Darkangelhome

The Ghost Detective – Hayalet Dedektif


Adı : The Ghost Detective
Bilinen Diğer Adı : Today’s Private Investigator
Korece Adı : Oneului Tamjung
Yönetmen : Lee Jae-Hoon
Senarist : Han Ji-Wan
Tür : Gerilim, Gizem, Fantastik, Polisiye
Bölüm Sayısı : 32
Bölüm Süresi : 35 Dakika
Yapım Yılı : 2018
Dili : Korece
Ülke : Güney Kore

OYUNCULAR

Choi Daniel – Lee Da Il
Park Eun Bin – Jung Yeo Wool
Lee Ji Ah – Sunwoo Hye
Heo Jung Eun – young Sunwoo Hye
Kim Wonhae – Han Sang Seop
Lee Jae Kyoon – Park Jung Dae
Lee Joo Young – Gil Chaewon
Shin Jaeha – Kim Gyeol

KONUSU : Orduda görev yapan Lee Da Il şahit olduğu bir olayı tanıklık yaparak ortaya çıkarması yüzünden ordudan atılmıştır. Özel dedektif olarak çalışmaya başlayan Da Il kayıp çocuk davasında çalışmaya başlar. Ancak kısa bir süre sonra davanın arkasında bir hayalet olduğu ortaya çıkar. Jung Yeo Wool ise kız kardeşi gizemli bir şekilde ölmüş, hayaletleri görebilen bir kadındır. Kız kardeşinin intihar ettiği söylense de o bunun doğru olmadığını biliyordur ve sonuna kadar kardeşinin katilinin peşinde olacaktır. Lee Da Il’e bu davada yardım etmeye başlar. Ancak olaylar beklemedikleri gibi gelişecek, Lee Da Il de hayaletler kervanına katılacaktır.

Dizi reytinglerde ilk yirmi içerisine girememiştir. En düşük reytingi 1.7% en yüksek reytingi ise 4.4% olarak gelmiş.

KİŞİSEL YORUM : Benim gibi gizem ve hayaletleri içeren dizileri sevenlerin hoşuna gidebilecek bir dizi The Ghost Dedective. Ancak senaryosundaki sorunlar ve düzgün bir şekilde işlenmeyen geri dönüşler yüzünden kafa karıştırıcı olduğunu belirtmem gerek. Öncelikle hayaletleri konu alan bir dizide mantık beklememek gerek biliyoruz ama en azından tutarlı bir şekilde hikayesini anlatmalı. Bunu ne yazık ki bu dizde bulamıyoruz.

Baş rolde askerden döndükte sonraki yeni projeleriyle yeniden oyunculuğa dönen Daniel Choi var. Açıkçası kendisini ilk defa bir başrol projesinde seyrettim. Çok uzun boylu olması nedeniyle olsa gerek sahnelerini izlerken biraz kendini ufak gösterme çabası içinde olduğu izlenimini veriyor. Dik durup omuzlarını düzeltmek yerine omuzlarını küçültüp kollarını iki yanında sabit tutarak olduğundan daha ufak tefek görünmeye çalışıyor sanki. Oysa dik durup kendine güvenli bir şekilde yürüdüğü sahnelerde çok daha etkileyici. Ayrıca bence kötü adam veya psikopat rollerinde de başarılı performanslar sunabilir. Dizide bir sahnede ” Korktun mu? ” diye sorduğu bir yer var, izleyince yamuk gülüşü ve ses tonunun ne kadar etkileyici olduğunu anlayacaksınız. Park Eun Bin ile aralarındaki kimya da hoştu ama nedense bu kimyanın üzerine gitmeyerek güvenli sularda yüzmeyi tercih etti dizi. Sanırım ilk defa bir tane bile öpüşme sahnesi olmayan Kore dizisi izlemiş oldum ben de. O.o


Park Eun Bin o kadar çok Kong Hyo jin‘e benziyor ki kardeşi deseler inanırım. Konuşma tarzı olsun, oyunculuğu olsun her sahnesinde onu andırıyor. Sanki gitmişler Kong Hyo jin’in genç versiyonunu bulmuşlar. Dizi boyunca neredeyse aynı cümleleri tekrar etmesi yüzünden karakter bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. O kadar samimileşmelerine rağmen hala da adama Lee Da Il-shi diye seslenmesini garipseyip durdum. Ama yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum sadece bu dizideki karakter bence onun için uygun değildi.

Lee Ji Ah korkutucu hayalet Sunwoo Hye rolünde bence çok başarılıydı. Bir hayalet güzelliğinde olması olsun, sakin sakin ” Neden ölmüyorsun ki sen? ” soruları olsun etkileyici bir performans sunmuş. Ancak durumunda birçok mantıksızlık bulunması dizinin en büyük gaflarının başında geliyor. Yani çocukken babası tarafından öldürülmeye çalışılıp ölmeyen, sonra çatıdan atlayıp yine ölmeyip komaya giren biri nasıl oluyor da insanları kontrolü altına alabilen çok güçlü bir hayalete dönüşebiliyor? Hiçbir mantık yok. Hayalete dönüşebilmeleri için ölmeleri gerekirken bu dizide komaya girseniz de hayalet olabiliyorsunuz.^^ Ayrıca hayaletler de iyi hayaletler ve kötü hayaletler olarak ikiye ayrılmış. İyi hayaletler hiçbir şeye dokunamıyor, hiçbir katı cismi tutamıyor, insanları kontrolleri altına alamıyorken kötüler bunları yapabiliyor. Hatta bu dizideki hayaletler iyi ya da kötü olsun duvardan falan da geçemiyor, biri kapıyı açsın diye bekliyor ya da açabiliyorsa kendi kapıyı camı açıp içeri giriyor pdsgdfgdf

İşte böyle mantıksız olaylar silsilesi içindeyken senaryo ilerletmek de zor olsa gerek. İkinci adam rolünde Lee Jae Kyoon bulunuyor, ufak tefek rollerden ikinci adamlığa kadar yükselmiş. Aslında pek ikinci adam bile sayılmaz karakteri, hatuna bir şeyler hissediyor ama öyle çok üzerinde durulmuyor. Sadece olayların polis tarafındaki ayağı olması için diziye katılmış bir karakter. Ama ben oyunculuğunu sevdim, bence potansiyeli var.

Dizinin en sevdiğim sahnelerinden biri hayaletlerin yemek yemesi olayıyla ilgili olandı. Korelilerin inancına göre yiyecekleri ölmüşlere adarsanız onları yiyebiliyorlar. Dizide de karakter normalde hiçbir yiyeceğe dokunamazken birisi ona adadığında mecazi olarak yiyeceği yiyebiliyor. Aslında yiyecek olduğu gibi duruyor ama hayalet yiyeceğin ruhunu yemiş gibi onu yiyebiliyor. Tuhaf bir sahneydi ama bir yandan da mantıklıydı. Aynı şekilde kıyafetleri giymesi de öyle yoksa adam bütün bir dizi boyunca aynı kıyafetlerle dolaşacaktı.

*************SPOİLER********************

Neden her Kore dizisinin sonunda karakterler birkaç sene ayrılıyorlar bilmiyorum. Bu bir gelenek gibi ve bu dizi de bu geleneği bozmamış. Doğru düzgün bir işte çalışmayan, üstüne bir de ev kredisi ödeyen(artık nasıl ödüyorsa?) kadın tutup yurt dışına gezmeye gidiyor. O.o İki sene sonra geliyor hop yeniden adamla birleşiyorlar. Hayır zaten adam hayaletim ben artık birlikte olamayız diye senden ayrılmadı mı? Ne değişti de birden yine sarmaş dolaş oldunuz? İmkansız aşkı imkansız olarak bitiren bir dizi izlemiş olduk. Kavuşmadılar ama kavuştular gibi O.o Sonunda özel bir hayalet timinin kurulması ve herkesin bu timde görev alması falan bayağı uçmuşlardı ya. 😀

*************SPOİLER********************

Dizinin güzel soundtrack parçaları var. Birkaç tanesini ben de dinleme listeme ekledim. Hayaletleri konu edindiği için bazı ürkütücü sahnelerinin olduğunu belirtmeliyim. Mesela klasik duvara tırmanan siyah saçlı kadın hayaleti sahnesi gibi. Bu tür sahnelerden korkuyorsanız izleyemeyebilirsiniz. İntihar ve cinayet gibi tetikleyici sahneleri de var. Bana sorarsanız daha az bölümle toparlanabilecek bir hikayeyi yayarak biraz suyunu çıkarmışlar. Özellikle de düşman hayaletin gücünün neredeyse yenilmez boyutlarda abartılması can sıkıcıydı. Yine de beni sonuna kadar izleyecek kadar etkilemeyi başardığı için puanım,

10/6

Diziyi BURADAN veya BURADAN Türkçe alt yazılı olarak seyredebilirsiniz.

Dizinin trileri

Yoonmirae – My Love My Love My Love

Joy (Red Velvet) & Mark (NCT) – Dream Me

Empress Ki / İmparatoriçe Ki – Kölelikten Kraliçeliğe


Dizinin Adı : Empress Ki
Türkçe Adı : İmparatoriçe Ki
Yönetmen : Han Hee
Senarist : Jang Young-Cheol, Jung Kyung-Soon
Tür : Dram, Romantik, Tarih
Bölüm Sayısı : 51
Yapım Yılı : 2013 – 2014
Dili : Korece
Ülke : Güney Kore

OYUNCULAR

Ha JiWon – Ki Seung Nyang / Empress Ki
Joo JinMo – Wang Yoo / Goryeo Kralı Chunghye
Ji Chang Wook – Ta Hwan / Yuan İmparatoru Huizong – Toghon Temür
Baek Jin Hee – Danashri
Jeon KukHwan – El Temür – Yeon Chul (Danashri’nin babası)
Kim Seo Hyung – İmparatoriçe Dowager
Lim JuEun – Bayan Khutugh
Jo JaeYun – Gol-Ta
Kim JiHan – Tal-Tal
Yu In Young – Türk Generali Yeon Bi Soo
Lee Won Jong – Haremağası Dok Man
Kim Jung Hyun – Dang Ki Se (Danashri’nin ağabeyi)
Cha Do Jin – Top Ja Hae (Danashri’nin ağabeyi)
Kim Young Ho – General Baek An
Jung Woong In – Yeom Byung Soo

KONUSU : Dizi, Cengiz Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığına 37 yıl hükümranlık eden “Demir Leydi” İmparatoriçe Ki’nin hayatından esinlenmiştir. Goryeo’da (Güney Kore) doğan fakat Yuan İmparatorluğu’nda (Moğolistan) yaşayan ve imparatoriçe mevkisine yükselen, İmparatoriçe Ki’nin aşk, entrika ve güç mücadelesini konu ediniyor.

 

İmparatoriçe Ki birinci bölümünde 10.1% reyting ile başlamış, final bölümünü 28.3% reyting ile bitirmiştir. 2014 9. Seul Uluslararası Drama Ödülleri’nde ” En İyi Dizi Ödülü ” ödülünü kazanmıştır.

Dizi Vietnam, Myanmar, Filipinler (3 farklı kanalda), Endonezya, Pollanda, Singapur, Sri Lanka (2 farklı kanalda), Ermenistan, Tayland (3 farklı kanalda), Macaristan, Pakistan, Porto Rico, Panama, Litvanya ve Türkiye’de gösterilmiştir. Dizi Ülkemizde 2018 Kasım ayından itibaren ” İmparatoriçe Ki ” adıyla TRT 1 kanalında yayınlanmaya başlanmıştır.

 

KİŞİSEL YORUM : Fazla uzun olmaları nedeniyle tarihi dizileri izlemeyi sevmem. Çok azı beni devamını getirecek kadar iyi çıkmıştır. ” İmparatoriçe Ki ” kesinlikle bunlardan biri. Sadece ülkesi Güney Kore’de değil tüm dünyadaki Kdrama severlerin gönlüne taht kurmuş tarihi dizilerin başında geliyor. Dizi hakkındaki yorumlarıma geçmeden önce bazı bilgiler vermek istiyorum, böylelikle diziyi çok daha iyi değerlendirebiliriz.

Eleştirmenler dizinin tarihi gerçekleri yansıtmayan senaryosunu ve karakterlerin aslından çok farklı işlenmiş olmasından dolayı diziyi sert bir şekilde eleştirmişlerdir. Endişeleri ise aslında pek sevilmeyen kral ve kraliçelerin tarihi bilmeyen halk tarafından bir kahramanlarmış gibi algılanmasıymış. Bir şeyleri çağrıştırdı mı? 😉

Karakterlerin tarihte gerçekten nasıl yer aldığından bahsedeyim. Dizimizin baş rolü İmparatoriçe Ki 1315 yılında Güney Kore’de doğmuş ve 1370 yılında Moğolistan’da bir kraliçe olarak ölmüştür. Aslında fakir değillerdir, düşük rütbeli aristokrat bir ailenin ferdidir. Ta ki Goryeo (Güney Kore’nin eski adı) 15 kaleye bölünüp yüklü miktarda altın, gümüş, tahıl, kumaş ve kız çocuklarını cariye olarak Moğolistan’a haraç olarak vermeye başlayana kadar. Bu haraç ödemesi Goryeo’ya hem maddi hem de manevi açıdan büyük zarar vermiştir çünkü o zamanlarda Goryeo kadınlarıyla evlenmek prestij işareti olarak görülüyormuş. Goryeo kralları, her üç yılda bir Moğol imparatorlarının cariyesi olarak hizmet etmeleri için belirli sayıda güzel genç kız sağlamak zorunda kaldıklarından, genç Lady Ki, Yuan’a “insan haraç” olarak gönderilmiştir. Yani bir nevi köle olarak. Tabii ki Lady Ki bir köle olmak istemiyordu ve bu fikre şiddetle karşı çıktı. Ancak Yuan’a vardıktan sonra yapabileceği tek şeyin durumunu en iyi pozisyona getirmeye çalışmak olduğunu fark etti.

Lady Ki dans, sohbet, şarkı söyleme, şiir ve hat sanatlarında son derece yetenekli bir kadındı bu yüzden hızlıca Toghon Temür‘ün en sevdiği cariyesi oldu. İmparator Lady Ki’nin cinselliğini de kullanması neticesinde kısa sürede de cariyesine aşık oldu ve kaynaklar cariyesiyle kraliçesi Danashri‘yle olduğundan daha fazla zaman geçirdiğini yazmışlardır. Ancak ağabeyinin isyanı yüzünden kraliçe Danashri idam edilince Temür üzülmemiş bunun yerine Lady Ki’yi ikinci eşi yapmak için kulislere başlamıştır. Çünkü Moğolistan’da imparatorlar sadece Moğol klanlarından gelen kadınlarla evlenebilirler. General Bayan’ın da liderliğindeki bir grup bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış, Lady Ki bir oğul doğurana kadar bu hakkı elde edememiştir. 1340 yılında Lady Ki Temür’un ikinci eşi olarak Moğolistan’ın en güçlü kadını olmuştur.

Daha sonrasında Toghon yönetime karşı ilgisini yitirmiş, yöneticiliği İmparatoriçe Ki ve erkanı yapmaya başlamış. Kısa bir süreliğine de olsa tarihinin en huzurlu dönemlerini yaşayan Moğolistan Çin’le olan ilişkilerinde de en iyi düzeye gelmiştir. İmparatoriçe Ki ağabeyini de doğu Moğol bölgesi komutanı olarak atamıştır. Oğlu veliath prens olduğu için bir süre sonra İmparatoru tahtı oğluna devretmeye ikna etmeye çalışmaya başlamış ancak bu fikirden hoşlanmayan Toghon ile araları açılmasına neden olmuş. Güçlenen ağabeyi de imparatorun pozisyonunu tehdit etmeye başlamıştır. Bu sırada Goryeo kralı İmparatoriçe Ki’nin Goryeo’da yaşayan ailesini bir darbede yok edince İmparatoriçe buna karşılık kralı yerinden edip ikinci oğlunu kral olarak atamıştır. Dizide gösterilenin aksine, resmi Goryeo tarihinde Ki ailesi “hainler” olarak anılır ve haklarında acımasızlıkları ve yolsuzlukları ilgili bir çok şey yazılıdır. Bu sırada veliath prens tarafları ile karşı çıkanlar arasında çatışmalar da başlamıştır. Sonunda da muhalefetin lideri Bolud Toghon başkenti işgal ederek İmparatoriçe Ki’yi hapsetmiştir. Ancak veliath prens kaçmayı başarmış, bu sayede prensin destekçileri bir sene sonra bir kere daha başkenti işgal edip kraliçeyi kurtarmıştır.

Moğolistan’ın gücünün ve yönetiminin çökmesiyle birlikte imparator Toghon ölmüş ve oğlu tahta çıkmış, İmparatoriçe Ki ” Büyük Kraliçe ” ünvanını almış ancak kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştur. Tarihçilere göre lükse olan düşkünlüğü yüzünden yolsuzluklarla hazineden kendisine özel bütçe ayırıp, gereksiz masraflar yapmış, bu yüzden zor durumda olan halk tarafından en nefret edilen kişilerden biri olmuştur.İmparatoriçe Ki Moğolistan’ın çöküşünün en büyük nedenlerinden biri olarak görülmektedir.

Gelelim dizide pek namuslu ve dürüst bir kral olarak işlenen Goryeo’nun kralı Wang Yoo‘ya. Kendi ülkesi Güney Kore’de canlı gece yaşamına düşkünlüğü, özellikle de kadınları kaçırma, tecavüz etme ve öldürme alışkanlığıyla hatırlanan kötü bir kralmış. Özellikle hatırlandığı olay da babasının ölümünün ardından cariyelerinden birini kaçırıp tecavüz etmesi ve onunla evlenmeyi kabul edene kadar da hapsetmesidir. Sadece 6 yıl tahta kalabilmeyi başarmış ve 29 yaşında ölmüştür.

Toghon Temür ise Moğolistan’ın son Kağanı olarak anılmaktadır. Babası başka bir cariyeden olan küçük kardeşini tahta çıkarıp onu ülkeden göndermiş olsa bile iki ay sonra nedeni belirsiz bir şekilde kardeşi ölmüş ve Toghon ülkesine geri dönerek tahta çıkmıştır. Aslında olgunlaşıp yeterli güce eriştiğinde ülkesi için gerekli adımları atmıştır. Bir çok yetenekli ve bilgili insan ona destek olmak için gittikleri yerlerden geri dönmüşlerdir. Ancak Lady Ki’ye olan düşkünlüğü karar algılarını gölgelemiştir. İmparatorun bir diğer talihsizliği de yönetimi sırasında ülkesinin sık sık doğal afetler, kuraklık, sel ve sonraki kıtlıklardan muzdarip kalmasıydı. Etkili yönetim eksikliği de eklenince halkın desteğini kaybetmiştir. Sonucunda ülkede sık sık isyanlar çıkmaya başlamıştır. Savaş lordlarına güvenmekten başka çaresi olmasa da onların tahta gözleri olmalarından korktuğu için gerekli emirleri vermekten kaçınması da ülkenin çöküşünü hızlandırmıştır. Bütün bunlar üst üste gelince ülkeyi yönetmeye karşı duyduğu ilgiyi kaybetmiştir.

İmparatoriçe Ki’den olan oğlu annesinin de desteğiyle tahtı ele geçirmeye çalışsa da Toghon en büyük destekçileri olan bakanı idam ederek bu ilk girişimi engellemiş, prensi de sürmüştür. Bütün direnişlerine rağmen eninde sonunda sonunda prensi arkasından tahta geçecek kişi olarak belirmiş, değerli kraliçesi Ki’yi de birinci İmparatoriçe seviyesine getirmiştir.

Bütün bu bilgileri bilince dizideki karakterlerin asıllarından ne kadar farklı işlendiklerini anlayabiliyoruz. Ne Kore kralı aslında dürüst bir kahraman ne de İmparatoriçe Ki kusursuz bir kadın. Bu dizi biraz bizim sultanlı dizilerimize benziyor. Sultanları halka sevdirmek için birer kahramanmış gibi işlerken yaptıkları kötülüklerden ve hatalardan hiç bahsetmezler. Bütün eksikliklerine rağmen “Hürrem Sultan” nasıl ülkemizce çok sevilmişse ” İmparatoriçe Ki ” de bütün yalan yanlış aktarmalarına rağmen çok sevilen bir dizi olmuş.


Dizimizin baş rolünde İmparatoriçe Ki karakteri için cuk seçilmiş olan Ha Jiwon yer alıyor. Gerektiğinde acısını ve merhametini yüz ifadesine yansıtabilirken gerektiğinde Ki’nin lakabı olan ” Demir Lady ” ye bürünebiliyor. Kraliçe olmak için doğmuş bir ifadesi var. Kore kralı Wang Yoo’yu ” Frozen Flower ” filminden de hatırlayabileceğiniz oyuncu Joo Jin Mo canlandırıyor. Kendisi pek sevdiğim oyunculardan biri değildir ama rolünün hakkını sonuna kadar verdiğini düşünüyorum. Moğolistan İmparatoru Toghon Temür rolündeyse Ji Chang Wook yer alıyor. Her zaman onun komediye ne kadar yatkın olduğundan bahsetmişimdir. Genellikle kendi dizilerinde kahramanı canlandıran oyuncuyu burada beceriksiz, korkak adeta bir çocuk masumiyetine sahip bir kral olarak izlemek büyük keyifti. İnanılmaz başarılıydı ve eğer onun varlığı olmasa belki dizi benim için bu kadar ilgi çekici de olmayabilirdi.

Sanırım Kore dizilerinde en başarılı bulduğum nokta ikinci erkek veya kadın konusunu çok iyi işleyebilmeleri. Mesela bu dizide kim ikinci erkek anlayamazsınız. Hem Wang Yoo hem de Toghon Ki’ye olan aşklarıyla ön planda olan erkekler. Dolayısıyla seyirciler de ikiye bölünmüş durumdalar. Herkesin aklında tek bir soru var? Kimin aşkı gerçekti? İmparatoriçe Ki aslında gerçekten hangisini sevmişti? Seyirci belki akıllı, bilgili ve güçlü görünen Goryeo kralını seçebilir ama ben öyle düşünmüyorum. Elbette Goryeo kralı da çok şey yaşadı ve Nyang(Ki)’a kavuşabilmek için pek çok şey yaptı. Toghon ise basiretsiz, birilerine karşı çıkmaktan ölesiye korkan, ödleğin tekiydi.


Ama şöyle düşünelim, Wang Yoo her ne kadar haksızlığa uğramış bir kral olsa etrafında her zaman ona sadık insanlar oldu. Bu Toghon’un asla sahip olmadığı bir şey. Etrafında onu gerçekten seven ve destek olmaya gönüllü kimse yok. Bırakın sarayı koskoca ülkede yapayalnız bir adam. İnsanlar belki unvanı için ona saygı gösteriyorlar ama aslında onunla alay ettiklerinin farkında. Güçlü olanın kuklası olarak yaşamaya mahkum, tutunabileceği kimsesi olmayan biri. Buna rağmen ihanetlere, baskıya tek başına göğüs gerip öğrendiği sırları kullanmaya çalışmıştır. Ki’nin öldüğünü sandığında adamın dili tutuldu yahu! Oysa Wang Yoo pozisyonunu güçlendirmek için evlenmeye karar verdi. Wang Yoo belki her zaman Ki’yi korumaya ve kurtarmaya çalıştı ama Toghon Ki’ye muhtaçtı. Bütün bencilliğinin, masum ve çocukça aşkının arkasında her zaman Ki’yi korumaya çalışmış biriydi. Hatta kendi hayatından bile daha fazla. Ve unutmayalım ne kadar kötü bir kral olursa olsun onun ölümü ülkenin yıkılmasına neden olmuştur.

Yani krallardan hangisinin daha çok sevdiği aslında o kadar da önemli değil, çünkü önemli olan Ki’nin kimi daha çok sevdiğiydi. İmparatoriçe Ki her iki kralı da kendine göre sevmiştir.

 

******SPOİLER**********

Bence bu sorunun yanıtını finalde gösterdikleri sahneyle vermişler. Orada Ki’nin Wang Yoo ve Toghon’un atlarından birine binmesi konusunda seçim yapması gerekiyordu. İki kral karşı karşıya dururken Ki ikisine de baktı ve sonra gidip Toghon’un atına bindi. Bence bu seçim Ki’nin hayatının aşkı için yapmış olduğu ilk ve tek seçimdi. Wang’i seviyor bile olsa Toghon’u da her zaman yanında kalacak kadar çok seviyordu. Finalde Toghon öldüğünde ağlayarak itiraf ettiği gibi demir maskesinin altında bu yumuşak kalpli adama duyduğu aşk vardı.

*******SPOİLER*********

 



Tabii dizinin bazı aksaklıkları yok değil. Bazı karakterlerin dokuz canlı gibi bir türlü ölmek bilmemesi, bazılarının gereksizce başka pozisyonlara getirilmesi vb. Ama en ufağından en büyüğüne her karakterin içinin doldurulduğunu hissedebiliyorsunuz. Toghon’un ilk eşi Danashri’yi canlandıran Baek Jin Hee rolünde çok başarılıydı bence. Üçüncü eşi ise o kadar beğenmedim. El Temür rolünde Jeon KukHwan tam role uygun seçilmiş bir kötüydü. Tal Tal rolünde Kim JiHan da zekasıyla öne çıkan bir diğer favori karakterim oldu. Dizinin gerçekten güzel bir sountrackı da mevcut. Ji Chang Wook’un soundtrack parçalarından birini seslendirdiğini söylemeden es geçmeyeyim.^^ Dizi boyunca kullanılan kıyafetler göz kamaştırıcı.

Diziyi TRT 1 kanalında Türkçe seslendirilmiş olarak izleyebilirsiniz. Türkçe alt yazılı olarak ise BURADAN veya BURADAN veya BURADAN izleyebilirsiniz.

10/8 Neden?

Tarihi gerçekleri yansıtmayan bir dizi olması yüzünden. Eğer Ha Jiwon veya Ji Chang Wook hayranıysanız kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca şöyle sağlam bir tarihi dizi arayanlara da önerebileceğim bir dizi hatta ben arşivledim, o kadar sevdim yani. Ayrıca ailece izleyebileceğiniz bir dizi olduğunu belirtmeliyim.

Dizinin fragmanı

4MEN – Thorn Love

Soyu (Sistar) – just once

Park Wan Kyu – Wind Breeze

The Expanse – Enginlik Serisi


Dizinin Adı : The Expanse
Türkçe Adı : Enginlik
Yönetmen : Jeff Woolnough – Terry McDonough – Robert Lieberman – Bill Johnson
Senarist : Daniel Abraham – Mark Fergus – Ty Franck – Hawk Ostby
Tür : Fantastik – Bilim kurgu – Macera
Tema müziği bestecisi : Clinton Shorter
Ülke : ABD
Dili : İngilizce
Sezon sayısı : 3
Bölüm sayısı :
1. sezon :10 bölüm
2. sezon :13 bölüm
3. sezon :13 bölüm
Toplam : 36 bölüm

OYUNCULAR

Thomas Jane – Josephus “Joe” Aloisus Miller – Belter detective
Steven Strait – James “Jim” Holden – the Earther captain of the Rocinante
Cas Anvar – Alex Kamal – the Martian pilot of the Rocinante
Dominique Tipper – Naomi Nagata – the Belter engineer of the Rocinante
Wes Chatham – Amos (Timothy) Burton – the Earther mechanic of the Rocinante
Paulo Costanzo – Shed Garvey – the Canterbury’s medical technician
Florence Faivre – Juliette “Julie” Andromeda Mao
Shawn Doyle – Sadavir Errinwright – UN Undersecretary of Executive Administration
Shohreh Aghdashloo – Chrisjen Avasarala – UN Deputy Undersecretary of Executive Administration
Frankie Adams – Roberta “Bobbie” w. Draper – a Martian Marine gunnery sergeant
Jared Harris – Anderson Dawes – the OPA’s Ceres liaison
Elizabeth Mitchell – Rev. Dr. Annushka “Anna” Volovodov – a Europan Methodist pastor

KONUSU : Günümüzden 200 yıl sonra insanlık güneş sistemini Mars’ı, Ay’ı, Asteroit Kuşağı’nı ve de ötesini kolonileştirmiştir. Mars, basit bir koloni değil, kendi kendini yöneten bir gezegen haline gelmiş, Ceres ve asteroid kuşağındaki asteroidlerde bulunan istasyonlar, insanlar için birer yaşam alanı olmuştur. Fakat diğer yıldız sistemleri hala erişilmezdir.

James Holden Satürn’ün halkaları ile Kuşak’taki maden istasyonları arasında çalışan bir buz şilebinin idari subayıdır. Gemileri Scopuli adındaki terk edilmiş bir gemiden yardım sinyali alır ve kanunlar gereği yardıma gitmek zorunda kalırlar. Ancak burada korkunç bir sırla karşılaşırlar ve saldırıya uğrarlar. Gemileri yok edilen gruptan sadece James ve birkaç mürettebat kalmıştır. James Holden otomatik olarak kaptanlığa terfi etmiştir ve oraya gemiyi kimin ve niye bıraktığını bulamazsa güneş sisteminde savaş çıkacaktır.

Dedektif Miller ise milyarlarca dolarlık servete sahip bir iş adamının kızını aramaktadır. İpuçları onu Scopuli’ye ve isyancılar arasında kahraman ilan edildiğinden haberi olmayan Holden’a çıkardığında Miller bu kızın tüm olup bitenlerin anahtarı olabileceğini anlar. Holden ile Miller’ın Dünya hükumeti, Dış Gezegen devrimcileri ve gizli şirketler arasındaki ince bir çizgide yürümeleri gerekmektedir ve şans onlardan yana değildir. Fakat Kuşak’ta farklı kurallar geçerlidir ve küçük bir gemi bile evrenin kaderini değiştirebilir.

1. sezon 1.19 milyon izleyiciye ulaşırken 2. sezon 700 bin ve 3. sezon da 653 bin izleyiciye ulaşmıştır. Mayıs 2018’de Syfy kanalı diziyi iptal etti. Daha sonra dizi Amazon videoya transfer edildi ve 4 sezon onayı aldı. 4 sezonun 2019‘da Amazonda yayınlanması planlanıyor.

Dizi, James S.A. Corey takma ismini kullanan Daniel Abraham ve Ty Franck‘in (George R.R Martin’in asistanı) yazdıkları Enginlik Serisi‘nden uyarlanmıştır. Fantazi serileri The Long Price Quartet ve The Dagger and The Coin kitaplarını kendi adı Daniel Abraham olarak yayınlayan yazar, urban fantazi serisi The Black Sun’s Daughter kitaplarını m.l.n. Hanover adıyla ve bilim kurgu serisi The Expanse kitaplarını James S. A. Corey mahlasıyla yazmaktadır. Ayrıca Martin’in asistanlığını da yapan yazar Ty Franck seride Holden, Bobbie ve Anna karakterlerinin bölümlerini yazarken Abraham ise Miller, Melba, Avasarala, Bull ve Prax karakterlerinin bölümlerini yazıyor. İki yazar haftada bir kere buluşarak bölümlerini tartışıp eksikliklerini tamamlıyorlar, bir araya getiriyorlar ve böylece kitaplarını hazırlıyorlar. Serinin meydana gelme hikayesi de oldukça ilginç.

Ty Franck, çeşitli arkadaş gruplarına oynatmak üzere uzay temalı bir rol yapma oyunu (RPG yani role playing game) hikayesi yazar. Tesadüfen bu gruplardan birinde Hugo ödülü adaylıkları bulunan yazar, senarist ve çizgi roman yazarı Daniel Abraham bulunuyordur ve yaratılmış bu evrene, yazarın yapmış olduğu araştırmalara hayran olur. Ty franck’in hikayesini kitap olarak yayımlamayı teklif eder. ardından ikili James S. A. Corey takma adının altında birleşerek ” The Expanse ” kitaplarını yazmaya başlarlar. İlk kitap olan Leviathan Wakes (Leviathan Uyanıyor) 15 haziran 2011 tarihinde yayınlanır. Kitapların başarısını ve potansiyelini fark eden Fergus ve Hawk Ostby, kitapları baz alan bir dizi senaryosu yazarlar ve dizi 2015 yılında Amerikan SYFY kanalında yayımlanmaya başlar.

Ülkemizde İthaki Yayınları tarafından şu ana kadar sadece 4 kitabı yayınlanmış serinin toplamda seri 9 kitaptan oluşması bekleniyor. Ülkemizdeki okuyucuları halen yeni kitapların yayınlanmasını beklemekte.

 

Leviathan Wakes – Leviathan Uyanıyor (2011)
Caliban’s War – Caliban’ın Savaşı (2012)
Abaddon’s Gate – Abaddon Geçidi (2013)
Cibola Burn – Cibola Yanıyor (2014)
Nemesis Games (2015)
Babylon’s Ashes (2016)
Persepolis Rising (2017)
Tiamat’s Wrath (2018)
Unnamed novel 9 (2019)

Ana kitaplardan önce okunması gereken yan kitaplar

The Butcher of Anderson Station – Before Leviathan Wakes October 17, 2011
Gods of Risk – Between Caliban’s War and Abaddon’s Gate September 15, 2012
“Drive” – Before Leviathan Wakes November 27, 2012
The Churn – Before Leviathan Wakes April 29, 2014
The Vital Abyss – Between Abaddon’s Gate and Cibola Burn October 15, 2015
Strange Dogs – Between Babylon’s Ashes and Persepolis Rising

 

KİŞİSEL YORUM : Bir çırpıda izleyip bitirdiğim ve gerçekten çok sevdiğim bu bilim kurgu dizisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle de bilim kurguya aç kalmışsanız beğeneceğinizi düşünüyorum. Zaten bilim kurgu seven seyirciler arasında ikinci bir Battlestar Galactica olarak görülmeye çoktan başladı. Diziyi diğer uzay temalı dizilerden ayıran ve seyircilerin sevmesine yol açan bir çok etken var. Bunların başında inandırıcı bir senaryoya sahip olması geliyor. Dizide inandırıcı bulabileceğimiz gelişmelere şöyle bir göz atalım,

 

* Mars’ın kolonileşmesi : Şu anda dünyamızdaki uzay rekabetinin Mars’a odaklandığını pek çoğumuz biliyor. özellikle de Elon Musk‘un şirketi SpiceX rekabeti zorluyor ve 2020 li yıllara girdiğimizde bu projeyi hayata geçirmeyi planlıyorlar. Kaydedebildikleri en önemli gelişme kuşkusuz yeniden kullanılabilir roketler ki bu projenin maliyetini gerçekten düşürüyor. Ünlü kahin Nostradamus da Mars’ın gelecekte kolonileşip sonra bağımsızlığını ilan edeceğini iddia etmişti.

* Gök taşı Madenciliği : Philae‘nin hareket halindeki gök taşına inmesi sonrasında artık gök taşı madenciliği hayal olmaktan çıktı denilebilir. Ay toprakları ve taşları dünyaya getirildiğikten sonra bir kısmı mücevher haline getirilip satılmıştı. Bu SpiceX gibi özel ticari şirketler için bir işe kolayca dönüştürülebilir. Dizide astreoidleri bir kıskaç yardımıyla yakalayıp çektikleri bir sahne var ve Nasa böyle bir projesi olduğundan daha önce bahsetmişti. Ayrıca SpiceX çok yakında ilk uzay turistini aya götürüp getirmeye hazırlanıyor. Bu da gezegenler arası seyahatin gelecekte daha da gelişeceğini ve ilerleyeceğini gösteriyor.

* Birleşmiş Millet’lerin varlığı : Birleşmiş Milletlerin artık ülkeleri değil tüm Dünya gezegenini temsil ettiği bir gelecekte geçiyor dizi. Çünkü Mars artık kendi yönetimi olan bir gezegen. Uydularda ve kuşaklarda yaşayan insanlar ise bu iki gezegene hizmet eden fakir halktan oluşuyor.

* Evrimleşme : Astreoid kuşağında yaşayan halklar orada doğuyor ve ölüyorlar. Oradaki yaşam şartları yüzünden evrimleşmişler, bazılarının boyları uzamış, bazılarının kolları. Vücut uzuvlarında değişiklikler var anlayacağınız. Zaten uzayda göreve giden astronotların bile dünyaya geri döndüklerinde boylarının birkaç santim uzadığı tespit edilmiştir. Dünyanın yer çekimine alıştıktan sonra bu durum eski haline geliyor ama bu bile inandırıcı bir gelişme yani.



Yakın geleceğimizde gerçekleşmesi yüksek olan gelişmeleri içerdiğinden dizinin inandırıcılığı hayli yüksek ve diğer uzay dramalarında olduğu gibi aşırı futuristik bir geleceği izliyormuşsunuz gibi gelmiyor. Zamanında insanlar Star Trek dizisini izlerken açılıp kapanan kapıları, ellerdeki kablosuz iletişim araçlarını da asla gerçekleşmeyecek şeyler olarak görürlerdi.^^ Sanırım benim tek sıkıntı duyduğum konu dizinin ” Uzayda geçen Game of Thrones ” olarak reklamı yapılması ve hatta resmen GOT’a benzemeye çalışarak orjinalliğini çizdirmesi. Gerçi kitapların da çok fazla George R.R. Martin etkisi taşıdığı söyleniyor çünkü kitabın yazarları taslak hakkında onun fikirlerine başvurmuş. Martin de elinden geldiğince serinin reklamını yapıyor. Yapımcılar da bunun ekmeğini yemek adına böyle bir şeye başvurmuşlar anlaşılan. Tema müziğinden açılışına hatta ve hatta baş rolüne kadar bu esintileri hissedebilirsiniz.

Dizinin baş rolü James Holden karakterini mimiklerine ve ses tonunu kullanmasına kadar atanamamış Jon Snow gibi görünen Steven Strait canlandırıyor. Bakın benziyor demiyorum adam hık demiş burnundan düşmüş resmen. Düşük kaşlarıyla aval aval bakması olsun, ağlayamaması olsun, jestleri, mimikleri, gülüşü olsun hatta ” ben kahraman olmak istemiyorum ama kahramanım ” duruşu olsun birebir aynısı. Kit Harrington ile yan yana dursalar ikiz kardeş gibi olurlar kesin. Kit’e bir şey olursa (Allah gecinden versin dpgdfgdf) yedeğimiz hazır. 😀 Kit GOT’un baş rolünde ne kadar başarılıysa Steven de The Expanse’ın baş rolünde o kadar başarılı. Zaten karaktere Space Snow lakabı takılmış pdfgdfgf

Diziyi ilgi çekici kılan bir diğer etken de politik bir arka plana sahip olması. İnsanlar bir yandan güneş sisteminden çıkmaya, yeni sistemler ve gezegenler bulmaya çalışıyor ama bunu yaparken bile kendi arasında çatışıyor, birbirine üstünlük sağlamak için savaşa giriyorlar. Dünya’nın yaşam kaynakları tükenmeye başladığı için ve Mars henüz yaşanabilir bir gezegen haline gelmediği için (ki dizide Mars’ın atmosferini oluşturma çalışmaları yapılıyordu ve bunun 100 yıl içerisinde gerçekleşeceği öngörülüyordu) yaşam uydulardaki ve kuşaktaki kaynaklara bağlı hale gelmiş durumda.

Thomas Jane as Detective Josephus Miller

Asteroid Kuşağı’nda yaşayanlara Belters deniliyor ve kendilerine özel bir dilleri var. Bu fakir, yaşamlarına değer verilmeyen, çoğu zaman bir hiç için öldürülen halk ezilmenin getirdiği öfkeyle kaynıyor. Dünya ve Mars’la ilişkileri kopma noktasında. Ceres, Eros, Ganymede, Europa, Phoebe, Titan gibi astrolojiyle ilgilenenlerin hemen tanıyacağı isimler taşıyan bu uydular dizide bu halklara ev olmuş durumda. Dizimizin diğer baş rolü olan Dedektif Miller de bu uydulardan biri olan Ceres’te yaşıyor. Kitapta kendisinin çok uzun olduğu belirtilse de dizide normal boyutlarda bir insan olan deneyimli oyuncu Thomas Jane karakteri canlandırıyor. Biraz beceriksiz bir dedektif olsa da bence James Holden ile güzel bir denge kurmayı başarıyorlar. Dizi iki uç noktada başlayıp bu iki karakterin bir araya gelmeleri ve sonra birlikte çalışmalarıyla devam ediyor.

Dünya gezegeni de elbette zayıf değil. En büyük politik oyunlar aslında bu gezegende dönüyor. İran’lı aktris Shohreh Aghdashloo’nun canlandırdığı Chrisjen Avasarala tam bir politika faresi. İşin içinden çıkamayacağı durum yok. İnsanı gözünden anlıyor. Oyuncuyu aslında pek sevmem, inanılmaz derece irrite eden bir ses tonu var ama yalan yok iyi bir oyuncu. Peki bu farklı gezegenlerde bulunan insanları bir araya getiren şey ne?

İki milyar yıl öncesinden dünyaya gönderilmiş ve ne olduğu tam anlaşılamamış, kendini kopyalayan ve bir şeyler inşa eden molekül. Protomolekül dizimizin lokomotifi. Bütün oyunlar, bütün entrikalar ve gelişmeler onun üzerinden dönüyor. Her gelişme seyircileri heyecan içinde bırakıyor. Protomolekül gezegenleri birbirine düşürecek kadar önemli ama insanlığın sonu olabilecek kadar da tehlikeli bir şey.

*******SPOİLER******

3. sezon sonunda insanlığın önünde açılan 1.300 yaşanabilir gezegen barındıran sistem insanlar için iyi mi olacak yoksa kötü mü göreceğiz. Ama içimden bir ses elindekileri paylaşamayan insanlığın bunları da paylaşamayacağını söylüyor. Hikayenin evrildiği bu noktada artık Protomolekülü Dünya’ya gönderen uzaylı medeniyet ve onları yok edenler hakkında da bilgi sahibi olacağız diye umuyorum.

*******SPOİLER******



Dizide benim biraz saçma bulduğum detaylar da vardı. Mesela eğer bilim kurgu kurduysanız uzayda bir astronotun öyle giysisinin camını açıp içini sildikten sonra geri kapatamayacağını bilirsiniz. Uzayda sıcaklık -270 derece civarındadır ve birçok bilim kurgu dizisinde/filminde böyle bir durumda insanların çok kısa bir sürede donarak öldüklerini göstermişlerdir. Uzayda geçen bir dizi için uzay kanunları ya pek iyi incelenmemiş ya da dizi olarak çekilirken fazla dikkat edilmemiş.

Rocinante‘ye baktığımızda Dünyalı bir kaptan, Marslı bir pilot, Kuşaklı bir mühendis, Dünyalı bir mekanik ve Marslı bir asker görüyoruz kadrosunda. Yani karma bir kadroya sahip. Bu yüzden de zaman zaman milletlerine yönelik duygusal kararlar alıyorlar, çatışma içerisine giriyorlar ama nihayetinde ne ilginçtir ki Dünyalı (!) kaptanları sayesinde bunları aşıyorlar. James Holden tarafsız olmaya ve sadece gerçekten gerekli olan şeyleri yapmaya çalışıyor. Marsı, dünyayı veya kuşağı değil insanlığı kurtarmaya odaklanıyor. En azından bunu yapmaya çalışıyor.

Kuşaklılar isyan etmekte de son derece haklılar bence. Kullanılmış peçete kadar hayatlarının değeri yok Dünyalılar ve Marslılar için. İşlerine gelmeyince birkaç yüzünü veya işleri için birkaç milyonunu yok ediveriyorlar. Hor görüp aşağılıyorlar ve yaşam kaynaklarını onlar sağlıyor olmalarına rağmen en basit yaşam kaynaklarından mahrumlar. Yani buz çıkarılan ve dünyaya su sağlayan bir uyduda köpekler gibi çalışıp bir damla temiz su içemediğinizi düşünün! İsyan etmekte haklılar haklı olmasına ama işi kendileriyle birlikte bütün insanlığı yok etme düzeyine kadar çıkarmalarını haklı görecek kadar değil. Elbette açlar ve kendilerine özgürlük verecek gelişmenin peşindeler. Ama bunu yaparken onlara yapılanları tekrar ederek yapmalarını pek doğru bulmuyorum. Yine de Belter kaptanımız Camina Drummer candır. Bastıra bastıra konuşması olsun, ayakta üç beş laf sokup duruşundan ödün vermemesi olsun kesinlikle kaptanlar içerisindeki en iyi kaptan. Cara Gee gerçekten çok başarılı canlandırmış karakteri.

 

10/7 Neden?

 

Kırdığım bir puan GOT kopyacılığından, bir puan uzay kanunlarına gülen sahneleri yüzünden, bir puanı da henüz bitmemiş olması yüzündendir. Dizi şu anda Amazon’a geçmiş durumda. Bundan sonra aynı kalitede devam edip etmeyeceğini henüz bilmiyoruz. Ayrıca ne yazık ki serinin yarısı henüz çevrilmediğinden okuma şansımız olmadığından serinin sonunu öğrenmek için mecburen dizinin bitmesini beklemek zorundayız. Buradan İthaki Yayınlarına da teessüflerimizi gönderelim.

 

Final cümleleri Belter kuşağından isyancıların liderinden geliyor,

 

Dünyalılar mavi bir gökyüzüne ve mavi bir okyanusa sahipler. Ama yine de başlarını kaldırıp yıldızlara bakıyorlar ve ” BENİM! ” diyorlar.

 

Dizinin açılışı

Dizinin birkaç traileri