Darkangelhome

The Tunnel – Bir İnsan Hayatının Değeri Ne Kadardır?


Orijinal Adı : Teo-neol
Yönetmen : Kim Sung-Hoon
Senaryo : So Jae-Won (roman), Kim Sung-Hoon
Yapımcı : Lee Taek-Dong, Jang Won-Suk,Kim A-Ran, Lee Dong-Yoon, Yoo Jae-Hwan
Sinematograf : Hong Seung-Hyuk
Müzik : Mok Young-jin – Vitek Kral
Vizyon Tarihi : 2016
Süre : 126 dakika
Tür : Afet, Gerilim
Ülke : Güney Kore
Dil : Korece

OYUNCULAR

Ha Jung Woo – Lee Jung-soo
Bae Doo Na – Se-hyun
Oh Dal Su – Dae-kyung
Nam Ji Hyun – Mi-na
Kim Hae Sook – government Minister
Park Hyuk Kwon – government official

KONUSU : Lee Jung Soo kızının doğum günü için evine gitmektedir. Normal bir günde her şey normal bir şekilde ilerliyordur ancak arabasıyla bir dağdaki tünelden geçerken beklenmedik bir olay gerçekleşir. Tünel aniden çöker. Lee Jung Soo kendine geldiğinde kendini arabasında sıkışmış olarak bulur. Arabası tonlarca ağırlıktaki beton ve moloz yığını altında gömülmüştür. Arabasında ise sadece cep telefonu, iki şişe su ve kızının doğum günü pastası vardır.

Film, So Jae Won‘un 2013 yılında yayınladığı popüler aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Filmin dünya çapındaki hasılatı 51 milyon doların üzerine çıkmıştır.

KİŞİSEL YORUM : Aslında felaket filmlerini gerçekten severim. Postapokaliptik olmasına da gerek yok, iyi işlenmiş bütün felaket filmlerini severek izlerim. The Tunnel filminin de geçenlerde fragmanını izledikten sonra izlemeyi kafama koymuştum. Bası felaket filmlerinde adrenalin ve gerilim hiç düşmez, seyirciyi heyecandan heyecana sürükler. Bazıları ise daha çok insan psikolojisine odaklanır. The Tunnel ise hem böylesine zor ve beklenmedik bir durumda sıradan bir insanın nasıl tepkiler verebileceğine odaklanırken diğer yandan bir kurtarma operasyonu etrafında dönen politik hesapları ve medya oyunlarını işlemeye çalışıyor.

Korelilerin aslında kendilerini eleştiren ve sistemlerindeki yanlışları, çürümüşlüğü gözler önüne seren yapımlar yapmalarına bayılıyorum. Örneğin filmin başında kurtarma operasyonu için gelen yetkililerin hiçbirinin daha önce çöken bir tünelden insan kurtarmaya çalışmadıkları, deneyim eksiklikleri olduğunu ve yardım alabilmek için kurtarma operasyonu kitabını İngilizce’den Korece’ye çevirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Tünel felaketlerinde deneyimli insanlardan yardım almak yerine deneyimsizliklerini saklayarak kendi içlerinde çözmeye çalışıyorlar. Örneğin Amerikan yapımı felaket filmlerinde kurtarma ekipleri hep cesur, her şeyi bilen ve profesyonel olarak lanse edilirken Koreliler kendi ekiplerine duydukları güvensizliği açıkça işliyorlar.

Medyaya dur diyen yok mesela. Medya etraflarını öyle bir sarmış ki medyanın eleştirilerinden, baskısından o kadar çekiniyorlar ki gazeteciler eğilin dediklerinde kurtarma operasyonunun ortasında daha iyi resim çeksinler diye eğiliyorlar. İçeride neler olduğunu görmek için dron gönderdiklerinde kurtarma ekibinin dronunun ardından medyanın gönderdiği onlarca dron da tünele giriyor. Medya her şeyin tam ortasında ama tek dertleri vatandaşın kurtarılması değil göçük altında en uzun süre sağ kalma rekorunu kırıp kıramayacağı… Yine de medyanın en büyük yararı son ana kadar gösterdikleri yoğun ilgi yüzünden diğer faktörlerin kurtarma operasyonuna devam etmek zorunda kalmalarıydı.

Bakanlar ve yöneticilere gelirsek herkesin tek derdi hayata değer veriyormuş gibi görünüp reklam yapmak. Adamın akıbeti belli değilken, şok içindeki karısıyla poz üstüne poz çektiriyorlar ki mağdurun eşi bakanımıza tamamen güveniyor imajı verebilsinler. Size de ülkemizdeki bazı cenazelerde çoluğunu çocuğunu kaybetmiş babalara kenara çekil de resim çekelim diyen medyayı, en ön safhalarda yer kapıp imaj yapmaya çalışan yetkilileri hatırlattı mı? İşte aynen öyle bir durum… Üstelik tünel öyle eski bir tünel de değil, kullanıma gireli çok olmamış. Yepyeni tünelin çökmesi karşısında tünelin yapımını üstlenen firmaya yönelik hiçbir yaptırımın yapılmaması hatta bunun gündeme dahi getirilmemesi dikkat çekici. Aynı firmanın inşasına devam ettiği başka tüneller de olmasına rağmen hem de. Aksine firmanın çöken tüneli yenilemek için bir an önce kurtarma operasyonunu sonlandırma konusunda baskı yaptığını görünüyoruz. Kurtarma ekiplerine gönderdikleri tünel planları dahi hatalıydı. Bu da hem suçlu hem de güçlü demek oluyor. Eh bizde de meydana gelen maden facialarından sonra yöneticilerin değil de madencilerin tekmelendiğini hatırlarsak sanırım Kore’ye kardeş ülke dememiz boşuna değilmiş.^^


Tünelde mahsur kalan vatandaşı canlandıran Ha Jung Woo son derece başarılı. Gerçi şahsen biraz daha panik olmasını ve kendini kaybetme eşiğine gidip gelmesini beklerdim. Karakterin hemencecik duruma adapte olması ve bu kadar az panik yapması olayın inandırıcılığına darbe vurduğu bir gerçek. Her ne kadar içinden gelmese de kendini onun büyüğü olarak gördüğü ve fazlasıyla nazik bir adam olduğu için yiyecek ve içeceğini başka bir kazazede ile paylaşması güzel detaylardı. Takıldığım noktalardan biri cep telefonunun tünelde çekmesi oldu. Nolmalde asansör ve tünel gibi aşırı kapalı mekanlarda telefonlar zor çeker, burada hem tünelde hem de üzerinde tonla toprak olmasına rağmen telefonu çekiyordu. Bu kısım biraz saçmaydı ama dış dünyayla iletişim olarak uydurabilecekleri başka bir seçenekleri de yoktu sanırım. Ayrıca bu kadar az yiyecek ve içeceğe rağmen adamın bitkinlik ve çöküklük göstergeleri de yetersizdi. Onlarca gün sonra bile gayet dinç gibi görünüyordu. Daha yavaş hareket etmesi, bitkinlik belirtileri göstermesi, yetersiz beslenme sonucu hafızasında oyunlar olması çok daha mantıklı olurdu bence. Ayrıca köpek de hiç şirin değildi, böyle çirkin suratlı köpekleri sevimli bulamıyorum yav. Tamam komik sahneleri vardı ama çirkindi işte. 😀

Sense 8 dizisinden hatırlayabileceğiniz Kore’nin sevilen bayan oyuncularından Bae Doo Na‘yı kazazedenin eşi rolünde izliyoruz. Kore ilginç bir memleket. Kocasını kurtarmaya çalışan görevliler için çalışıp, onlara yemek yapan, bir nevi onlar için karşılık vermeye çalışan bir kadın var. Bizde olsa bir çadırda oturup ağıt yakarlardı sadece. 😀 Etrafındaki bütün rütbeli insanlar, yüksek yetkili kişiler ve medyanın üzerinde baskı kurduğu kişi olan eş karakterini çok iyi bir performansla canlandırmış. Özellikle radyodaki konuşma sahnesi gerçekten çok duygusaldı.

Kurtarma alanı yetkilisi rolündeki Oh Dal Su filmdeki en beğendiğim performansı göstermiş. Kendini devamlı olarak kazazedenin yerine koyması, çok zor zamanlarında çişini içmek zorunda kalan adamı daha iyi anlayabilmek için kendi çişini içecek kadar ileri gitmesi, etrafındaki yetkili kişileri ve medyayı devamlı içeride mahsur kalan kişinin bir insan olduğu yönünde uyarması, kazazedenin hayatından hiç vazgeçmemesiyle filmin kahramanıydı bence.

10/8 Neden?

Duruma çarçabuk adapte olarak inandırıcılığa sekte vuran baş karakterine rağmen kendi sistemini eleştiri yağmuruna tutan harika bir film olduğu için.^^

Filmi Türkçe alt yazılı olarak BURADAN veya BURADAN seyredebilirsiniz. Emeği geçenlere teşekkürler.^^

Filmin Traileri

Jamais 2 sans toi…t – İkimize Bir Dünya


Dizinin Orijinal Adı : Jamais 2 sans toi…t

Türkçe Adı : İkimize Bir Dünya
Ülkemizde Yayınlayan Kanal : BRT – HBB
Ülke : Fransa
Dil : Fransızca
Yayınlandığı Yıllar : 1996-1997
Sezon Sayısı : 2
Bölüm Sayısı : 131
Süre : 25 Dakika
Tür : Sitcom

OYUNCULAR

Emma Colberti – Valentine Léger
Franck Neel – Thomas Dubreuil
Stéphanie Lagarde – Jennifer Martignac
Astrid Veillon – Charlotte Monterey
Xavier Vilsek – Léo Vincenti


KONUSU : Thomas Dubreuil ve arkadaşı Leo bir oyuncak şirketinde tasarımcı olarak çalışmaktadır. Babası öldüğünde ona Paris’te bir daire miras kalır. Ancak Thomas buraya taşındığında dairede kalan tek kişinin kendisi olmadığını keşfedecektir. Babası metresinin kızına da dairenin yarısını miras bırakmıştır. Thomas ise bundan habersiz olduğu için Valentine’i babasının metresi sanmaktadır. Valentine isimli bu genç kadın dairenin kendisine ait payını Thomas’a satmayı ret eder ve böylece Valentine ile Thomas aynı evde kalmaya başlarlar. Valentine akşamları televizyonda hava durumu sunmaktadır. Zaman geçtikçe Valentine ile aralarında güçlü bir yakınlık doğmaya başlamasına rağmen birlikte olmalarına engel önemli bir neden vardır. Thomas nişanlıdır ve nişanlısının da başka bir kadınla aynı daireyi paylaştığından haberi yoktur.

Dizinin adındaki sonradan eklenen ” t ” harfi ile Fransızca’m olmadığı için tam olarak açıklayamıyorum ama bir çeşit kelime oyunu yapılmış. Bu yüzden dizinin adı pek çok kaynakta farklı farklı geçiyor. İkimiz Olmadan Asla, İkimize Bir Dünya, İkimize Bir Çatı, İkimiz Bir Çatının Altında gibi bir çok anlama gelen isimleri var. Ülkemizde ise İkimize Bir Dünya ismiyle yayınlanmıştır.

KİŞİSEL YORUM :  Eski, akıllarımızda kalmış diziler serimize devam ediyoruz. Yayınlandığı zaman benim favori dizilerimden biri haline gelen bu Fransız sitcomunu hatırlayanlarınız var mı? Ülkemizde yayınlanmış ve sevilmiş birkaç Fransız sitcomundan biri olan İkimize Bir Dünya birden fazla kanalımızda yayınlanan nadir yabancı dizilerden biridir. Valentine karakterinin eğlenceli ve çılgın yapısı, Thomas’la yakaladıkları inanılmaz hoş kimyayla kendini izlettiriyordu. Thomas benim gözlüklü erkek zaafımın doğmasına neden olan erkeklerin başında geliyor. 😀 Hem bayağı uzun bir adamdı, hem gözlüklüydü hem de lapiska lapiska uzun sayılabilecek saçları vardı. ♥ Thomas karakterini canlandıran Franck Neel‘in şimdiki halinin resimlerine baktım da dizi kadrosundan bir tek ona zaman insaflı davranmış. Halen çok yakışıklı hatta Thomas’ı canlandırdığı zamanlardan daha bile yakışıklı görünüyor. Olgunlaşmış olmasının etkisi var sanırım.^^

Valentine aklına estiği gibi maceralara atılan, Thomas’ın başına bela açıp duran, Thomas’la olamadığı için bir aşk macerasından diğerine koşarken bir yandan da Thomas ve nişanlısının arasını nasıl açabileceğini düşünen hin bir kızdı. Bir de bir şeyler söylerken böyle kaşını çok bilmişçesine havaya kaldırırdı. 😀 Dizi yayınlandığı dönemlerde Emma Colberti’nin güzelliği erkek izleyicileri de ekran başına topluyordu. Ayrıca Valentine hiç de öyle hanım hanımcık bir kız da değildi hani. Mini mini şortlar, etekler giyer, derin dekolteli kıyafetlerle hatta iç çamaşırlarıyla ortalıkta dolanır dururdu. Sarı saç, renkli göz, kırmızı dudaklar ve güzel bir vücut bir araya geldiğinde, üstelik bir de Fransız olduğunda erkek izleyicilerin ilgi odağı olması kaçınılmazdı zaten.^^ Emma’nın şimdiki resimlerine baktım, hala güzel bir kadın ama artık sarışın değil.

Valentine’ın en yakın arkadaşını canlandıran Stéphanie Lagarde ise uzun ve güzel kızıl saçlarıyla aklımda kalmış. Thomas’ın nişanlısını canlandıran Astrid Veillon o zamanlar gerçekten güzel bir kadındı. Etkileyici mavi gözleri, siyah saçları, Valentine’ı aratmayan dekolteleriyle izleyicileri takım tutar gibi ikiye bölmeyi başarmıştı. Tabii bunda Valentine’ın devamlı hain planlar yaparak onu Thomas’tan ayırmaya çalışmasının da etkisi var. 😀 Anlayacağınız dizi bünyesinde sarışın, esmer ve kızıl üçlüsünü barındırmasıyla bile ilgilerin odağı olmayı hak ediyordu. 😀 Astrid’in şimdiki resimlerine bakınca şaşırdım. Zaman ona pek iyi davranmamış. Yüz hatları çok garip bir şekilde gerilmiş. Belki botoksun da etkisi olabilir.

10/8 Neden?

Kaliteli Fransız sitcomlarının başına geliyor da ondan. Halen bile arada arada kendi ülkesinin kanallarında gösteriliyormuş. Keşke bizim kanallardan biri de yeniden yayınlasa bu diziyi. Zamanında seslendirmeleri de oldukça başarılı olan dizilerden biriydi.

Araştırdım ama ne yazık ki diziyi izleyebileceğimiz bir kaynak bulamadım. Ama Fransızca’sı olanınız varsa Youtube da dizinin bölümlerine ulaşmak mümkün. Şuraya 1. sezonun ilk bölümünün linkini bırakıvereyim.^^ Bu kanalda dizinin neredeyse bütün bölümlerine ulaşmanız mümkün.

Dizinin açılış jeneriği

Moon Lovers – Scarlet Heart Ryeo – 1000 Yıllık Aşk


Dizinin Adı : Moon Lovers – Scarlet Heart Ryeo
Senarist : Jo Yoon-young
Yönetmen : Kim Kyu-tae
Ülke : Güney Kore
Dil : Korece
Bölüm Sayısı : 20
Yayınlandığı Yıl : 2016

OYUNCULAR

Lee Joon Ki – 4. Prens Wang So
IU – Hae-soo
Kang Ha Neul – 8. Prens Wang Wook
Hong Jong Hyun – 3. Prens Wang Yo
Byun Baekhyun – 10. Prens Wang Eun
Nam Joo Hyuk – 13. Prens Wang Wook (Baek Ah)
Ji Soo – 14. Prens Wang Jung
Yoon Sun-woo – 9. Prens Wang Won

KONU : Hikâye, Goryeo rejiminin ilk hükümdarının hakimiyetinde olduğu dönemde geçmektedir. Modern çağda yaşayan 25 yaşındaki makyaj ve güzellik uzmanı Hae Soo (IU) tam güneş tutulması yaşandığı sırada küçük bir çocuğu kurtarmak isterken boğulur. Ancak ölmek yerine zamanda geri gitmek suretiyle kendini Goryeo devrinde bulur. Ruhu onunla aynı anda boğulan başka bir kızın bedenindedir artık ve bu yüzden çevresindeki her şey ona çok yabancıdır. Hafızası yerinde olmasına rağmen içinde bulunduğu durumdan kurtulma şansının olmadığını fark eder ve mecburen yaşadığı döneme ayak uydurmaya çalışır. Yavaş yavaş bağlı olduğu soylu aile sayesinde kraliyet ailesiyle yakınlaşır, Wang Hanesi’nin prensleri arasındaki çatışmalar ve mücadeleler arasında kapana kısılır. Onunla aynı anda ülkesine geri dönen Kurt Köpek lakaplı, yüzünde taşıdığı yarayı bir maskeyle gizleyen, diğer insanların korkudan titremesine sebep olan Wang So ile sevgi/nefret ilişkisi yaşamaya başlar. Oysa kader Wang So için hiç de iyi şeyler hazırlamamıştır. Tarihte neler olacağını bilen Hae Soo bütün sevgisiyle çaresizce onun kaderini değiştirmeye çalışır.

Dizi Tong Hua‘nın Bu Bu Jing Xin (Moon Lovers) adlı Çince romanından uyarlanmıştır. Aynı adla daha önceden 2 sezon olarak yayınlanmış Çin versiyonu da bulunduğu için Kore versiyonu ismine eklenti yaparak iki diziyi farklılaştırmaya çalışmıştır. Kendi ülkesinde en düşük 7.4% , en yüksek ise final bölümünde elde ettiği 11.3% reytingle ortalamanın altında reytingler alarak yapımcılarını hayal kırıklığına uğratmıştır. Oysa dizinin toplam bütçesi 13 milyon dolar civarındaymış. O.o Neyse ki kendi ülkesi dışında neredeyse bütün Asya’da ve dünya çapındaki Kdrama izleyicileri arasında fazlasıyla popüler olan dizi ülke dışı satışlarıyla zararını kapatmayı başarabildi. Çin’de yayınlandığı video kanalı Youkou da 2.4 milyon izleyiciyle ulaşarak bir rekor kırdı. Dizi Çin dışında Hong Kong, Malezya, Singapur, Endonezya, Vietnam, Japonya, Tayland ve Amerika da Los Angeles yerel kanallarından birinde alt yazılı olarak yayınlandı.

KİŞİSEL YORUM : 2016 yılı içinde yayınlanmış tarihi Kore dizileri içindeki kuşkusuz en iyi diziydi Moon Lovers. Bir ara fazlasıyla polisiye dizi arayışına girdiğim dönemde araya bir tarihi dizi alayım diye düşünerek başladım ama tek kelimeyle bayıldım. Dizinin konusu aslında oldukça fantastik kızın biri güneş tutulması sayesinde geçmişe gidiyor. 😀 Ama geleceğe dönmek için yeterince mücadele ettiğini de düşünmüyorum açıkçası hatta hiç araştırma falan yapmadı desem yeridir. Kaderine razı olup orada yaşamaya çalıştı. Günümüz geleceğinden gelmiş biri olarak dolayısıyla sınıf farklılıklarına yabancı, geçmişteki alfabeyi bilmeyen, diğer kadınların aksine dobra, ağzına geleni patır patır sayan yapısıyla hemen çevresindeki birbirinden yakışıklı prenslerin ilgisini çekiyor. Prensler de prens hani, her biri farklı karakterde ve yakışıklılıkta.

Dizinin baş rolünde tarihi dizilerin vazgeçilmek oyuncularından biri olan Lee Joon Ki var. Daha önce defalarca kez tarihi dizide rol almış birinin deneyimini göründüğü her sahnede hissedebilirsiniz. Iljimae dizisinde de maskeli bir kahramanı canlandırmıştı. Ona bu konuda soru geldiğinde Joon Ki ” Evet maskeli karakterleri canlandırmayı seviyorum. Maske karakterlere derinlik, gizem ve güç katıyor.” diye cevap verdi. Yüzünün yarısı kapalıyken görünen tek gözüyle gösterdiği oyunculuk performansını izleyen herkes bence ona hak verecektir. Goryeo tarihinde zalim bir kral olarak anılan Wang So’ya hayat veriyor. Wang So tarihe geçen bir hükümdar olmuş çünkü yaptığı önemli reformlar var. Tahta geçtiğinde okuduğu kitaplardan yola çıkarak kendisine bir yönetim şekli çizen Wnag So ilk olarak karşısında duran ve onu kontrol etmek isteyen güçlü soylu aileleri zayıflatmak için köleleri serbest bırakıyor. Özel kölelerini kaybeden aileler güçten düşüyorlar.

Bu adım ekonominin de iyileşmesini de sağlıyor çünkü kurtulan köleler normal vatandaş oldukları için artık çalışmaya ve vergi vermeye başlıyorlar. Ardından sadece soyluların katılabileceği devlet memuru sınavlarına sıradan halkın da katılmasına izin vererek soylulara bir darbe daha vuruyor. Orduyu yeniden düzenleyerek soylu ailelerin en az bir oğullarının kendi özel ordusunda yer almasını sağlıyor. İlk kez kendi devrine isim veriyor ve ” Gwangjong “ adını alıyor. Ona karşı çıkan herkesi soylu olup olmalarına aldırmadan ya hapsediyor ya da öldürüyor. Kardeşleri ve yeğenlerini yolundan çekiyor. O dönemde saltanat kanını korumak için yapılan evliliklere uyarak ilk prensin kızıyla ve yarı kız kardeşi (onlarda aynı rahimden doğmadığın sürece yarı kardeş sayılıyor) ile evlendi. Babasının aksine onlarca evlilik yapmaktan kaçınmıştır ve iki eşinden bir oğul (ikinci oğlu bebekken ölmüş) ve dört kızı olmuş.

Wang So’nun gerçek hayat hikayesini bilince dizide verdiği kararları ve yaptığı şeyleri daha iyi anlayabiliyorsunuz. Tabii dizide bunların nedeni olarak Hae Soo gösteriliyor. Onun köleliğe karşı duruşu, hizmetçisini kardeşi gibi sevmesi, aralarındaki farklılıklara rağmen Wang So’ya destek olması geleceğin kralını şekillendiren şeyler oluyor. Dizide Wang So’ya bir yara izi eklemişler ama bu gerçek kralda bulunmayan bir şey. Ayrıca sanırım uyarlandığı kitapta da bulunmuyor çünkü Çin versiyonundaki Wang So da böyle bir şey yoktu. Kore versiyonunda karaktere farklılık katmak için böyle bir şey yaptıklarını düşünüyorum. Çin versiyonda kız aceyip absürd bir trafik kazasıyla (araba çarpıp onu 54135480368 metre havaya fırlatıyor ve yapıştığı tabelada da elektrik çarpıyor XD) geçmişe gitmişti, en azından buradaki daha kabullenebilir olmuş.

Güzelliğe bakar mısınız arkadaş… Off~

Le Joon Ki karşı konulmaz derecedeki güzel ses tonuyla beni benden aldı. Bir erkeğin güzel ses tonuna sahip olmasına bayılıyorum ama bu adam konuştukça insanın göğsü titriyor yeminle. ♥ Kısa saçlarıyla oynadığı dizileri de izledim ama bence gerçekten ona uzun saç çok yakışıyor. Bunda o kocaman, uydu kulaklarını saçlarla gizleyebilmesinin de etkisi var tabe ki 😀 Dizi için fazlasıyla kilo vermiş, bunu ilk bölüm ve son bölüm yüzünün görünüşünden dahi anlayabiliyorsunuz. Hafif tombul yanaklar bence ona yakışıyor ama dizide yüzünde maske taşımasından dolayı çene kıvrımlarının vurgulanabilmesi için kilo verdirmişler adamcaaaza :/ Zaten yüzündeki maskeye o kadar alışıyorsunuz ki maske takmadığı dönemler geldiğinde gözünüz maskeyi arıyor.^^ Tam bir aksiyon adamı olduğunu da dizideki birkaç aksiyon sahnesinde göstermiş. Joon Ki tekvando ve dövüş sanatlarında kara kuşak sahibi olduğu için bu sahnelerde çok rahat ve kendine güveniyor. Çok gerekli olmadığı sürece de dublör kullanmıyor, bu da her aksiyon sahnesinde gerçekten onun olduğunu bilerek izleyen izleyiciyi daha fazla etkiliyor. Özellikle annesiyle yüzleştiği sahnede tek kelimeyle devleşmiş. Yanak kaslarının titremesine kadar ağlaması o kadar gerçekçi ki insanı hayretler içerisinde bırakıyor. Kuşkusuz Kore’nin en iyi ağlayan erkek oyuncuların başında geliyor.

Joon Ki’nin aksine IU rolünde vasat bir performans sergiliyor. Joon Ki ile aralarındaki kimyayı sevsem de, bazı sahnelerdeki oyunculuğunu da gerçekten çok beğensem de dizi boyunca yüzünde hakim olan O.O ifadesi çok irrite edici. Gözlerini açabildiği kadar açıp boş boş bakınıp durarak oyunculuk yaptığını sanıyor. Zaten dizinin Kore de izlenmemesinin nedeni de IU, neden bilmiyorum ama halk şarkıcılığını seviyor olsa da oyunculuğunu sevmediği ve çok itici olduğunu düşündüğü için IU nun yer aldığı dizileri izlemiyorlar. Joon Ki istediği kadar oyunculuk paralasın, ana kadın karakter IU olduğu için dizi baştan kaybetmişti zaten. O bakışların olmadığı sahnelerde ise çok iyi, Joon Ki’yle kimya yakalayabilmek o kadar kolay değildir (kendisi de çooook güzel bir adam olduğu için) ama IU ile olan kimyalarına bayıldım.

IU dışında kadroda olması ve oyunculuğu çok eleştirilen bir diğer kişi de EXO grubunun yıldızlarından Byun Baekhyun oldu. Bence Baekhyun kendisine biçilmiş olan çocuksu prens rolünde gayet başarılıydı. Bazen mimiklerini abarttığını kabul ediyorum ama ilk oyunculuk deneyimi olduğunu düşünürsek iyi iş çıkarmış bence. İkinci adam konumundaki sekizinci prense hayat veren Kang Ha Neul oldukça iyi bir performans göstermiş. IU ile aralarındaki kimya da güzeldi, belki de bu yüzden 8. prens ve Hae Soo’nun birlikte olmasını isteyenler de oldu. Dizinin başında ağır bir şekilde hissedilen aşklarını düşününce şaşırtıcı değil. Çin versiyonda da olaylar benzer şekilde gelişiyordu. Hatta orada kızın 8. prensten uzaklaşmasının nedeni taht konusundaki hırsı, 4. prensle yakınlaşmasının nedeni de taht konusunda hiç isteğinin olmamasıydı. Kore versiyonda da olayları bu şekilde işleyebilmek için 8. prense adım adım yanlış kararlar aldırdılar, taht konusunda hırslanmasını işlediler, sonra Wang So’nun yalnızlığı ve çektiği acının Hae Soo tarafından fark edilmesi sağlanarak yakınlaşmalarını sağladılar. Aynı olayları farklı ama yine de aynı şekilde anlatabilmek de başarıdır.^^

Dizide benim bir diğer favori karakterim Nam Joo Hyuk tarafından canlandırılan 13. Prens. Bu genç adamı bu dizi sayesinde keşfettiğime seviniyorum. Çok tatlı bir yüz ifadesi var ve çok güzel ağlıyor. Bütün prensler içinde sözde en küçüklerinden biri olmasına rağmen en uzun boylu da buydu zaten pfghgfphgf 😄 Naif, içten ve kırılgan bir yapıya sahip 13. prensi başarıyla canlandırmış. Hikayesine çok üzülsem de aslında kızın ona tanıştıkları ilk andan beri yalan söylemeyi bir an bile bırakmadığını düşününce belki böylesi daha iyi oldu diyorum. Baek-ah’a hiç güvenmedi ve hiçbir zaman aklından geçenleri onunla paylaşmadı. Sırlarıyla geldi ve sırlarıyla gitti. Gerçi onun ölümü Wang So ve onun çok değer verdiği kardeşi Baek-ah’ın arasını açtı. :/ Sürmeli gözlü prens olarak ünlenen Hong Jong Hyun aslında tarihi dizilere yabancı değil. Daha önce de Warrior Baek Dong So da veliath prensi canlandırmıştı. Bir kere da prens rolünde ama bu kez daha karizmatikti. Şahsen karakterini çok sevdim. Annesinin onu da Wang So gibi gözden çıkaracağından ölümüne korkması ve kardeşini öldürmenin vicdan azabı da eklenince delirmesi biraz fazla zorlamaydı sanki ama gerçekte de zaten tahtta fazla kalmamış bir kralmış.^^ Gerçek hayatta Nam Joo Hyuk ile çok yakın arkadaş olan ve dizide fazla ağırlıklı bir rolü olmasa da 9. prensi canlandıran Ji Soo gayet başarılıydı. Özellikle Hae Soo’ya olan sessiz aşkını fark edebilen sadece tek bir kişinin olması içimi acıttı. Hae Soo da neredeyse saraydaki prenslerin yarısını kendine aşık etmiş yani 😄

Prenslerimizin birlikte eğlendikleri zamanlardan 😀

Görüp görebileceğiniz en güzel dizi manzarası ♥

Kore kadro vs Çin kadro

Dizinin negatif yönlerinin başında insanların yüzlerine odaklanılarak yapılan çekimler geliyor bence. O kadar yakın çekim yapıyorlar ki oyuncuların göz merceklerinde ışık tabelalarını ve onları tutanların yansımasını görebiliyorsunuz. Bu da ister istemez seyircinin sahneden kopmasına ve oyuncunun sergilediği performansın samimiyetini yitirmesine neden oluyor. Bir diğer eleştirim de Hae Soo gök bilimci ile ilk karşılaştığında onu evsiz barksız biri olarak gördükten sonra geleceğe geri döndüğünde adamın tarih profesörü kıvamında görünmesi. Oysa adam geleceğe gidip dönüşünün çocukluğunda gerçekleştiğini söylemişti. Buradaki tutarsızlıklar açıkçası can sıkıcıydı. Bazı sahnelerde oyuncuların üzerinde modern zaman kıyafetleri vardı. Mesela selamlamak için yere kapandıklarında ayaklarında spor ayakkabıların olması gibi^^ Fazla dikkat çekmeyecek ufak detaylar ama insan bir kere fark edince diğer sahnelerde de dikkat ediyor.^^

Pozitif yanlarına gelirsek dizinin uyarlandığı kitap, daha önceden yayınlanmış ve çok sevilmiş bir versiyonu olmasına rağmen cesur bir girişimle aynı hikayeyi güzel bir şekilde yeniden anlatabilmiş olması. Harika ötesi, muhteşem ve 2016 yılının kesinlikle en iyi dizi soundtrack listesine sahip olması. Her biri birbirinden muhteşem, dinlemeye doyamayacağınız harika şarkılar var. Lee Joon Ki’nin 4. Prens Wang So rolünde gösterdiği yüksek performansla koca diziyi sırtlayarak taşıması. Eğer kamera arkalarını seyrederseniz onun Baekhyun veya diğer oyunculara sahnelerinde yardımcı olmaya çalıştığını göreceksiniz. 😉 IU gibi mimiksiz, ifade özürlü bir oyuncu karşısında bile kimya yakalayabilmiş olmasına girmiyorum bile. Görüntü kalitesi, masraftan kaçınılmadığını kanıtlıyor zaten.

Kırmızı başlıklı Kız ve Kurt göndermesini hala anlamamış olan?

 

*DİKKAT SPOİLER!*

 

Çin versiyonuyla aralarındaki en önemli farklar, Çin versiyonunda Hae Soo karakteri bebeğini düşürüyordu. Kore versiyonunda ise kızı dünyaya geldi ve yaşadı. Çin versiyonu sonunda kız ve 4. prens gelecekte yeniden karşılaşıyorlardı. Kore versiyonunda ise bu sahne ya kesildi ya da daha romantik olduğu düşünülerek karşılaşmamalarına karar verildi. Çünkü IU’nun sosyal medya hesaplarından paylaştığı bazı resimlerde ona mendil uzatan biri görünüyordu. Bazen keşke karşılaşsalardı diyorum ama Çin versiyonunda kız ve adam karşılaştıklarında adam kızı tanımayarak müzeden ayrılmıştı. İkinci sezon ihtimali olmadığına göre böyle biteceğine açık kapı bırakan bir sonu tercih ederim. Çin versiyonunda yeniden aşık olmalarını işleyen modern zamanda geçen 2. sezon var. Eğer dizinin reytingleri yüksek olsaydı kuşkusuz o kesilen sahne yer alacak ve 2. sezon için de anlaşılacaktı.:/

 

*DİKKAT SPOİLER!*

 

10/8 Neden? IU’ya rağmen başarılı bir dizi olduğu, sonunun şimdiye kadarki tarihi dizilerden farklı, hem hüzünlü hem de umut vaad edecek şekilde bağlanabilmiş olması.

 

Diziyi Türkçe alt yazılı olarak BURADAN veya BURADAN izleyebilirsiniz.

 

Dizinin traileri

Soundtrackın en sevdiğin şarkılarından biri ama ne yazık ki sadece iki kere falan kullandılar. :/

For You – Baekhyun, Chen, Xiumin

Diziyi izledikten sonra bu şarkıyı her dinlediğinizde ağlamak isteyeceksiniz… Im Sun Hae – ‘Will Be Back

En güzel düetlerden biri ♥ Epik High ft. Lee Hi ‘Can You Hear My Heart’