Darkangelhome

The Pursuit of Happyness – En çok yenilmekten korkanlar sever baştan kaybetmeyi…


Yönetmen
Gabriele Muccino
Yapım
2006
Oyuncular : Will Smith, Thandie Newton, Jaden Smith
Tür : Biyografik drama

Umudunu Kaybetme ile başlıyorum. Hemen her yıl Hollwood oscara oynamak için bu tarz filmler çeker. Bir ders, kendini iyi hisset filmidir bunlar. Salya sümük eşliğinde izler, insanlığımızdan utanır, dersler çıkarırız. Bazıları çiğdir, oyuncular oyun oynuyorlardır, inandırıcılıktan uzaktır. Bazıları ise bütününü bırakın ufacık detaylarıyla bile pırıl pırıl parlar. Bu filmde ikinci katagoriye dahil olanlardandır. Kısaca konusu,

Daldan dala zıplamaya devam ediyoruz 🙂 Bende iz bırakmış, sevdiğim birkaç filmi de paylaşmak istedim. Önce bana bir ficimde de ilham olmuş Umudunu Kaybetme ile başlıyorum. Hemen her yıl Hollwood oscara oynamak için bu tarz filmler çeker. Bir ders, kendini iyi hisset filmidir bunlar. Salya sümük eşliğinde izler, insanlığımızdan utanır, dersler çıkarırız. Bazıları çiğdir, oyuncular oyun oynuyorlardır, inandırıcılıktan uzaktır. Bazıları ise bütününü bırakın ufacık detaylarıyla bile pırıl pırıl parlar. Bu filmde ikinci katagoriye dahil olanlardandır. Kısaca konusu,

İki yakasını bir araya getirmekte zorlanan, zeki, yetenekli ancak marjinal bir işe sahip olan Chris Gardner, ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen bunu başaramaz. Beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi Linda, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybeder ve istemeyerek de olsa evi terk eder.

Bekar baba Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almayacak olsa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak bunu kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra San Francisco’daki dairelerinden çıkartılır; daha iyi bir yaşam kurma hayali peşinde koşarken düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet gibi, geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalmaya başlarlar.

Çektiği sıkıntılara rağmen Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder; oğlunun kendisine duyduğu sevgi ve güveni de karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır. Film gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmıştır. Bu arada Will Smith’in oğlunu canlandıran ufaklık Jaden de zaten kendisinin öz oğludur.

Benim kişisel yorumuma gelirsek – spoiler içeriyor bu yüzden okumadan önce izlemeyi tercih edebilirsiniz –

Filmin bence en etkileyici yanı ne mağara sahnesi, ne Chris’in patronlarını saçlarında ve vücudundaki beyaz boyalara rağmen etkilemesi, ne tarayıcı dediği aleti satabilmek için kapı kapı dolaşması, ne de gece yatacak yeri bulabilmek uğruna oğlunun en sevdiği oyuncağı bile arkasında bırakmayı göze almasıydı. Bence en etkileyici sahnesi oğluyla basket oynadığı ve oğlunun basketbol yerine daha sağlam bir meslek edinmesini önerdikten sonra onun yüzündeki hayalkırıklığını görüp kendine geldiği ve ” Kendileri yapamayanlar sana senin de yapamayacağını söylerler. Sana hiç kimsenin başaramayacağını söylemesine izin verme. Hatta bu ben olsam bile… ” dediği sahneydi. Bu sahne filmin , gerçek hayatta bu genç adamın hayatının özetiydi.

Hepimizin kaybetmek, yenilmek, hayatın pençesinde parçalanmak için nedenleri var. Mücedeleyi, dövüşmeyi, savaşmayı bıraktığın anlar… Kendini mazaretlerin arkasına attığın anlar… İşte o an, hayatla kavganı daha başlamadan kaybedersin. En çok yenilmekten korkanlar sever baştan kaybetmeyi. Çünkü yenilmemişlerdir zaten savaşmamışlardır. Teslim olmak onlara savaşmaktan kolay gelir. Bırakın savaşmayı yenilmeyi bile beceremeyenlerdir onlar.

Ben mücadelecileri, savaşanları severim. Tıpkı bu filmdeki Chris gibi kendi hayalini yaratıp, ne olursa olsun peşini bırakmayanları severim. Onu değerli kılan hayali değil cesareti, herşeye rağmen dimdik yürümek konusundaki kararlılığıdır. Böyle insanlar başarırlar. İnsanların hayallerini gerçekleştirebilmesine ben ” başarı ” derim.

Bu filmde beni etkileyen Chris’in sonrasında ne zengin olmasıydı ne de borsacı olması. Hayallerini gerçekleştirememek için her türlü mazereti olan, çocuğuyla sokaklarda yatan, aç kalan, kendisinden eğitimli insanlar arasında yer bulmaya çalışırken çocuğunu yalnız bırakmayan, en zor şartlar altındayken oğluna ” Yapabilirsin, yapamayanların öğütlerine aldırma ” diyen bir adamın metro tuvaletlerinde ağlarken bile amacından vazgeçmemesinden etkilendim. Hayattan, sefaletten, açlıktan yakınmak yerine tuvalette yere serdiği kağıtların üzerinde yattığı gecenin sabahında ” nasılsın ” diye soranlara ” iyiyim ” diye cevap verebilmesi, mazeretlere saklanmamasıydı beni etkileyen.

Herhangi birşeyi yapamamak için geçerli olduğuna inandığı mazeretleri olanlar bu adamın hayatına baksınlar. Size yapamayacağınızı, başaramayacağınızı, denememenizi, size göre olmadığını vs gibi şeyleri söyleyenlere bu filmi izletin. Çünkü Chris Gardner’ın hayatını izledikten sonra…

Ya başaracaklar… Ya utanacaklar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: