy pistin kenarına geldi. ” Şimdi ne yapacağım ? ” Angel birşey diyecekken Spike gülümseyerek elini genç kadına uzattı. ” Tabii ki motorumu şereflendireceksiniz prenses. ” Buffy kıkırdayarak Spike’ ın arkasına atlayıp kollarını beline sardı. Angel bir an onlara baktıktan sonra motorunu çalıştırmıştı.

İki motor hızla ancak yarışırmış gibi değil de geziyormuş gibi pisti turlamaya başlamışlardı. ” Bu harika bi şey ! ” Buffy mutlulukla bir kahkaha atmış , suratına esen rüzgarı kucaklamak ister gibi kollarını iki yana açmıştı. Spike’ ta gülerek onun bu çocuksu neşesini izliyordu.. Her ne kadar Buffy ona her sarıldığında vücudu gerilse de halinden hoşnuttu.

Biraz hız biraz da Angel ‘ın bilerek gerilemesiyle birinci olunca Buffy çok sevinmişti. Dönüp Spike’ a sarılınca genç adam bir an öylece donmuş sonra genç kadına sıkıca sarılarak havaka kaldırıp çevresinde döndürmüştü. Bıraktığında Buffy’ nin yanakları al al olmuştu. Sembolik kürsüye çıktılar ve piknik için getirdikleri şampanyayı fışkırtarak patlattılar. Buffy suratından akan şampanyasını yalarken bunun hayatının en güzel günü olduğunu düşünüyordu…

***************************

Tab ettiği filmlerin arasında dolaşırken hepsinin aynı kadına ait olduğunu fark etti. Son günlerde ondan başka kimseyi çekmek istemiyordu zaten. Gülümseyen , çocukça muzipliklerle poz vermiş ya da kendisi fark etmese bile seksi bir bakışla objektife bakmış genç kadının fotoğraflarından birini alıp dalgınca baktı. Yüzüne engel olamadığı bir gülümseme yayılıyordu. Buffy hayatına girdiği andan beri hiçbirşey eskisi gibi değildi. Hayatına kahkaha, heyecan, karışıklık ve hiç ummadığı bir sevgi getirmişti. Ona aşık olmaya başladığının farkkındaydı ve bunun karşılıksız olmadığını hissediyordu.

Son ruloyu da alıp açtı ve tab için kullandığı özel solüsyonu raftan aldı. Kutuyu yarısına kadar boşaltmıştı ki zilin çaldığını duyunca kutuyu rafa öylesine koyup koştu. Düşüncelerini meşgul eden kadın karşısındaydı işte. ” Mesajını aldım. ” ” Gel çok iyi haberlerim var. Dergi sen ve bir başka kız arasında bir seçim yapamadı ve ikinizle özel birer çekim yapmamı istiyor. Sonuçlara göre karar verecekler. ” Buffy heyecanla ellerini çırptı.

- Buna inanamıyorum !

- İnan tatlım ve bir an önce çekimlere başlamalıyız.

Spike hemen makinesini kaldırıp birkaç pozunu çekti. ” Hey sahneye geçmem gerekmez mi ? ” ” Karar verdim senin hep doğal pozlarını yakalamaya çalışacağım. Öyle çok daha güzel çıkıyorsun ” Buffy Spike ‘ın iltifatıyla kızarıp gülümserken Spike çevresinde dolanıyor ve değişik açılardan fotoğraflarını çekiyordu. Bir an duraklayarak genç kadının yüzüne düşmüş uzun, sarı bir bukleyi geriye doğru attırdı. Buffy öylece durmuş ela yeşil gözlerini açmış ona bakıyordu. ” Tanrım… Bana böyle bakmana dayanamıyorum… ” Parmak uçlarını pürüzsüz yanağında dolaştırırken iyice Buffy’ e sokulmuştu. Genç kadın kendisine eğilen başı karşılamak için başını hafifçe yukarı kaldırdı.

Birden kapı açıldı ve tanıdık bir ses duyuldu. ” Spike sana kaç kere daha anahtarı şu kapının üzerinde bırakma diyeceğim. Amma kalın kafan varm… ” Angel bir eli kapının tokmağında donarak öpüşmek üzere olan çifte şokla bakakalmıştı. ” Angel… ” Spike kapıya doğru bir adım atarken Angel çantasını omuzuna atıp geri döndü ve içeri bile girmeden gitti. ” Ne oldu ? Neden gitti ? ” Spike içini çekerek Buffy’ e döndü. ” Onu anlıyorum… Eminim o da benim şimdi yapacağım şeyin nedenini anlıyordur… ” Buffy soramadan Spike eğildi ve dudaklarını örttü. Buffy uzun zamandır beklediği tadı karşılarken kollarını genç adamın boynuna dolamıştı…

******************************

Spike ‘ın masası üzerine yaydıkları kareler içinden bir seçim yapmaya çalışıyorlardı. ” Hepsi çok güzel ama sanki hepsi eksik… Birkaç rulo daha çekmek istiyorum. ” Spike karanlık odaya giderken Buffy fotoğraf karelerindn birini aldı. Bunda havaya öpücük atıyordu. Bir makas alıp fotğrafı kesti ve Spike’ ın duvarda çerçeve içindeki resmine yapıştırdı. Sanki Spike ‘ı yanağından öpüyormuş gibi duruyordu. Gülümseyerek parmak uçlarını genç adamın yakışıklı yüz hatlarında gezdirdi.

O kadar eğilmişti ki masanın üzerindeki koca bir bardak kolayı devirivermişti. Bir sürü fotoğrafla onun kazağı ve kotu da battı. Buffy umutsuzca inlemişti. Niye bu kadar sakardı ki ? Aceleyle kotunu ve kazağını çıkarıp Spike’ ın gömleklerinden birini giydi ve kıyafetlerini makineye attı. Spike elinde fotoğraf makinesiyle çıktığında üzerinde sadece bir gömlekle ona dönmüş genç kadının güzelliği karşısında soluğu kesilmişti. Elleri otomatikman kalktı ve seri hareketlerle onun bu en masum, en tatlı ve en çekici halini karelere hapsetmeye başladı.

Kısa sürede bir rulo bitmişti bile. ” Kahretsin ! Tam da havaya girmiştim. ” Buffy hızla karanlık odaya koştu. ” Ben getiririm ! ” ” Raftalarda Buff. ” Genç kadın rafları taradı ve sonunda ruloları buldu. Almak için uzandı ancak pek yetişememişti. Parmak uçlarında yükselip kutuyu çekmeye çalıştı ama kutu başka bir kutuya çarptı. Spike ‘ın çok daha önceden kapağını açık unuttuğu, fotoğraflarını tab etmekte kullandığı solüsyonun kutusu aşağı yuvarlandı ve içindekiler olduğu gibi Buffy’ nin yüzünde döküldü.

- Gözlerim !

Buffy acıyla bağırarak yere devrildi. ” Gözlerim ! “ Spike korkuyla içeri daldığında yerdeki kutuyu ve acıyla kıvranan Buffy’ i görmüş , anında neler olduğunu anlamıştı Hızla genç kadını kucakladı ve hastaneye yetiştirmek için koştu…

*********************************

- Gözlerim ! Ahhh! Spike dayanamıyorum !

Sedye hızla ameliyathaneye çıkarılırken Spike duvarı yumruklayarak ağlamaya başlamıştı Başını elleri arasına alarak zorlukla sandalyelerden birine çökerken Angel koşturarak yanına geldi. Bir saat sonra doktor yanlarına geldiğinde Spike hayatının en acı , en kötü haberini almıştı. Buffy artık göremeyecekti…

******************************

Yatakta gözleri bandajlı sessiz , durgun oturan genç kadına bakarken bile içi eziliyordu. Sanki tüm yaşam enerjisi alınmış gibiydi. ” Buffy… ” Genç kadın başını yavaşça yatağın diğer yanına çevirince Spike içeriye adım dahi atamadı. ” Özür dilerim… ” Yavaşça dönüp odadan ve Buffy ‘nin hayatından çıktı…

******************************

- Peki şimdi ne olacak doktor bey ?

- Sabredeceksiniz bayan Summers. Yeni yaşamınıza alışabilmeniz için bazı kurslar…

- Ben görmek istiyorum ! Ben…

Buffy hıçkırınca doktor gözlüklerini iterek Buffy’ nin yanında oturan Angel’ la kısa bir an bakıştı. ” Aslında … Bir nakil durumu olabilir ama henüz test sonuçlarını almadığımız için size henüz söylemeyi düşünmemiştik. ” Buffy heyecanla Angel’ ın kolunu sıktı. ” Duydun mu Angel ? Belki de yeniden görebileceğim… Ne zaman kesinleşir doktor bey ? ” ” Sanırım iki gün içinde sonuçları alırız. ” Buffy bu yeni umut ışığıyla Angel’ a sarılırken genç adamın ellerini sıkı sıkıya yumruk yaptığını görememişti…

******************************

Motorunu son süratle sürerken lastiklerin yanmasını , kokusunu , tribünleri , motorun gürültüsünü adeta içine çekiyordu. Attığı en hızlı turu keskin bir dönüşle bitirdikten sonra kaskını çıkararak elini sarı saçlarından geçirdi. Angel kollarını kavuşturmuş ona bakıyordu. Spike motorundan indi. Anahtarını çıkardı ve Angel’ ın avucuna bırakarak döndü. Arkasına bir kez bile bakmadan pistten uzaklaştı…

******************************

- Kontratı iki yıllık yapmıştık sorun yaşamazsın. Prestijimiz sana müşteri kazandırmaya devam edecektir.

Minik bir motorsiklet modelini de kutusuna koyarak mavi gözlerini sertçe kendisine bakan arkadaşına kaldırdı. ” Neden gidiyorsun ? Neden kalmıyorsun ? Ona bir şans ver Spike… ” Spike içini çekip gülümsedi. ” Veriyorum zaten… Seninle mutlu olacak biliyorum. Ben burada olmazsam sizin için daha kolay olur. ” Spike elini uzatıp Angel’ ın omuzunu sıktı “Sana güveniyorum… ” Angel gözleri dolmuş hırsla onu geri itti. Ellerini iki yanında yumruk yapmıştı.

- Bana güvenme lanet olası ! Şu anda nasıl hissediyorum biliyor musun ? Seni evire çevire dövmek istiyorum ! Sarılmak ve hıçkırarak ağlamak istiyorum ! Gitme demek istiyorum ama biliyorum gideceksin. Git ! Durma…

Spike ‘ta gözleri dolu dolu son kez en yakın arkadaşına baktı ve kutusunu da alarak çıktı. Angel öfkeyle iki elini de duvara vurdu , ardında duvarın dibine sızarak hiç durmayacakmış gibi ağlamaya başladı…

*********************************

- Bandajları açıyoruz… Kendinizi zorlamayın bayan Summers. Gözlerinizi yavaş yavaş açın.

Buffy derin bir nefes alarak gözlerini araladı. Bir ışık hüzmesi süzülerek dünyasına sızmıştı. Biraz daha açınca tam önünde mumları yanan kocaman bir pasta gördü. Angel gülümseyerek pastayı tutuyordu. ” Görüyorum Angel ! Görüyorum ! ” Genç adam eğilip onu öptü. Buffy bir an şaşırdıysa da tepki göstermemişti. ” Hadi bakalım söndür mumları ! Bugün yeniden doğdun ! “

*******************************

Buffy acı hatıralarla ayrıldığı eve girerken çok tedirgindi. Studyo ve ev aynı gibiydi ama aynı olmadığını biliyordu. Spike’ sızdı… Onun yokluğunu hemen hissetmişti. Acısı yüzünden onu kendinden uzaklaştırmış ve o da buna dayanamayarak şehri terk etmişti. ” Nereye gittiğini gerçekten bilmiyor musun yoksa söylemiyor musun Angel ? ” Angel içini çekerek duvara dayandı ve kollarını kavuşturdu. ” Anlıyorum… ” Duvarda sadece kendisinin havaya attığı öpücüğün bulunduğu fotoğrafa bakıp yutkundu…

*********************************

- Buffy ! Buff! Bunu görmelisin !

Angel koşarak yanına geldi ve henüz kılıfı içindeki dergiyi kaldırdı. Buffy şaşkınlıkla kapaktan kendisine gülümseyen yüzüne bakıyordu. ” Başardın ! Bunu kutlamalıyız Buffy başardın ! ” Angel onu öpüp telefona koşarken Buffy hüzünle derginin kapağını okşadı…

********************************

Yine alev alev yaprakların yağdığı bir sonbahar günüydü… Yoğun geçen çekimlerden sonra kendini sokağa attı. Ayakları onu bir zamanlar sarışın bir adamla harika zamanlar geçirdiği mekanlara sürüklemişti. Dolaşa dolaşa son durağı olan yarış pistine geldi. Oturup bir süre yarışan motorları izlemişti. İçini çekerek artık onu unutmasını kendine hatırlattı. Yakında Angel’ la nişanlanacaklardı ve hala onu düşünmesi iyi değildi. Toparlanıp ayrılmak üzere kalktı ve işte o zaman onu gördü.

Pistin dışındaki parkta bir bankta oturmuş kocaman sarı tüylü bir köpeği seviyordu. Köpeğin ağzındaki topu alıp attı ve hayvan geri getirince başını okşayıp topu yeniden attı. Sarı saçlarından gülüşüne aynı adamdı. Özlediği, doyamadığı, unutamadığı, sevdiği… Zorlukla yutkunup banka ilerlerken Spike’ ın ne tepki vereceğini bilemiyor , korkuyordu. Genç adam güneş gözlüklerini itip bir kez daha gülerek topu attı. Köpek koştururken Spike’ ın hemen yanındaki büyük bir kağıt uçarak onun ayakları dibine düşmüştü.

Buffy eğilerek kağıdı alıp çevirdi. Bu onun fotoğrafıydı ! O ilk gün… Spike ve grup arasında girdiğinde şaşkınlıkla dönüp baktığı anda çekilen fotoğraftı. Bunca zamandır bu resim Spike’ ta mıydı ve hala yanında taşıyordu…? Gülümseyerek Spike’ a baktı ve…

Spike elini yanına atınca boşluğu kavradı. Telaşla elini bankın üzerinde dolaştırmaya başlamıştı. Sanki…

Buffy bağırmamak için elini hızla dudaklarına kapadı…

******************************

- Biz hazırız doktor…

Spike hemen yanındaki sedyede yatan sevdiği kadına son kez baktı. Uzanıp onun elini tuttu , birkaç saniye sıktı. ” Ben de hazırım. ” Bütün ekip bir an gözgöze geldi. Hatta hemşirelerden biri ağlıyordu galiba… Spike ‘ın sedyesi biraz daha yana doğru çekilince Buffy ‘nin eli elinden kurtuldu. Bir hemşire yüzüne gözlerini açıkta bırakan bir örtü örterken Spike gözlerini sıkıca yumdu ve bir damla yaşı serbest bıraktı…

******************************

- İşte böyle bay Pratt… Her geçen gün daha iyiye gidiyorsunuz.,

Spike sadece hafif bir tebessüm etti. Koluna girdiği hemşireyle koridorda yürümeye alışıyordu. Koridoru geçerken ne camlardan içeriyi doldurmuş güneşi , ne de önündeki bir odadan koluna girdiği hemşireyle çıkan genç kadını gördü. İki gözleri da bandajlı kadın ve erkek yanyana geçtiler. Koridorun iki ucuna… Hayatın iki ucuna…

*******************************

Buffy dizleri titrese de zorlukla yürüyerek elindeki fotoğrafı Spike’ ın eline bıraktı. Genç adam birden gözle görülür bir şekilde rahatlamıştı. ” Teşekkür ederim… ” Buffy gözyaşları sicim gibi akarken sesini zorlukla bastırıyordu. Spike cebinden bir sopa çıkarıp açtı. Köpek hemen tasması için yanına gelmişti. Köpek önde Spike arkasında yavaş yavaş yürüyerek uzaklaşırken Buffy çığlıklarını , haykırışını , isyanını zorlujla dudaklarına hapsetti. Az önce sevdiği adamın kalkıp sonsuza dek hayatından çıktıp gitti banka yığıldı…

*******************************

Aşk nedir ? Nasıl aşık olunur ? Tadarak mı ? Dokunarak mı ? Görerek mi ?

Annemizden , babamızdan, en yakın arkadaşımızdan bile daha fazla severiz o yabancıyı.

Adınızı söylediğinde sanki tüm dünyanın güzelliklerini isminize sığdırmış gibi hissedersiniz.

Aşık olduğumuzda herşeyi unuturuz.

Sevdiğimiz dışında herşeyi…

Aynı ölüm gibi büyük bir unutuş…

Herşeyi unuturuz…

Unutmayı özlediğimiz , unutabilmek için tanrıya yalvardığımız ne varsa…

Aşk diğer bütün duyguları yok eder.

Bütün düşünceleri yok eder.

Sizi yok eder.

Herşeyi yok eder…

Ama yine de severiz.

Çünkü sevmek bizi biz yapar , bağlar , bütünler , büyütür…

Acı duymaz mıyız ? Elbette !

Öfke ? Kesinlikle !

Pişmanlık ? Çok fazla…

Ama yine de severiz. Sevmek güzel şeydir çünkü…

THE END

 
4 Comments

Posted by 14/02/2011 in Darkangel

 

Etiketler: ,

Fanfiction Bir Sanat Mıdır?

Benim blogcu kimliğimden çok önce var olmuş ve aslında benim nette bilinen özelliğim bir fanfiction yazarı olmamdır. Daha önce hiç bir fanfiction okuyanınız olmuş mudur bilmiyorum ama okumamış olanlar için ufak bir özetle konuya giriş yapmak istiyorum. Fanfiction bir kitabın, dizinin, filmin, şarkının, tiyatro eserinin veya gerçek kişilerin hayalle buluşturularak yaratılmasıyla oluşturulmuş hayran kurgusudur. Özellikle son yarım yüzyılda fanfictionun internetin yayılmasıyla birlikte yayılıp büyüdüğünü, artık işin amatörlükten giderek profesyonelliğe dönüştüğünü söyleyebilirim. Artık pek çok kişi fanfictionu ayrı bir edebiyat dalı gibi algılamaya başladı.

Fanfiction bazen tamamen size ait karakterlerle yazılabileceği gibi yukarıda bahsettiğim esin kaynaklarıyla da yazılabilir. Bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir peki? Avantajları hikayenizde kullanacağınız karakterler elinizin altında hazırdır. İsim aramak, mekan yaratmak ve karakterleri sil baştan yapmanıza gerek yoktur. Ayrıca isterseniz sadece o karakterin adını alır onu bambaşka bir kişile büründürür ve olmayacak hallerde yazabilirsiniz de. Dezavantajı fandomun okuyucularının değişiklikleri kabullenememesi, fanfictionun esinlenerek yaratılması yüzünden orjinal olarak görülmemesi ve küçümsenmesi gibi etkiler de var. ” Aaa işte bak fangirl işte yazmış gene ” şeklindeki ithamlarla sık sık karşılaşabilirsiniz ben çok karşılaştım çünkü :D

Pek çok yazar mesela Stephen King ve Rowling fanfictionu destekleyen yazarlardır. Kuşkusuz Harry Potter evreninin bu derece yayılmasında fanfictionun büyük etkisi vardır. Çünkü Severus Snape gibi bir karakteri yazarı bile çileden çıkaracak kadar popüler kılan şey fanfiction olmuştur. Ayrıca son kitap yayınlandığında pek çok kişinin Rowling için ” Çok fazla fanfic okumuş etkisinde kalmış ” dediği de bilinmekte. :D Büyük stüdyolar ve film üretim şirketleri de fanfictiona destek vermektedirler. Star Wars ve Star trek konusunda yazılan binlerce fanfic buna bir örnektir mesela. Tvde de pek çok yapımcı dizilerinin tanıtımının yayılması için fanfictiona destek verir. Mesela Buffy’nin yaratıcısı Joss Whedon ve Babyloon 5 in yaratıcısı J. Michael Straczynski gibi.

Ama bazı yazarlar kesinlikle eserleri hakkında fanfic yazılmasına izin vermiyorlar. Mesela Annette Curtis Klause, Robin Hobb, George RR Martin, Robin McKinley, Anne Rice (Vampirle Görüşme vs ) veya Laurell K. Hamilton (Anita Blake serisi) fanfictiona karşı yazarlar. Hatta Anne Rice’ın hukuki hakkını sonuna kadar kullandığı biliyor. Ama ne oluyor? Bu tavırları hayranlarının onlardan daha iyi eserler ortaya koyacaklarından, kendi karakterleriyle onlardan daha iyi hikayeler yazacaklarından korktukları anlamına geldiğiyle suçlanıyorlar. Aslında her iki tarafın da kendilerine göre haklı nedenleri var.

İyi bir fanfiction yazmak aslında gerçekten çok zordur. Ne kadar hazırlıklı olursanız olun hikayenizin oturacağı bir temel, gelişeceği sağlam bir kurgu, okuyucu etkileyecek bir anlatımı ve bağlayıp beğeniyle noktalanacağı bir finali yoksa başarısızlıkla karşılaşabilirsiniz. Fanfiction en az orjinal hikayeler kadar yazanı yoran ve okuyanı da etkileyen hikayelerdir. Ancak unutmamak gerekir ki fanfiction ticari bir amaç olarak kullanıldığı anda telif hakkı yasasına dahil olur. Bu yüzden biz fanfiction yazarları hikayelerimizi herhangi bir ücret almadan yorum karşılı yayınlarız. :D

Biraz da fanfictionun genel tanımlamalarından bahsedelim,

Fanfiction genellikle dört katagoride yayınlanır, Slash, Heterosexual, Femslash ve General. Dalları,

Angst: Hikayenin içeriğinde genellikle şiddet olur, şiddet yoksa bile karanlık hikayelerdir.

AU: Alternative Universe yani Alternatif Dünya anlamına gelir. Mesela siz Harry Potter’ın karakterlerini alıp onları misal doktorlar olarak yazıyorsanız o hikaye AU hikayedir.

Canon: Tamamen uyarlandığı esere bağlı kalan hikayelerdir.

Crossover: İki ayrı fandomun karakteleriyle veya evranleriyla bir hikaye yazmaktir. Mesela Buffy ve Supernatural’in karakterlerini bir iblisin peşine takarsanır o hikaye crosscover olur.

Fandom: Hikayelerin yazıldığı eserin hayran kitlesi için kullanılır genellikle.

Fluff: Bunlar hafif, kısa ve atıştırmalık hikayelerdir.

One-Shot: Tek bölümlük hikayelere verilen addır.

Slash: İki erkek karakteri çift olarak yazdığınız zaman o hikaye slasha girer. Mesela Angel/Spike, Harry/Draco, Arthur/Merlin, Kaptan Kirk/Spak, Legolas/Aragorn, Lex/Clark, Sasuke/Naruto, Kame/Jin bilinen slash çiftlerin başında gelir.

Smut: Basbayağı cinsellik içerek hikayelerdir.

Dereceler R (Herkes okuyabilir) den başlar NC-17 (Sadece 17 yaş ve üzerine yöneliktir) ibaresine kadar devam eder.

Şu sıralar blog alemine de hikaye yazıp yayınlama hevesi hakim olmuşken konuyu biraz aydınlatıp okuyucuları şimdiden karşılaşacakları şeylere hazırlamak istedim. Ben yaklaşık olarak 6 yıldır fanfiction yazıyor ve yayınlıyorum. Bunun son 4 yılında kendi forumumunda yürüttüm önceden de üyesi olduğum forumlarda yayınlıyordum. İlk hikayem benim en fazla bilinen hikayem olan ANGEL SEZON 6-7 dir. Onu takiben onlarca hikaye yazdım. Benim yazdığım fandomlar BTVS/ANGEL – Harry Potter, Merlin, Animeler ve son olarak birkaç ay önce başladığım AKAME. Ayrıca çok yakında Supernatural’i de yelpazeme ekleyeceğim. Ben daha çok slash yazan biri olarak bilinmekle birlikte hemen her dalda hikayeler yayınlamışımdır. Hikaruivy benden burada bir hikayemi yayınlamamı istemişti. Ben de burayı fanfictiondan ayrı tutmak ve diğer ilgi alanlarımı paylaşmak için açtığımı söylemiştim. Ama şimdi bakıyorum bir hikaye furyası başlamış neden olmasın bir örnek hikaye atabilirim.

PS : Hikaye benim çok çok sevdiğim, kalbimde özel bir yeri olan bir şarkı sayesinde çıktı. Yani buna bir songfic de diyebiliriz. Şarkıyla birlikte okumanız tavsiye olunur. Huzur içinde yat Hide, bu şarkı için binlerce teşekkürler Yoshiki.

DERECE : NC-17

TÜR : SLASH (Male/Male – Eğer tür sizin için öğğhhse şimdiden devam etmemeniz önemle tavsiye edilir)

DAL: Smutt, Angst

RAİN… HARRY / DRACO

*************************************

FİCİMİZİN SOUNDTRACKI

ENDLESS RAİN – X JAPAN

I’m walking in the rain,
though everything seems to be hurting me for some reason.
There is only nothing.
Just kill me now … as I roam forever.
Until I can forget your love.

To me sleep is a confusing, narcotic
that only quiets the beating heart.
All my love seems to flow from my body like a heart felt memory.
I keep my love for you to myself.

*Endless rain, fall on my heart In this wounded soul.
Let me forget, all of the hate, all of the sadness,

Days of joy, days of sadness slowly pass me by.
As I try to hold you, you are vanishing before me.
You’re just an illusion.
When I am awake, my tears have dried in the sands of sleep.
I’m a rose blooming in the desert.

It’s a dream, I’m in love with you.
Hold me warmly in your arms.
I awake from my dream
I can’t find my way without you

The dream is over.
I can no longer hear the voice of your gentle words.
Floating off tear stained walls.
So awakening in the morning, I’ll move into my dreams …
until I can forget your love.

repeat *

Endless rain, fall on my heart, in this wounded soul.
Let me forget, all of the hate, all of the sadness.
Endless rain, let me stay a memory in your heart.
Let me take in your tears, take in your memories.

**********************************

Yürüyorum… Yağmurun altında… Her şey bir şekilde bana acı veriyor. Yağmurun kokusu… Yumuşaklığı… Tane tane yüzüme çarpan, bedenimi döven damlaları… Sessizliği… Sesi…

Yavaşça gülümsedim, elimi sırılsıklam olmuş ve sadece ıslakken karmakarışık görünmeyen saçlarımın arasından geçirdim. Siyah tutamlar alnıma dökülerek şimşek şeklindeki izi kapatırken biraz uzadıklarını fark ettim. Ama seninkiler kadar değil zaten uzatsam bile asla seninkiler gibi olamazlar. Yavaşlayan yağmur damlaları arasından süzülen güneş kadar sıcak sarı saçların gibi… Nasıl gülümseyebildiğimi bilmiyorum. İnsan kalbi böylesine bir acıyla inlerken nasıl gülümseyebiliyor ? Çünkü… Seni sevmek acı verdiği kadar mutluluk da veriyor. Dünyada hiçbir iksir ustası böyle bir iksiri yaratamaz. Acıyı ve mutluluğu bir seferde kalbe verip sonsuza dek ikiye ayıramaz.

Başımı kaldırarak kopkoyu gökyüzüne baktım. En çok böyle yağan yağmuru seviyorum. Bardaktan boşalırcasına ama fırtına olup gürlemeyen. Sessiz sessiz, usul usul, onu izlemene izin vererek… Adımlarım durakladı ve yağmuru seyrettim bir süre. Biliyorsun, gökyüzü ve yeryüzü asla birbirine kavuşmayacak iki şeydir. Ama bir şey var… Yağmur… Şu anda yağarken incecik binlerce ip görüyormuş gibiyim. Gökyüzünü ve yeryüzünü birbirine bağlayan, kavuşturan… Demek ki imkânsız değil. Hiçbir şey imkânsız değil. Sana bunları söylesem ne diyeceğini biliyorum. Güleceksin önce ve sonra şöyle diyeceksin;

Yağmur her zaman biter. Her şeyin bir sonu vardır. Mucizelerin bile…

Tekrar yürümeye başladım. Ayaklarım yumuşamış toprağa hafifçe gömülüyor. Yağmurun, yeni yeni yeşillenmiş çimenlerin, uzun süredir bir damla suya hasret kalmış toprağın doygun kokuları birbirine karışmış. Sonunda beni beklediğini bildiğim dar sokağa açılan köşeyi döndüm ve her ne kadar kendimi göreceğim şeye hazırlamış olsam da yine de donup kaldım. Omuzlarından birini duvara vermiş, ellerin ceplerinde, başın önüne eğik bir şekilde beni bekliyorsun. En az benim kadar sırılsıklamsın. Başını eğdiğin için saçların yüzüne dökülmüş ve yağmur başından süzülerek sarı saçlarında ışıltılar saçıyor, uçlarına akıyor, oradan damla damla yere düşüyor. Hiçbir ses çıkarmadığımdan emin olmama rağmen sen sanki bir şey duymuşsun gibi başını kaldırdın ve bana baktın. Merlin…

Şimdi beni öldür. Birazdan yanına vardığımda beni öldür. Yanına varmadan önce asanı çek ve beni öldür. Bırak ruhum yağmurun altında yürüsün. Seni unutana kadar… Sonsuza kadar…

Sana dokunmam lazım. İllüzyon olup olmadığını anlamamın tek çaresi bu. Tekrar nefes alabilmemin tek çaresi bu. Baktığım her an bana yağmuru getiren gözlerine çakılmış halde bir adım atınca yavaşça yaslandığın duvarda doğruldun. Şakakların hafifçe kızarmış, dudakların bir şey söyleyecekmişçesine aralık, ıslanarak göğsüne yapışmış gömleğini indirip kaldıran nefeslerin sıklaşmış. Ellerini ceplerinden çıkarıp bana doğru bir adım attın. Sonra… Sonra ne oldu tam olarak bilmiyorum.

Birden bire seni kendime çekmiş veya sana çekilmiş halde buldum kendimi. Dudaklarım dudaklarını parçalıyor. Nefesin nefesim. Omuzlarını kavrayarak seni az önce doğrulduğun duvara çevirip yapıştırdım ve bedenimle bedenin arasında mesafe kalmayana kadar sana sokuldum. Beni istiyorsun. Seni istediğim kadar. Hafif bir ses dudaklarının arasından kurtuldu. İnlemek için bile kendine izin vermiyorsun biliyorum ama senin bu kontrolünü kırmak çok hoşuma gidiyor. Benim için inlediğini duymak…

Ellerimi yağmurun yumuşaklığıyla yarışan yumuşaklıktaki saçlarına daldırarak başını iyice kendime çektim. Bu hem yağmura hem sana dokunmak gibi… Tepemizde olanca gücüyle yağan yağmur, sıcak kollarının arasında ben, bu yeterli. Dudaklarını benim için açtın ve ben ölmeden önce cennete girmek ne demek bir kere daha anladım. Yağmur yüzlerimizden akıyor, dudaklarımız arasından süzülüyor, hem seni hem de yağmuru içiyorum. Hiç böyle bir öpücük paylaşmamıştım. Kalbim patlayacakmışçasına mutlu, hızlı, şimdilik acıyı uzak köşesinde saklıyor.

Parmaklarım ıslak gömleğini açarken seninkiler benden daha sabırsız, önce ceketimi omuzlarımdan sıyırıp yere attılar, sonra gömleğimi tutup ikiye ayırdılar. Düğmeler iki duvar arasına savrulurken gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Ama biliyorum ki sana kontrolünü böylesine kaybettiren tek kişi benim. Ellerin geniş göğsüme dolaşıp boynumda birleşti ve beni daha da kendine eğerken kendini sertliğime sürtüşünü hissettim. Çoktan hazırsın değil mi ? Ama ben her şeyi yavaşlatmak isterken senin hızlandırmaya çalışman iyi olmuyor. Dudaklarım boynunda gümbür gümbür atan damara kayıp öperken titreyişini hissettim. Soğuktan değil, aksine bedeninin içinden yükselen ateşten titriyorsun.

Elimi birbirine yapışmış bedenlerimiz arasından kaydırarak ıslak pantolonun üzerinden seni kavradım. Oh evet hazırsın. Dudaklarını ısırdığını görebiliyorum. Gözlerin kapalı, ısırdığın dudakların kıpkırmızı olmuş, inlememeye çalışırken kendini elime itmeye karşı koyamıyorsun. Seni ıslak kumaşların üzerinden okşamak çok ilginç bir deneyim ve sanırım senin oldukça hoşuna gitti. Saçlarımı kavrayıp çekiştirince mesajı aldım. Daha fazla beklemeye dayanamayacaktın. İçimi çekerek pantolonunun kemerine uzandım. Nefesin ufacık buhar kümeleri olup havaya karışırken inanılmaz derece irileşmiş yağmur rengi gözlerin gözlerimde. Kumaşları ayaklarının dibine iterken dayanamayarak öpücüklerimden şişmiş dudaklarını bir kere daha öptüm. Ben seni öperken senin ellerin benimkilerden daha seri bir şekilde benim pantolonumu açıyordu.

Kollarım arasında dönerek yüzünü duvara verdiğinde dudaklarım ensene kaydı. Sarı saçlarını, onların arasındaki teni öperken titremeye devam ediyorsun. ” Davetiye mi bekliyorsun Potter ? ” Dudaklarım teninde gülümsedi. Böylesine uç bir anda bile başka kim laf sokmaya çalışırdı ki ? Bir adım geri çekildim ve bu inanılmaz manzarayı beynime kazıdım. Yağmur omuzlarına kadar uzanan sarı saçlarından sırtına akıyor, sırtının ortasından kalçalarındaki vadiye kadar süzülüyordu. Hazırlayıcı başka bir şeye ihtiyacımız yoktu. Yağmur seni benim için zaten hazırlamıştı.

Kendi bedenimin denetimini kaybetmenin eşiğinde olduğumu hissedince sana geri döndüm, bir kolumu beline dolayıp seni kendime çekerken, dizimle bacaklarını biraz daha açman için dizlerini itmiştim. Sana sarılmak senin bir illüzyon olmadığını kendime kanıtlamanın bir başka yolu. Ama seni almak… İşte bu senin gerçek olduğunu anlamanın tek yolu. Bunca acının, kaybın, savaşın, ölümün ortasında senin var olduğunu bilmeye öyle ihtiyacım var ki… Her zaman yanımda olmasan bile, olamasan bile, olamayacak olsan bile…

Seni tek hamlede alırken başını geriye atarak inlemenin gırtlağından kopmasına engel olamadın. Sarı saçların benim omzumla boynumun birleştiği yere yayılmış, ellerin birer yumruk olup duvara çarpmış, nefesin kalp atışların kadar hızlı… ” Ah Harry… Uzun zaman olmuştu. ” Sadece bu anlarda bana adımla hitap ediyorsun. Bazen sadece bunun için bile seninle sevişmek istiyorum. Kulağına eğilip ” Biliyorum. ” diye fısıldadım ve kulağının yumuşak derisi öperken yavaşça geri çekilip tekrar içinde ilerledim. Dudaklarım arasından seni biraz daha rahatlatacak cümleler dökülürken gevşediğini ve hareketlerime uymaya başladığını hissetmeye başlamıştım. Bir kolumu belinde tutarken diğerini karın boşluğundan aşağı kaydırıp seni kavradığımda tekrar inledin. Hareketlerimle birlikte seni okşarken kollarım arasında daha da ısındığını görebiliyorum.

Yağmur çıplak omuzlarına ve sırtına döküldüğü anda sanki buharlaşıyor. Ateşin yağmur damlalarıyla mücadele ediyor gibi. O seni söndürmek isterken sen hiçbir fırtınanın söndüremeyeceği bir yangınla yanıyor gibisin. Senin yangının benim. Senin yağmurun benim. Seni ancak ben söndürebilirim. İçine boşalırken alnını duvara dayayıp inledin, elimde doruğa ulaşmadan hemen önce. Yeniden sessiziz, nefeslerimiz düzene girmek için uğraşırken göğsüm sırtına yapışmış halde. Ne kadar böyle kaldık bilmiyorum. Yağmur iliklerimize kadar işlemiş, kıyafetlerimizin giyilecek hali kalmamış. Sonunda ben hafifçe geri çekilince kollarım arasında tekrar dönerek hızla dudaklarıma uzandın. Kolların sıkıca boynuma dolanmış. Bir daha ne zaman görüşeceğiz kim bilir?

Belki senin ölüm haberini alacağım. Belki birileri beni öldürecek. O zaman bir mezar taşı olacak gideceğimiz yer. Yağmur yağarken oturup taşına yaslanacağız, birimizin yarım kalan işi tamamlayana kadar o taş yalnız olmadığını bilecek. Ya sen ya da ben… Bitireceğiz bu savaşı. Kavuşacağımız tek şey bir mezar taşı bile olsa… Eğer bir mucize olmuş ve ikimiz de ölmemişsek… Düşünmek umutları öldürür mü ? Gerçekleşmesini uzaklaştırır mı ? Bazen düşünmekten, hayal etmekten bile korkuyorum. O zaman el ele yağmurda yürür müyüz ?

Sonunda nefes nefese benden uzaklaştın, ellerim tekrar sana uzanmak isterken sadece iki yanıma düştüler. Asanı çıkarıp kıyafetlerini sanki kimse dokunmamışçasına giydin, sonra hafif bir alayla bükülmüş dudakların yere parçaları dağılmış gömleğime bakarken gülümsemeye en yakın haline gelerek kıvrıldılar. Seni uzun zamandır gülümserken görmüyorum. Özlediğim şeylerden biri de bu, hayallerimin bir parçası olan şeylerden biri. Kazanmak için bir neden daha, seni gülümsetmek için kazanmak sanırım gerçekten iyi bir neden.

Asanı benim kıyafetlerime çevirerek benimkileri de vücuduma geri döndürdün, yırtılmamış halde. Eserinden memnun halde asanı iç cebine koyduktan sonra gözlerini bana kaldırdın. Konuşmana gerek yok. Gözlerin her şeyi söylüyor zaten. Unut beni. Acıyı unut, üzüntüyü unut, özlemi unut, anıları unut. Seni zayıf kılacak her şeyi unut.

Başını hafifçe eğip bana selam verdin. Sanki biraz önce benimle çılgınca sevişen sen değilmişsin gibi. Özellikle sinirlendiğim bir şey varsa bu soğukkanlılığın, sonrasında hiçbir şey olmamış gibi çekip gidebilmen. Ben bir enkaza dönmüşken senin sapasağlam bir bina gibi dimdik uzaklaşabilmen. Dönünce bu kez belki de gitmemeni isteyen içgüdülerimin salaklığı yüzünden uzanıp bileğini kavradım. Bir an kolunu çekip kurtaracağını ve gideceğini sanmıştım ama sen yavaşça bana döndün ve o an anladım. Yüzünden süzülen tek şeyin yağmur damlaları olmadığını… Gözyaşlarının olduğunu. Bana arkanı dönüp gittiğin her seferde olduğu gibi. Sen sadece bunu bana göstermeyecek kadar güçlüsün. Elim seni serbest bıraktığında hızla dönüp uzaklaştın. Yağmur altında silik bir siluet olup yok olana kadar izledim seni.

Sonra ben de kendi yoluma döndüm. Senden ayrılmak her seferinde bir rüyadan uyanmak gibi. Hani bedenini ter içinde, bedenini beklentiyle titrer halde, kalbini bir avucun içindeymişçesine sıkan bir rüyadan uyanmak gibi. Seninle sevişmek bir rüya, seni sevmek bir rüya. Senden ayrılmak… Sabahın bir köründe boş bir yatakta ayrılık acısıyla uyanmak. Bu rüyadan her uyanışımda olduğu gibi düşünüyorum, sensiz nasıl yolumu bulacağım ? Gözyaşlarım yüzümden akan yağmura karışıp çeneme ve oradan da yere, senden uzaklaşan yola damlıyorken derin bir nefes aldım. Ne yapacağımı biliyordum.

Bırak beni tekrar rüyaya dalayım. Bırak beni tekrar yağmurun altında yürüyeyim. Seni unutana kadar… Bütün nefretleri, bütün acıları unutana kadar… Senin aşkını unutana kadar… Sonsuza kadar…

THE END

 
15 Comments

Posted by 29/11/2010 in Darkangel

 

Etiketler: ,

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.