Darkangelhome

Hotel Del Luna – Fazla mı abartılıyor ne?


Dizinin Adı : Hotel Del Luna
Diğer Adları : Hotel Delluna
Yönetmen : Oh Choong-Hwan
Senarist : Hong Jung-Eun, Hong Mi-Ran
Tür : Romantik, Fantastik
Yayınlayan kanal : tvN – Netflix
Bölüm Sayısı : 16 ( Her bölüm süresi yaklaşık 70 dakika)
Yapım Yılı : 2019
Yayın Tarihi : 13 Temmuz 2019 – 1 Eylül 2019
Ülke : Güney Kore
Dili : Korece

OYUNCULAR

IU (Lee Ji-Eun) – Jang Man-Wol
Yeo Jin-Goo – Koo Chan-Sung
Shin Jung-Keun – Kim Sun-Bi
Bae Hae-Sun – Choi Seo-Hee
P.O – Ji Hyun-Joong (Member of boy group “Block B”)
Kang Mi-Na – Kim Yoo-Na (Former member of K-pop group “Gugudan.”)
Cho Hyun-Chul – Sanchez
Park Yoo-Na – Lee Mi-Ra
Lee Do-Hyun – Ko Choeng-Myung
Lee Tae-Sun – Yeon-Woo
Seo Yi-Sook – God Mago
Oh Ji-Ho – Koo Hyun-Mo
Lee Joon-Gi – Aday 1
Kim Soo-Hyun – CEO of Hotel Blue Moon

KONUSU : Dizi, Seul’un şehir merkezinde bulunan ve müşterilerinin yalnızca hayaletlerin olduğu ‘Hotel del Luna’ adlı gizemli bir otelde geçiyor. Bu otelin CEO’su Jang Man-Wol (IU) yaptığı büyük bir hatadan dolayı lanetlenerek 1000 yıldan fazla bir süredir bu otelde yaşamak zorunda kalmıştır. Doğaüstü bir yer olan otel, gündüzleri gerçek haliyle görünmüyordur, hatta insanların dikkatlerini bile çekmiyordur, insanlar ancak özel durumlarda, mesela altıncı hisleri çok güçlüyse veya ay tutulması varsa, otelin gerçek halini fark edebilmektedirler. Otelin personeli ve müşterileri, öbür dünyaya ve reenkarnasyon döngüsüne geçmeden önce, önceki yaşamlarında bitmemiş işlerle hesaplaşan hayaletlerdir. Bunun tek istisnası, faturaları veya vergileri ödemek ya da hayaletlerin istekleri doğrultusunda hala yaşayan akrabalarla etkileşime girmeleri gerektiği durumlarda devreye giren, bir insan tarafından doldurulan otelin genel müdürü pozisyonudur. Jang Man-Wol’un otelin CEO pozisyonunu devraldığından bu yana şimdiye dek 98 insan müdürü olmuştur. 99. müdürü içinse çoktan özel bir anlaşma yapmıştır ve artık müdürünün işinin başına geçmesini istemektedir. Ancak oğlu yalnız büyümesin diye istemeden de olsa anlaşma yapmak zorunda kalan babası Koo Chan Sung’u (Yeo Jin Goo) büyüyene kadar yurt dışında okutmuştur ve Koo Chan-Sung’u ikna etmek de o kadar kolay olmayacaktır.

Dizinin en düşük reytingi 7%, en yüksek reytingi ise final bölümünde aldığı 12% olmuştur, averaj reytigi 8.8% olarak gelmiştir. Yani yaklaşık 2 milyon izleyici ile başlamış ve finali yaklaşık 3,5 milyon izleyici ile yapmıştır. Bu dizi, normalde Kore’de ücretsiz TV/kamu yayıncılarına (KBS, SBS, MBC ve EBS) kıyasla nispeten daha küçük bir izleyici kitlesine sahip olan bir kablolu/ödemeli kanal olan tvN’de yayınlandı. 2019’un en çok izlenen tvN dizisiydi ve şu anda kablolu televizyon tarihinde en çok reyting alan on altıncı Kore dizisi konumunda. Dizinin OST parçalarından biri olan ve Gummy tarafından seslendirilen “Remember Me” isimli parça 21. Mnet Asian Music Awards’ta, 11. Melon Music Awards’ta ve 34. Golden Disc Awards’ta ” Best OST “ ödülünü kazanmıştır. 29. Seoul Music Awards’ta ise Taeyon tarafından seslendirilen ” All About You “ isimli parça OST Award‘ı kazanmıştır. Kablo tv kanalı tvN’de en yüksek reytinge sahip 6. diziydi. Liste aşağıdaki gibidir:

  1. Reply 1988 — 18.803%
  2. Goblin — 18.680%
  3. Mr. Sunshine — 18.129%
  4. 100 Days My Prince — 14.412%
  5. Signal — 12.544%
  6. Hotel Del Luna — 12.001%

24 Haziran 2020′de Studio Dragon, Hotel del Luna’nın Amerikan versiyonunun Skydance ile ortak yapımcılığını üstleneceğini duyurdu. CJ ENM ve Studio Dragon, küresel drama ve filmlere ortak yatırım ve yapım için Amerikan yapım şirketi Skydance Media ile stratejik bir ortaklığa girdi. Skydance’in önceki çalışmaları arasında “Terminator”, “6 Underground” ve “Mission Impossible” filmleri ve “Grace and Frankie”, “Altered Carbon” ve “Jack Ryan” TV dizileri yer alıyor. Alison Schapker, dizinin geliştirilmesinden ve yapımından sorumlu olacak. Studio Dragon’dan Miky Lee, Jinnie Choi ve Hyun Park ve Skydance Television’dan David Ellison, Dana Goldberg ve Bill Bost ile çalışacak.

Bu romantik komedi fantezi türündeki drama, daha önce My Girl (2005), You’re Beautiful (2009), My Girlfriend is Gumiho (2010), The Greatest Love (2011) gibi diğer popüler dramaları yazan ve Hong kızkardeşler ya da Hong Sisters olarak bilinen yazarların eseridir. Hong Sisters zaten hayalet dramalarında antrenmanlı, yani My Girlfriend is Gumiho , Master’s Sun ve Hwayugi onların eserleri.

KİŞİSEL YORUM (SPOİLER İÇERİR) : Ne zaman her yerde aşırı derece övülen bir diziyi izlesem, her zaman aşırı derecede abartılmış olduğu ortaya çıkıyor. Ama her zaman. Bu yüzden bir dizinin çok övüldüğünü görürsem o diziyi izlemekten kaçınmaya başlar oldum. Bir dizi ne kadar övülürse, o kadar az izlemek istiyorum. Hotel Del Luna ‘nın da ne yazık ki bu geleneği bozabildiğini söyleyemeyeceğim. Goblin gibi görselliğe aşırı derece önem verip senaryosunu boşlayan, övüle övüle bitirilemeyen ama problemli ilişkilere sahip bir başka dizi daha. Anlattığı hikayenin kendi içinde özellikle özel olduğunu düşünmüyorum. Ama oyuncular, özellikle IU, senaryoya hayat veren iyi bir iş çıkarmış. Sinematografiden çok keyif aldım. Dizi estetik açıdan çok hoştu. Zaten sorun da burada başlıyor, estetikten başka bu dizide ne var?

IU dizide ‘Hotel del Luna’ adlı bir otelin CEO’su olan Jang Man-Wol karakterini canlandırıyor. Man-Wol güzel ve alımlı bir bayan olmasına rağmen kibarlıktan uzak, hırçın, huysuz, herkese kuşku ile yaklaşan açgözlü birisidir. Yaklaşık bin yıl önce günahlarının kefaretini ödemenin bir yolu olarak, yaşayanlar ve ruhani alemler arasında bir geçit olan Hotel Del luna ‘nın sahibi olmaya zorlanmış. Man-Wol intikam hırsıyla yüzleşmek için geçmişindeki tek bir kişiyi beklerken, tanrıların onun için başka planları vardır. Man-Wol ‘un ruhu, otele hayat veren ağaca bağlanmıştır ve bu ağaç bin yıldan fazladır kuru bir şekilde durmaktadır. Bu ağaç yeşerip çiçek açtığında ve sonrasında yapraklarını döktüğü gün, Man-Wol’un da artık öbür dünyaya gitmesinin vakti gelmiş olacaktır. Goblin’i son derece hatırlatıyor değil mi?^^ IU ‘nun oyunculuğu her zaman seyirciler için tartışmalı bir konu olmuştur. Pek çok kişi oyunculuğunu beğenmiyor, tek bir yüz ifadesiyle oynadığını düşünüyor ki bu nispeten doğru da. Ama başrol oyuncusuyla kimyası aşırı derecede tuttuğunda, Moon Lovers’te olduğu gibi, ya da bu dizide olduğu gibi gerçekten kendisine yakışan bir karakter canlandırdığında, iyi iş çıkarabilen bir oyuncu.

Eminim herkes bu dizinin bir moda sergisi gibi olduğu konusunda hemfikirdir, çünkü baştan sona IU ‘nun giydiği çeşitli şık ve zarif kıyafetler seyircilerin gözlerini şenlendiriyor. IU ‘nun çok büyük bir kostüm bütçesi olmalı çünkü o kadar çok şık kıyafet giymişti ki sayısını unuttum. Bir bakışta dizinin yüksek bütçeli bir yapım olduğunu görmek oldukça kolay. Her şey gösterişli görünüyor ve geri dönüşler de dahil olmak üzere iyi para saçıldığı belli oluyor. Bu geri dönüşleri yapmak için harcanan zaman ve paradan özellikle etkilendim, çünkü her biri sadece 2 saniye ya da 2 dakika kadar sürüyor, ancak her birinde tam ölçekli makyaj, kostüm ve set hazırlığı var. Man Wol ‘un kırsalda dolaşırken gösterildiği geri dönüşler ve Kore Savaşı sırasındaki sahneler dışında IU ‘nun kıyafetleri pahalı ve lüks görünüyor. Hatta bazı geri dönüşlerde giydiği hanboklar bile zarif ve lüks görünüyor. Man Wol’ un günümüz gardırobuyla ilişkilendirdiğim bir renk ve doku zenginliği de var; yoğun, parlak kırmızı dudakları örneğin 3. bölümde parlak kırmızı deri ceketi ile uyumluydu. Hepsi tamamen gözlere hitap ediyor.

Dürüst olmam gerekirse, Chan Sung muhtemelen buradaki tüm karakterler arasında en zayıf olanı, Man Wol’a olan sevgisi artmasına rağmen haftalar boyunca o kadar da büyüdüğü söylenemez. Karşılaştırıldığında, farklı otel misafirlerinin arzularını yerine getirdiğini veya korkularının üstesinden geldiğini görmek daha tatmin edici bir gelişme sunuyor. Genç adam yurt dışında Harvard gibi bir okulda okumuş, yumuşak kalpli, samimi, sağduyulu bir mükemmeliyetçi. Babasının ölümünden sonra, çok uluslu bir otelde müdür yardımcısı olmak için Güney Kore’ye geri döner, ancak Jang Man-Wol, babasıyla yaptığı anlaşmayı yerine getirmesi ve Hotel del Luna’ nın yöneticisi olması için ona baskı yapmaya başlar. Yeo Jin Goo ‘nun hayranıyım diyebilirim. Ve bence bu dizide oynaması gereken karakter, oyunculuk becerilerini sonuna kadar göstermesine izin vermiyor. Chan Sung gerçekten çok da fazla derinliği olmayan bir karakter. Pek çok sahnede sanki sadece senaryoyu okuyormuş gibi oynuyor. En iyi sahneleri, romantik replikler vermeye çalışmadığı sahnelerdi.

Man Wol’un 1.300 yıl önceki geçmişine odaklanan kapsayıcı bir hikaye de yayınlanıyor. Hayatı, ilk aşkı ve onu Hotel Del Luna’yı yönetmeye iten şeyin ne olduğunu yavaş yavaş öğreniyoruz. Dizinin tüm bu tarihi bölümlerine bayıldım. Aslında dürüst olmak gerekirse bence IU ve Lee Do Hyun arasında çok daha güzel bir kimya vardı. Gerçek arka plan bize parçalar halinde açıklandı, ancak yine de tamamen içine çekildiğimi hissettim. En büyük nedeni de daha doğal bulduğum, IU ve Lee Do Hyun arasındaki kimyaydı. İster birbirlerine yumruk atsınlar, ister anlamlı bakışlar fırlatsınlar, etkileşimlerinde tutarlı bir elektrik vardı ve bu da beni daha çok hikayelerinin içine çekti.

Ko Choeng-Myung’un Man Wol’a yaptığı tatlı sataşmalar, ona soğuk baktığında bile sarsılmaz sıcaklığı, vedalaşmaları, birlikte olamayacakları gerçeğine boyun eğmeleri ve ardından Choeng-Myung’u son bir kez görme cazibesine kapıldığı için Man Wol’un tuzağa düşmesi ne kadar trajikti. Bu tek karar yüzünden prenses, Man Wol ve halkına yaklaşabildi ve Choeng-Myung, sırf Man Wol’u hayatta tutmak için korkunç şeyler söylemek ve yapmak zorunda kaldı. Eminim Choeng-Myung o evlilik odasına hayatına son verme niyetiyle girmiştir; nikah kırmızısı değil cenaze beyazı içindeydi ve kılıcını yanında tutarak içeri girdi. Ve bu nedenle, muhtemelen Man Wol’un saldırısına da direnmedi ya da kendi eliyle öldü. Bu, Man Wol’un gözlerini gerçeğe, her şeyi onu korumak için yaptığına açmalıydı ama senaryo bu ya, açmadı.

Man Wol’un tek bir kararı, kendisi için en önemli olan iki adam da dahil olmak üzere pek çok insanın ölümüne neden oldu. Taşıdığı suçluluğun boyutu çok büyük olmalı. Kendini affedememesi şaşırtıcı değil. Devam edememesi şaşırtıcı değil. Bence ortaya çıkan en dokunaklı şey, ateşböceğinin aslında bunca yıldır ağacın etrafında dolaşan Choeng-Myung olmasıydı. Man Wol’un yanında kalmayı seçti ve hatta onun yanında olabilmek için öbür dünyaya giderken geri döndü. Ne kadar tatlı ve üzücü, bunca yıl boyunca onu izliyordu ve o bunu bilmiyordu bile. Aksine yüzleşebilmek için onun otele gelmesini bekliyordu. Man Wol, Choeng-Myung’u son 1.300 yıldır gerçekten yanlış anlamıştı, bu yüzden kendi hayatına devam edemedi. Sanırım senaristlerin bu dizide vermek istedikleri mesaj buydu. Devam edebilme, arkada bırakabilme, yeni hayata ve sevgiye kendini açabilme, affedebilme.

Choeng-Myung ‘un Man Wol’un davetine yanıt olarak insan şeklini aldığı an çok dokunaklıydı. Ona bakarken gözlerindeki bakış o kadar duygu doluydu ki: aşk, özlem, pişmanlık…Ve ona artık gidebileceğini söylediğinde “Bu bizim sonumuz, değil mi?” demesi çok güzel, trajik bir şekilde dokunaklıydı. Beni gerçekten etkileyen diğer an, öbür dünyaya giden köprüde, Man Wol’a son kez elini uzatması, elini tutacağını umarak baktığı andı. Sormanın neredeyse beyhude olduğunu biliyormuş gibi hissediyorum ama yine de sormadan edemedi sanırım. İkisinin birlikte olamayacakları açıktı ama en azından aralarında son bir konuşma olmasını isterdim. İkisi de birbirlerini 1300 beklediler (biri onu öldürmek için, diğeri kendini açıklamak için) keşke konuşsalardı, keşke IU’nun karakterinin başından beri ateşböceğinin kendisi olduğunu anladığında biraz endişelendiğini görebilseydik. Keşke bu dizide daha fazla endişe olsaydı ama bu açıkçası sadece bir tercih. Çünkü son 2 bölümde oteldeki tüm hayaletlerin kinlerini temizlemesi de başka bir saçmalıktı. Keşke içlerinden biri dizinin ortasında gitse de onlar için üzülebilseydik.

Küçük kız kardeşiyle birlikte öbür dünyaya gidebilmek için bu dünyada zamanının dolmasını bekleyen Ji Hyun-Joong pek şekerdi. Çok fazla oyunculuk deneyimi olmayan bir idol aktör olduğunu düşünürsek, P.O ‘nun oyunculuk becerileri de beni oldukça şaşırttı. Kendisi eski idol gruplarından Block B’nin üyelerinden biriydi. Bir başka idol oyuncu da Kim Yoo-Na karakterini canlandıran Kang Mina. Kendisi hayatta kalma showu birincisi olarak kurulan ve daha sonra dağılan IOI grubunun, bu grup dağıldıktan sonra kurulan ve 2020 yılında dağılan Gugudan grubunun üyesiydi. Henüz fazla oyunculuk deneyimi olduğu söylenemez ama fena değildi.

Şimdi gerçekten eleştireceğim noktalara gelelim. Ortada dolanan ve Tanrıçca Mago olarak adlandırılan bir karakter var. Otelden geçen insanların yaşamını ve ölümünü kontrol eden, birçok biçimde görünen bir tanrıça. Dizi bu tanrıça hakkında bize hiçbir bilgi vermiyor. Sanki önceden bu tanrıça kimmiş, bütün güçlerini biliyormuşuz gibi dan diye hikayeye dahil oluyor, kendisinin birçok biçimi burada kız kardeşleri olarak yansıtılıyor ve bir dolu karmaşık bilgi var hakkında. Chan Sung ‘un annesinin etrafındaki bölüm, aşırı derecede gereksiz ve saçmaydı. Annesi o kadar aniden ve gelişigüzel bir şekilde tanıtıldı ve aynı şekilde o kadar aniden ve gelişigüzel gitti ki ne olduğunu anlayamadık. Hiç iyi düşünülmüş hissettirmiyor. Yani annesinin onu terk etmiş olması belli ki Chan Sung’u etkilemiş. Annesi neden onu ve babasını terk etmiş, sadece başka bir çocuğu daha olduğu ortaya çıkmasın diye mi hayalet olarak kalıp kitabın içerisindeki resmi korumuş, başka çocukları varsa neden Chang Sung kardeşlerini görmek istememiş… Bir yığın sorun cevapsız kaldı.

Hong kardeşlerin bölümü yazmaya başladıklarını, Man Wol ve Chan Sung’u nasıl öpüşme durumuna sokacaklarını merak ettiklerini hissediyorum çünkü fazlasıyla saçma bir anda, aralarında daha doğru düzgün duygu bile gelişmemişken gerçekleşiyor öpücük. Man Wol, Chan Sung’a tüm bölüm boyunca onun yanında uyuması konusunda ısrar ediyor. Gerçi onun hakkında gerçekten rüya görüp görmediğini bu şekilde anlaması hiç mantıklı değil. Sonundaysa onu kurtarabilmek için öpüyor. O kadar klişe ki, gözlerinizi devirmeden izleyebilirseniz bravo lol. Balayı çifti de bir tuhaftı. Hayaletlerle dolu bir otelde kaldıkları için hiç de telaşlı görünmüyorlar. Bunun hayaletlere özel otel olduğunu bilseler bile, daha yeni evlenmişler, ilk gecelerini geçirmek için gelmişler ve çocuk yapmaları bekleniyor, bunlar gayet sakin, telaşsız, yüzleri bile kızarmıyor. Kim böyle davranır? Adamın annesinin Chan Sung’a mafya lideri gibi takım elbiseli adamlar gönderip yanına getirtmesinden ve Chan Sung’un doğru düzgün sorgulamadan gitmesinde hiç girmiyorum bile.

Hotel Del Luna’nın aslında ” Hotel de la Luna “ şeklinde okunması gerekiyor ama muhtemelen yazarlarımız tarafından bilinçli bir şekilde bu şekilde yapılmış. Otele kendini beğenmiş, pahalı şeylere düşkün ve kendini zarif hissetmeyi seven ama hiç de iyi eğitimli olmayan Man Wol adını vermiş. Man Wol’un, hata yaptığının farklı olmadan oteli için kulağa hoş gelen bir isim seçeceğine inanabilirim. Bu güzel bir detaydı. Dizinin sonu da ne yazık ki beklentileri karşılayamıyor. Kafası karışan izleyiciler var, memnun olan izleyiciler var, hayal kırıklığına uğrayanlar var ve ikinci sezon için umutlananlar var. Tamam, başından beri Man-Wol ve Chan Sung’un birlikte olamayacaklarını zaten biliyorduk. Jang Man Wol bir hayalet olarak öbür dünyaya gitmeliydi ki burada başka bir detaya değinmek istiyorum, Man Wol ne zaman öldü? Tek bildiğimiz arkadaşlarının emanetlerini alarak Ay evini aramaya başladığı. Her neyse, Chan Sung da ona öbür dünyaya giderken eşlik edecek olan kişi olacaktı. Evet, nasıl birlikte olabilirler? Tek olasılık, bir daha ki sefere reenkarne olduklarında tekrar karşılaşacak olmalarıydı. Peki son sahnelerde izlediklerimiz sahneler neydi? Yani bütün karakterler gelecekte aynı anda mı reenkarne olmuşlar? Bu sahneler reenkarne oldukları zamana mı ait yani?

Bir kez daha, ateşböceğinin ortaya çıkmasıyla olay örgüsünde önemli bir değişiklik olacağını düşünmüştüm ama ateşböceğinin hikayesi, Jang Man Wol onu öbür dünyaya götürmesiyle sona erdi. Bilmiyorum, belki de ateş böceği ve Chan Sung’u içeren bir çatışma yaratmak için yeterli zaman yoktu, çünkü sona sadece birkaç bölüm kalmıştı. Hotel Del Luna ‘daki çalışanların davalarının çözümü sadece bir bölümde tamamlandığı için onların sonları da fazlasıyla aceleye getirilmiş gibi hissettiriyor. Dizideki karakterler can sıkacak kadar çok ağacın etrafında zaman öldürüyorlar. Bazen gerçekten sadece sahne doldurmak için aval aval ağaca baktıklarını ve aaa yeşermiş, aa çiçek açmış gibi replikler söylediklerini düşünüyorum. Anladık kardeşim ağacın yapraklarını dökülmesi önemli bir şey de dizinin yarısını bunun etrafında geçirmeyin yahu!

Genellikle, Kore dizilerinin devam sezonları gelmez. Bu nedenle, Hotel Del Luna ‘nun 2. sezon şansı yok gibi. Bununla birlikte dizinin finalinde konuk oyuncu rolünde otelin yöneticisi olarak görünen aktör Kim Soo-Hyun ile birlikte yeni bir otel görüyoruz. Adı da ” Hotel Blue Moon ” Hatta Kim Soo-Hyun’un görünmesi izleyicileri o kadar çok şaşırtıp heyecanlandırdı ki tvN kanalı ikinci sezon spekülasyonlarını reddetmek zorunda kaldı. Dahası, dizinin yazarları Hong Sisters, bir röportajda Hotel Del Luna’nın 2. sezonuyla gelmelerinin pek olası olmadığını, ancak bazı değişikliklerle otelin başına bu kez bir erkek sahibi getirerek yeni bir sezon gelmesinin olası olabileceğini belirtmiş. Hotel Del Luna, farklı bir isimle, farklı oyuncularla ve tamamen farklı bir olay örgüsüyle ” Hotel Blue Moon “ olarak geri dönebilir. Belki.

Diziye konuk olan sadece Kim Soo-Hun değil. Dizi konuk oyuncu yıldızlarla dolu. Lee Joon Ki, Nam Da Reum, Sulli, Lee Yi Kyung, Seo Eun Soo gibi birçok ünlü oyuncuyu sürpriz rollerle görmek mümkün. Özellikle Lee Joon Ki ve Sulli’yi görmek hem çok güzeldi ve çok üzücüydü. Bilmeyenleriniz için Sulli gerçek hayatta IU’nun çok yakın bir arkadaşıydı. Zavallı kadının ülkesinde aldığı nefret yorumlarının haddi hesabı yoktu ve bu, ne yazık ki intihar etmesine neden oldu. Çoktan yitip gitmiş birini böylesine güzel ve hayat dolu izlemek çok üzücü. Lee Joon Ki ve IU, birlikte oynadıkları Moon Lovers dizisinden beri altın çift olarak görülüyor. İkisi de kimyası her oyuncuyla tutmayan oyunculardan. Ama birlikte muhteşem oluyorlar ve bunun da farkındalar. Joon Gi kısa bir sahneyle dizide görünüyor. Kamera arkalarını seyrettim, arkadaşlıkları çok tatlı.

Dizinin görsel efektleri ve hayaletlerin makyajları başarılı. Hayaletleri korkutucu olması gerektiğinde korkutucu, komik olması gerektiğinde komik yapabilmişler. Mesela dolap içerisindeki misafirin sahneleri epey ürperticiydi. Estetik olarak Hotel Del Luna harika görünüyor, neon renklerin kullanımı ve ilginç sahne kompozisyonu, bu diziyi görsel olarak da hoş kılıyor. Yayınlandığı yılın en iyi K-Pop OST albümü olan şarkılar da sahneleri tamamlıyor. Diyebilirim ki benim için Red Velvet’in şarkısı dışında skip yok. O derece güzel bir albüm.

10/6 Neden?

Keşke IU’nun kıyafetlerine gösterdikleri özeni, senaryoya da gösterselerdi. Goblin’de olduğu gibi 1000 yaşındaki bir savaşçı ile lise öğrencisi bir kızın ilişkisi ne kadar problemli ise, bu dizide de 1.300 yaşındaki Man Wol ile zorla hatta tehdit ederek müdürü yaptığı genç otel müdürü arasındaki ilişki de o kadar problemli. Bunun dışında dizinin güzel anları olduğunu ve eğlenceli bulduğumu düşünsem de pek ilgimi çektiğini söyleyemem. Bazen bölümler ve olay örgüsü noktaları uçup gidiyordu ve genel olarak hikayede gerçekten şaşırtıcı bir şey yoktu. Dizinin ilk bölümlerindeki yorumlara bakarsanız pek çok izleyicinin anlattığı neredeyse hiçbir şey olmamasına rağmen bölümlerin çok uzun olduğunu ve konunun çok yavaş aktığını söylediklerini göreceksiniz. Dizi ağır başlıyor, arkasından yabaniler kovalıyormuş gibi bitiyor.^^

Fragmanları

Dizinin OSTsi

You’re All Surrounded – Etrafınız Sarıldı


Korece Adı : Neoheedeuleun Powidwaetda
Yönetmen : Yu In-Sik
Senarist : Lee Jung-Sun
Yapımcı : Park Song-Yi, Kim Si-Hwan
Yayınlayan Kanallar : SBS – Netflix
Tür : Dram, Romantik, Komedi, Aksiyon, Polisiye
Bölüm Sayısı : 20
Yayın Tarihi : 7 Mayıs 2014 – 17 Temmuz 2014
Ülke : Güney Kore
Dili : Korece

OYUNCULAR

Lee Seung-Gi – Eun Dae-Koo
Cha Seung-Won – Seo Pan-Seok
Go Ara – Eo Soo-Sun

Ahn Jae-Hyun – Park Tae-Il
Park Jung-Min – Ji Kook

Oh Yoon-Ah – Kim Sa-Kyung
Sung Ji-Ru – Lee Eung-Do
Seo Yi-Sook – Kang Seok-Soon
Lim Won-Hee – Cha Tae-Ho
Jeong Dong-Hwan – Yoo Moon-Bae
Moon Hee-Kyung – Yoo Ae-Yeon

KONUSU : 4 çaylak dedektif olan Eun Dae-Koo (Lee Seung-Gi), Eo Soo-Sun (Go Ah-Ra), Park Tae-Il (Ahn Jae-Hyeon) ve Ji Kook (Park Jung-Min) işlerindeki ilk gün için Gangnam Polis İstasyonuna giderler. Çaylak dedektiflerin hiçbiri aslında bir dedektif olmayı hayal etmemişlerdir. Ancak bazı amaçlar yüzünden bu seçimi yapmışlardır. Genç yaşta annesinin öldürülmesine tanık olan Kim Ji-yong ( Lee Seung-Gi ), annesinin ölümünü araştırmak için dedektif olmaya karar verir. Annesinin katili tarafından fark edilmemek için adını Eun Dae-gu olarak değiştirmiştir. Yeni işinde eski ortaokul arkadaşı Eo Soo-sun ( Go Ara ) ile tekrar bir araya gelir ama onu tanıdığını belli etmez. Takım lideri Seo Pan-seok’un ( Cha Seung-won ), annesinin davasının katiliyle bağlantılı olduğuna inandığı için onun peşindedir. Gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıdır.

Dizinin en düşük reytingi %9.6, en yüksek reytingi ise %14.2 olarak gelmiştir. 9 Haziran 2014‘te bir aksiyon sahnesi çekerken, Lee Seung-Gi’nin sol gözü sahte bir bıçakla yaralandı. Hemen hastaneye götürülen oyuncunun gözünde bıçağın kornea hasarı ve göz içi kanamasına neden olduğu tespit edildi. Yaralanması nedeniyle Seung Gi’nin birkaç gün dinlenmesi gerekti ve bu nedenle çekimlere ara verildi.

KİŞİSEL YORUM : Benim gibi hem polisiye dizileri seviyorsanız, hem de bir Lee Seung Gi hayranıysanız, bu dizi izleme listenizde yer alıyor demektir. Seung Gi ve Cha Seung Won gerçek hayatta sahip oldukları arkadaşlıklarını televizyon ekranlarına başarıyla tanımaya devam ediyorlar. Bildiğiniz gibi her şey Seung Gi ‘nin popüler ve büyük bir klasik haline gelen Cha Seung Won dizisi ” The Greatest Love “ a konuk olmasıyla başladı her şey. Bu dizide, You All Surrounded’de, baş rolü paylaşmalarıyla devam etti ve en son Lee, Cha ve diğer oyuncu Sung Ji-ru’nun birkaç yıl sonra izlenme rekorları kıran ” A Korean Odyssey “ dizisinde yeniden bir araya gelmesiyle devam etti. İki oyuncu, aralarındaki bromance sihrini ekrana en iyi taşıyan ikililerden biri kesinlikle.^^

Lee Seung Gi, dizide Eun Dae-gu / Kim Ji-yong karakterini başarıyla canlandırmış. Sert, zeki ( 150 IQ’lu ) ve fotoğrafik bir hafızası var. Herkese karşı mesafeli ve kimseyle özel hayatını paylaşmıyor, kimseyi özel hayatına almak da istemiyor. Acı dolu geçmişi düşünüldüğünde, otoriteyle olan sorunu bir yerde anlaşılır ancak akademik olarak bu kadar başarılı birinin, sinirlerine hakim olamaması biraz karakter dışı gibi geliyor. Eun Dae-gu veya asıl adı Kim Ji Young, 11 yıl boyunca Seo Pan-Seo’un ( Cha Seung Won ) Masan Hemşire Davası’nı satan, annesinin ölümünde parmağı olan kişilerden biri olduğunu düşünerek ona iyice kinlenmiş, bu yüzden de amacı özellikle onun çalıştığı karakolda çalışmaya başlayarak kirli bir polis olduğunu ortaya çıkarmak. Seung Gi dizide Asyalı oyuncularda veya idollerde en nefret ettiğim saç şekliyle oynuyor. O kabartılıp öne düşürülen saçların kavga dövüş sahnelerinden sonra bile bozulmaması acayip dikkat çekiyor.:) Karakteri oldukça sessiz, etrafa yargılayıcı ve küçümseyen bakışlar atan, içine kapanık biri. Kimliğini gizlemeye çalıştığı için bu bir yerde anlaşılır ama sözde fotoğrafik hafızaya sahip 150 IQ’lu bir dedektif olarak bu özelliklerini sergileyecek bir şeyler yaptırdıklarını söyleyemeyeceğim.

Cha Seung-won dizide Şiddet Suçları Birimi’nin asabi kaptanı Seo Pan-Seok rolünde. Karakolda bir efsane olan Pan-Seok, en azılı suçluları avlama konusundaki yorulmak bilmeden kararlılığı, zor davaları kapatmadaki başarı oranı ve ayrıca yetkilerini kötüye kullanan üst düzeylere karşı sesini çıkarmasıyla bilinen, meslektaşları arasında bir nevi efsane olan birisi. Başlangıçta çaylakların akıl hocalığına atanmasından nefret ediyor ancak zorlu bir başlangıçtan sonra, kendilerini kanıtladıkça onlara oldukça düşkün biri haline geliyor. Ancak, bir tanık olan hemşirenin öldürülmesi ve ardından hemşirenin oğlu Kim Ji-Yong’un ortadan kaybolmasıyla ilgili uzun zaman önce çözülmemiş olarak kalan davayı asla unutmamış. 11 yıl önce kapatılan Masan Hemşire Davası, efsanevi Dedektif Seo ‘nun çözemediği tek dava olarak her zaman aklının bir köşesinde. Şef Pan Seok ve eski karısı dedektif Sa-Kyung arasındaki boşanmanın nedeni de aslında bu davayla bağlantılı. Kocasının üzerinde çalıştığı bir davanın dolaylı bir sonucu olarak küçük oğullarını kaybettiklerinde duydukları üzüntü ve öfke, çifti birbirinden ayırmış.

Go Ara, çok konuşan, beceriksiz, cesur ve ısrarcı bir genç kadın. Karakteri Eo Soo-Sun, polis akademisine kabul edilmeden önce yedi kez başvurmuş. Yeni subay sınıfındaki tek kadın olarak diğer meslektaşlarından biraz daha ağır baskılar altında diyebiliriz. Gençliğini canlandıran oyuncu Ji Woo oldukça başarılıydı. Gerçi gençliğinde babasından dövüş sanatları eğitimi aldığını söyleyen biri için, polis olduğunda dövüş konusunda bu kadar yeteneksizleşmesi de enteresan :)) Bir türlü çok sevilen baş rol oyuncular arasına giremeyen bir baş rol Go Ara. Herkes iyi rol yapamadığında hem fikir. Mimiklerini aşırı kullanarak sahnelerini abartmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Seung Gi’yle aralarında bir arkadaşlık hissedilse de kimya olduğunu pek söyleyemeyeceğim. Aksine, Cha Seung Won’la birlikte çektikleri sahnelerde nedense ben aralarında daha fazla kimya hissettim. Yine de bu tarz romantik komedilerde neredeyse bir klasik haline gelen önce kadının aşık olup erkeğin peşinden koşması durumu yerine, bu dizide önce erkeğin aşık olması ve neden kadının tipi olmadığını anlamaya çalışması hoş bir detaydı.

Ahn Jae-Hyun, birden fazla dizisinde olduğu gibi burada da ketum, sessiz, eşcinsel imaları taşıyan ama bayanlarla arası iyi olan bir karakter olan Park Tae-il‘i canlandırıyor. Hekimliği bırakıp dedektif olmaya karar vermeden önce asistanlığının ilk yılındaydı ve meydana gelen önemli bir olay böyle bir karar almasına neden oldu. Açıkçası o kadar imadan sonra karakterin kendisinin değil de, ağabeyinin gay çıkması sürpriz olsa da, ağabeyine karşı olan tavırlarından sonradan çok büyük pişmanlık duyması, bu yüzden hekimliği bırakarak polis olmaya karar vermesi, karakteri ilginçleştirmiş. Ailesi verdiği kararı onaylamadığı için de bu, onlardan uzaklaşmasına neden olmuş. Bazen Gangnam’dan gelen basmakalıp bir “zengin çocuk” olduğu için alay ediliyor, ancak kendini görevine adamasıyla işinde ciddi olduğunu kanıtlıyor. Ağırlıklı olarak romantik komedi olan bir dizide böyle bir alt metin görmek şaşırtıcı ama güzeldi.

Park Jung-Min‘in canlandırdığı Ji Kook, Soo Sun’a aşık olmak için yazıldığı çok belli olan, ancak bu başarısız aşk üçgeni girişimine pek bir şey katamayan bir karakter. Çünkü olması gerektiği kadar tehditkar değil. Hani Amerikan dizilerinde boş boş konuşup şakalar yapan zenci karakterler olur ya, Ji Kook bu dizide bu tarz bir karakter. İkinci adam bile olamayacak kadar yan karakter. Gangnam Polis Karakolundaki diğer yardımcı karakterler de iyi yazılmış, sanırım en iyisi Şef Kang ( Seo Yi Sook ) olabilir. Belki de suçluluk duygusundan yetimhanedeyken Dae-gu’yu maddi olarak desteklemiş olabilir, ama Dae-gu’yu gerçekten bir annenin sevebileceği gibi seviyordu. Karanlık tarafa adım atması, kötü adamımızın polislerin soruşturma çalışmaları üzerindeki gücünü artıracağına ve onlara savcıların polis üzerinde sahip olduğu eşit soruşturma yetkisini vereceğine olan inancıyla yapılmış bir şeydi.Attığı yanlış adımların ve yaptığı yanlış seçimlerin bedelini de ödedi.

Bence diziyi izlenen kılan şey, farklı karakterlerden oluşan geniş bir yelpazeye ve bireysel hikayelerine sahip olması. Diziyi tanımlayacak tek bir kelime varsa, o da ” Arkadaşlık/Kardeşlik “ diyebiliriz. Aslında, dizinin ana konusu Bromance ve bu olmasaydı, dizi yarısı kadar bile ilginç olmazdı. Her karakter iyi dengelenmiş ve hikayeye başka bir karakterin yapamayacağı bir şey ekliyor. Tüm iç içe geçmiş ilişkiler ve arka plan hikayeleri, dizinin geneline katkıda bulunuyor. Mesela Dae Koo ve Soo Sun’un aslında çocukluk arkadaşları olmaları ve Soo-Sun’un kritik bir delile sahip olmasıyla davanın çözümüne katkısı olması gibi. Dört genç dedektif arasındaki dostluğu izlemek çok keyifliydi. Dae-Koo ‘nun yavaş yavaş kabuğundan çıkarak arkadaşlarına bağlanması, onların desteği sayesinde daha içten ve daha açık bir adama dönüşmesi güzeldi. Tabii bunlar dizinin pozitif yanları. Bir de negatif yanlarına bakalım.

Dizinin ilk yarısı romantizm, gizem, komedi ve karakter gelişimini çok iyi dengelese de ikinci yarısı ivme kaybediyor. İkinci yarıda kameraya kendini beğenmiş bir şekilde gülen şeytani chaebol kadın yerine, daha fazla Pan Seok/Sa Kyung veya Dae Koo/Soo Sun romantizmi görmeyi isterdim dersem sanırım epeyce izleyici adına konuşmuş olurum. Dizi konusunda beklentilerimin çok yüksek olmasıyla bir ilgisi de olabilir. Çünkü hem Lee Seung Gi’yi hem de Cha Seung Won’u çok severim. Mesela dizinin harika bir açılış teması var, 70’lerin süper kahramanı ve çizgi romanları gibi harika müziklerle bezeli bir açılış. Ama sonra dizi başlıyor ve çok kötü, korkunç insanların bile yapmayacağı gülünç davranışlar sergileyen kötü adamlar beklentilerinizi pencereden dışarı atıyor. 🙂  Meclis Üyesi Yoo sadece kendini önemseyen ve bu süreçte kendi kızına bile ihanet eden, yapmacık bir kötü. Chaebol kadının kocasının aslında Dae ‘nin babası olmamasına sevindim, ama gerçek şu ki, babası olma ihtimali en yüksek olan kişi zaten oydu. Burada senaristlerin saçmaladıklarını düşünüyorum. Yani eğer babası o değilse, Dae ‘nin annesinin o adamla ve  Dae ‘nin gerçek babasıyla, çok kısa bir süre içinde birlikte olduğu anlamına geliyor. Bunu bir tek ben mi düşündüm? Ve Dae ‘nin babasıyla da evlenmemiş sanırım. Yani ya hamile olduğunu fark etti veya olabileceğini düşündü, bebeği bir baba sahibi olsun diye başka bir adamla çok kısa bir süre içerisinde evlendi veya birlikte oldu. Aslında Dae gerçekten adamın oğlu çıksa, senaryo daha mantıklı bir zemine otururdu.

İnsanlar hemen ambulans çağırıp ilk yardım yapmak yerine yaralılar için ağlıyorlar. Ambulansı arayın, ilk yardımı yapın ve ardından ağlayın (veya ilk ikisini yaparken ağlayın) – özellikle de dedektifseniz. Dondurma sahnesindeki süreklilik hataları – bu sahneyi gördüğünüzde neden bahsettiğimi anlayacaksınız – çok komikti, bir daha kamera açısı değiştiğinde dondurmanın ne kadarının yeneceği konusunda kendi kendime bahse giriyordum. :)) Tek bir davanın çözülmeye çalışıldığı polisiye dizilere alışkın olduğumdan, tek bir vakayı çözmek için yirmi bölüm uğraşan bu dizi bana garip gelmedi ama gördüğüm kadarıyla pek çok kişi dizinin daha kısa sürede toparlayabilecekleri görüşünde ve buna katılıyorum. Sanırım Seo Pan Seok ve Eun Dae Gu orada olmasaydı, davayı çözmek için 50 bölüm daha uğraşırlardı. :))  

Dizinin müzikleri güzeldi, komedisi yerindeydi. Seung Gi ve Cha Seung Won, her zamanki gibi harikalardı. Özellikle de birlikte rol aldıkları sahnelerde. Sanırım hem ciddi bir dava işlemeye çalışıp, hem de bunu komedi sahneleriyle bezemeye çalışmak her zaman iyi sonuç vermeyebiliyor. Pan Seok ve eski karısı arasında yeniden filizlenen ilişkileri ve eski karısı ile genç dedektif Park Tae il ile arasındaki garip ilişki de yeterince iyi işlenememiş. Park Tae il ile bir macera yaşadıkları, Tae il’in kadından çok etkilendiği için peşinden geldiği belli. Kadın da ona karşı öyle çok boş değildi hani ama eski kocasını unutamadığı da belliydi. Garip bir aşk üçgeniydi.

Görebileceğiniz en unutulmaz öpücük tepkisi jsksjksls

10/6 Neden?

Lee Seung Gi’nin şimdiye dek izlediğim tüm dizilerini yaptığım gibi bu diziden zevk aldım ancak bence 20 bölüm yerine 16 bölümlük bir diziye dönüştürülebilirdi ama yine de güzeldi. Ailenizle veya arkadaşlarınızla izleyebilirsiniz. Komedi ve romantizm oranı, ciddi dava işlemelerini zorlaştırmış. Ama kötüler de tam bir manga karakterine benzedikleri için ciddi olması gereken davayı da ciddiye alamıyorsunuz. Yani Lee Seung Gi’nin Mouse dizisindeki dava nerde, bu dava nerde~

Dizinin Soundtrackında Taeyon gibi isimlerin seslendirdiği güzel parçalar var. Ama vay diyebileceğiniz bir albüm pek diyemem.

Switched – Çünkü Sen Neysen Osun


Dizinin Adı : Switched
Diğer Adı : Sora wo Kakeru Yodaka
Yönetmen : Hiroaki Matsuyama
Senarist : Shiki Kawabata (manga), Michitaka Okada
Yayınlandığı Kanal : Netflix
Yayınlandığı Tarih : Ağustos 2018
Tür : Bilim Kurgu, Drama, Fantastik
Bölüm Sayısı : 6
Ülke : Japonya
Dil : Japonca
Açılış Şarkısı : “50/50” by Ken Arai
Kapanış Şarkısı : “Akatsuki” by Johnny’s WEST
UYARI : Dizi intihar olayları işlemektedir ve konuya hassas olanlar için tetikleyici olabilir.

OYUNCULAR

Daiki Shigeoka – Shunpei Kaga
Tomohiro Kamiyama – Koshiro Mizumoto
Kaya Kiyohara – Ayumi Kohinata
Miu Tomita – Zenko Umine

KONUSU : Shunpei Kaga (Daiki Shigeoka), Koshiro Mizumoto (Tomohiro Kamiyama) ve Ayumi Kohinata (Kaya Kiyohara) çocukluklarından beri yakın arkadaşlardır. Koshiro, okulda oldukça popüler bir kız olan Ayumi’ye olan duygularını itiraf eder ve ilişkileri romantik bir şekilde gelişir. Ayumi, Koshiro’yla ilk randevularına giderken aniden popüler olmayan, kiloları yüzünden sık sık alay konusu olan sınıf arkadaşı Zenko Umine’den (Miu Tomita) bir telefon alır. Telefonu açan Ayumi’ye karşı binaya bakmasını söyleyen Umine, onun gözlerinin önünde intihar eder. Ayumi şahit olduklarının şokuyla kendisinden geçer ve uyandığında Umine’yle beden değiştirmiş olduklarını fark eder. Shunpei Kaga dışında kimse ona inanmaz. Ayumi vücudunu geri almanın bir yolunu ararken, Umine yeni bedeninde sonunda aradığını mutluluğu bulacağını düşünmektedir.

Dizi Shiki Kawabata tarafından yayınlanan aynı isimli manga serisi ” Sora wo Kakeru Yodaka “ dan uyarlanmıştır. Manga 2014 ve 2015 yılları arasında shojo manga magazini Bessatsu Margaret‘te yayınlanmıştır.

KİŞİSEL YORUM : Dizilerde beden değiştiren kurgusal karakterleri düşündüğümüzde genellikle komedi olur, değil mi? Tabii bu durum her zaman geçerli değil. Bu dizide olduğu gibi. Dizi duygusal olarak yüklü sahnelerin bazılarını çekmek için gereken incelikten yoksun olsa da, keyifli bir Japon draması için gerekli olan çekici oyuncu kadrosuyla ve sağlam, eğlenceli bir hikaye sunuyor.

Shiki Kawabata’nın 2014-15 manga serisi Sora wo Kakeru Yodakaya dayanan Switched, dört ana karaktere odaklanıyor. Ayumi (Kaya Kiyohara), okulda herkesin sevdiği, mükemmel bir hayat yaşıyor gibi görünen popüler bir kızdır. Hayatının ne kadar güzel olduğunu daha ilk sahnelerde anlayabilmemiz için, dizi güneşle kaplı bir yemek odasında, piyano müziği eşliğinde başlıyor. Ayumi her şeye sahip. Mükemmel bir ev, mükemmel ebeveynler, mükemmel yaşam. Ve şimdi mükemmel bir de erkek arkadaşı var. 

Koshiro (Tomohiro Kamiyama), Ayumi’nin çocukluk arkadaşıdır ve ikisi çocukluklarından beri birbirlerine ilgi duyuyorlardır. Koshiro sonunda Ayumi’ye açılıyor ve çıkma teklif ediyor. Her ikisi de aynı şekilde hissettikleri için çıkmaya başlama kararı alıyorlar. Bu da bütün olayların tetiklenmesine neden olan olay oluyor. Zenko Umine (Miu Tomita), Ayumi’nin sınıf arkadaşı, neredeyse hiç arkadaşı olmayan bir kızdır ve aslında her zaman Ayumi’yi kıskanmıştır. Ama onun gizliden gizliye aşık olduğu Koshiro’yla çıkmaya başladığını duyunca bu onun için bardağı taşıran şey olur.

Ayumi, Kızıl Ay gününde Koshiro ile ilk resmi randevusuna giderken, Umine ‘den bir telefon alır ve Umine, Ayumi ‘nin hemen önünde bir binadan atlayarak intihar eder. Ayumi şahit olduklarının şokuyla kendinden geçer ve kendine geldiğinde kendisini Umine ‘nin vücudunda bulur. Böylece Ayumi ‘nin üzerinden Umine’yi tanımaya başlıyoruz. Umine’yi tanıdıkça da neden beden değiştirmeyi istediğini daha iyi anlamaya başlıyoruz. Babası onları küçük yaşta terk ettikten sonra annesi tarafından neredeyse hiç umursanmamış, ihmal edilmiş, zaman zaman ondan şiddet görmüş, okuldaki herkes tarafından alay edilmiş ve her zaman “çirkin” olarak damgalanmış birisi. Öte yandan Ayumi, Umine ‘nin hayal edebileceği her şeye sahip. Mutlu bir aile, onu seven arkadaşlar ve en önemlisi Koshiro.

Ele alınan konulardan bazıları tipik ergenlik sorunları olsa da, intihar girişimi, zorbalık, ebeveyn istismarı ve yoksulluk gibi bazı güçlü temalar da içeriyor. İnsanlar binalardan atlarken veya düşerken gösteriliyor, bazen de kanlar içerisinde ceset görüntüleri veriliyor. Bu yüzden yukarıdaki uyarıyı yapma gereği duydum. Tabii bunun gibi Japon dizilerinden beklenebileceği gibi, bir ton abartılmış mimiklere, bağıra çağıra konuşan, mangadan fırlamış gibi görünen karakterlere sahip. Japon dizilerinin zaten en büyük sorunu da bu. Mangadan uyarlanan dizilerde genellikle bütün karakterler hala manganın içindeymiş gibi davranıyor. 🙂

Switched, karakterlerinin sahip oldukları karanlık anları keşfetmesine izin verdiği için ayaklarını sağlam bir zemine basmayı başarıyor. Ayumi ‘nin yeni görünümüyle boğuşması ya da Umine ‘nin sevgi dolu bir aile hayatına alışması olsun, iki tarafın da aslında yeni hayatlarına uyum sağlamakta ne kadar zorlandıklarını görüyoruz. Kaga (Daika Shigeoka) ise bu dörtlü içerisinde en öne çıkan karakter oluyor. Kaga hem Koshiro ‘nun, hem de Ayumi’ nin en iyi arkadaşı, aynı zamanda aslında çok uzun zamandan beri de Ayumi’ye aşık bir çocuktur. İki kız vücut değiştirdiğinde, gerçeği ilk fark eden ve Ayumi’ye inanan Kaga olur.

Kaga, neler olduğunu anlayınca, onu sevdiğini ve onun için her şeyi yapacağını itiraf ederken, Ayumi’nin yeni bedeninde yaşadığı her günü aydınlatmak için çok çabalıyor. Arkadaşlarına karşı onu savunuyor, arkadaşlarının Umine’ye karşı besledikleri ön yargıları kırmaları için elinden geleni yapıyor, her koşulda Ayumi’ye olabildiğince destek oluyor. Sadece birinin ona inandığını bilen Ayumi de, en azından karanlığın ortasında ışığı görmeye başlıyor. Umine istemediği sürece bedenlerini değiştiremeyeceklerini kabullenmeye başlayan Ayumi, sadece kendisi olarak kısa bir süre içerisinde Umine’nin seneler boyunca edinemediği kadar çok arkadaş edinmeyi başarıyor. Öte yandan güzel bir bedene, mükemmel bir hayata kavuşmuş dahi olsa, Umine yine onu kıskanmaya başlıyor.

Switched, sanırım nerede yaşıyor olursanız olun, popüler değilseniz lisenin kesinlikle berbat olduğunu gösteriyor. Popüler olmayan çocuk Umine, popüler çocuk Ayumi ‘nin hayatını sonunda devralıyor. Genelde tuhaf çocuğu destekler ve intikamını almasını alkışlarız değil mi? Ancak bu dizinin en iyi yanlarından biri kimi destekleyeceğimizden tam olarak emin olamamamız. Umine, Ayumi ‘nin bedenini ele geçirse de, sonunda sahip olduğu şeyden memnun değil, çünkü kişiyi kişi yapan, kişiliktir. Ayumi, kendini hangi bedende bulduğundan bağımsız olarak, aslında sevimli bir karakter. Umine ‘nin vücudunda bile olsa elinden gelenin en iyisini yapıyor ve bu, sınıf arkadaşlarıyla dostluklarının büyümesine ve daha parlak bir ışıkta fark edilmesine neden oluyor. Ve Ayumi, dizinin çoğu için Umine ‘nin vücudunda olmasına rağmen, Kaga, Ayumi ‘nin kişiliğini ve nasıl bir insan olduğunu çok iyi bilmesine dayanarak, onu hemen fark ediyor.

Evet, Umine ‘nin planları oldukça kötü ama aynı zamanda hayatının oldukça berbat olduğunu da fark ediyoruz. Annesi umursamaz pisliğin teki, üstelik kızına şiddet uygulamaktan da çekinmiyor. Sefalet içinde yaşıyor ve vücudu nedeniyle devamlı alay konusu oluyor. Sadece arkadaşlarından da değil, mesela Umine ‘nin öğretmeni bile derste onun “dolu göbeği”yle dalga geçiyor. Ayumi de tipik yavan amigo kız karakteri değil. Elbette popüler ve arkadaşlarının dediği gibi “okuldaki en tatlı kız” ama geçişten önce dahi aslında Umine’ye karşı hiçbir kötü niyetinin olmadığına ve genel olarak iyi bir insan olduğuna dair ipuçları görüyoruz. Switched‘i bu kadar sevecen bir drama yapan şey, karakterlerinin bu kadar kısa bir sürede büyümesine ve gelişmesine izin verilmesi diyebiliriz sanırım. Hem Umine, aslında Ayumi ‘nin yaşamına sahip olmanın onu birdenbire sihirli bir şekilde ” sevilen “ kişi yapmayacağını öğreniyor, hem de Ayumi görmezden gelinen bir çok detayın birini intihara sürükleyebileceğinin farkına varıyor.

Aktris Miu Tomita, kilolarıyla birlikte son derece sevimli bir kişi. Özellikle gülümsediğinde Koreli aktris Jung So Min’e (Playful Kiss) çok benziyor ve Kaya Kiyohara, kibar ve güzel Ayumi’ den geçişten sonra kıskanç ve güvensiz Umine rolünde fena olmayacak bir iş çıkarmış diyebiliriz. Sadece Miu’nun birinin gözlerine bakarken çok fazla iki göz arasında gidip geldiğini düşünüyorum O kadar ki bir yerden sonra dikkat dağıtıcı olabiliyor. Bir de bu kızı dizi boyunca oradan oraya koşturup durdular. Bir şey oluyor bir bakmışsınız Umine yine bir koşu koparmış. :)) Bu dizide ikinci başrol sendromu çok güçlü. Kaga benim favori karakterimdi çünkü Ayumi Umine’ye dönüştüğünde bile ona karşı hislerinde çok açıktı. Koşulsuz sevgisini izlemek harikaydı. Kaga Ayumi’ye baktığında bir vücuttan ötesini görebildiği için Umine ‘nin vücudundayken dahi onu tanıyabildi. Tomohiro Kamiyama ve Daiki Shigeoka, popüler Japon erkek grubu Johnny’s West‘in üyeleridir. Özellikle Daiki, bu dizideki Kaga rolünden sonra oldukça büyük bir popülarite kazandı. Grubu bile şimdi öncesinden daha çok satıyor ve Daiki de daha çok proje teklifi alıyor. Ayrıca onu Yamashita Tomohisa ve Lee Seung Gi‘ye benzeten çok kişi var. Açıkçası ben de Seung Gi’ye aşırı derecede benzediğini düşünüyorum.

Dizi 6 bölümde, 40 bölümlük çoğu diziden daha fazla şey sunuyor. Japon dizilerinin genelde 10 bölümde bitivermeleri, diğer Asya dizilerinden daha kısa sürmesi oldukça yaygın bir şeydir ama bu dizi o kadar bile sürmüyor. Sadece 6 bölümde bitiyor. Keşke biraz daha uzatıp eksiklikleri giderebilecek sahnelere yer verselerdi. Mesela Ayumi, Kaga ve Koshiro arasında daha romantik sahneler görmek istedim çünkü gerçekten, yaşadığı onca şeye rağmen, Ayumi iki harika erkeğin koşulsuz sevgi ve destek verdiği şanslı bir kız. İntihar yönü daha hassas bir şekilde ele alınabilirdi. Şahsen mangasını okumadım ama kırmızı ay sırasında vücut değiştirme ve vücut değiştirebilmek için intihar etme ihtiyacı biraz rahatsız edici. Sadece rol bile olsa, binadan atlamanın fantastik şeylere neden olabileceği imalarının verilmesini doğru bulmuyorum. Hele de serinin sonunda, neden binadan atlamaya devam etmeleri gerektiğini anlamış olsam da, gerçekten abartıldığı bir noktaya geliyor.

Umine’nin annesiyle daha çok iletişime girdiğini, hayatlarını düzene sokmaya başladıklarını görmek isterdim. Koshiro’nun Umine’ye gerçekten ulaşmasını isterdim, sadece Ayumi’yi kurtarmak istediği için değil, onu anladığı için, çünkü hayatında en başta eksik olan buydu. Koshiro, bunca zaman boyunca Ayumi ve Umine’yi orijinal bedenlerine nasıl döndüreceğini öğrenmek için rol yaptı sadece. Aslında asla gerçekten Umine’yi tanımaya veya anlamaya çalışmadı. Hayatındaki zorlukları önemsemedi, onu da önemsemedi. Sanırım tam da bu yüzden, serinin sonu neredeyse hiçbir izleyici tarafından sevilmemiş. Dizi sona erdiğinde, ana oyuncuların her birine yazılmış bir son var ancak kişisel olarak Kaga’nın, sonunda hak ettiği karşılığı tam olarak alamadığını düşünüyorum.

10/8 Neden?

Sonuç olarak, Switched sizi hayal kırıklığına uğratacak çünkü tamamen aşık olacağınız baş karakterlere, tamamen nefret edemeyeceğiniz bir kötüye ve daha fazlasını istemenize neden olan bir hikayeye sahip. Bitiş konusunda yüzde yüz iyi değilim çünkü kalbim hala Kaga için yas tutuyor ama bu diziyi gelecekte tekrar izleyeceğimden eminim. Çünkü kesinlikle çok iyi.

Dizinin Traileri