Darkangelhome

Jean-Claude… Omurgamın üzerinden ak ılık ılık…


Oyş çok seksi bir başlık oldu bu 😀 *Ehemmöksürürvetoparlanır* Bir tanıtım yazısıyla daha karşınızdayım efem. Bu kez bir kitap serisini tanıtacağım. Ülkemizde daha önceden piyasaya sürülmüş olmasına rağmen Twilight serisi kadar tutmamış ancak kemik bir hayran kitlesi edinmeyi başarmış bir seri, Anita Blake serisini tanıtacağım.

Anita Blake serisinin ilk kitabı olan Guilty Pleasures (Suçlu Zevkler) 1993 yılında yayınlandıktan sonra oldukça büyük bir hayran kitlesi edinmiştir. Bunun bir nedeni o zamana dek yazılmamış bir Vampir/Nekromansır/Kurt Adam üçgeninin yazılmış olmasıydı kuşkusuz. Nasıl ki kitabın yazarı Laurell K. Hamilton Buffy serisinden oldukça etkilenerek bu seriye başladıysa daha sonra pek çok seri de Anita Blake serisinden etkilenerek onu referans almıştır. En başta şimdilerde dünyada rüzgar gibi esen Twilight serisi içinde barındırdığı aşk üçgeni, Edward’ın güzelliği gibi bazı noktalar dahil olmak üzere bu seriden etkilenmiştir. Aynı şekilde hem okuyucuları hem de tv başında izleyicileri etkileyen True Blood serisinin de referans noktalarından biridir Anita Blake. Eğer size yasal olarak tanınan vampirler yeni bir şey veya ilk kez yazılmış gibi geliyorsa hatalısınız demektir, True Blood’dan önce Anita Blake vardı. 😉

Anita’nın ülkemizdeki kitaplarına baktığımzda da üzerinde ” Yetişkinlere yönelik bir Buffy The Vampire Slayer ” ibareleri olduğunu göreceksiniz. Anita’yı bir ” vampir avcısı ” olarak lanse eden bu ibarenin nedeni elbette seri ülkemizde yayınlanmaya başladığında Buffy fenomeninin hali hazırda devam etmesiydi. Dolayısıyla bu yanlış anlamayı hemen düzeltelim, Anita bir Vampir Avcısı değil bir Nekromansır. Nekromansır ne demek? Ölüleri kısa bir süre dirilterek zombi özelliğini kazandırabilen özel yetenekteki insanlara verilen bir ad. Anita Nekromansi yeteneği ile ölüleri bir süreliğine dirilterek gerek mağdur ailelere gerekse polislere yardım ediyor. Aynı zamanda RPIT (hortlak ekibi) adı verilen özel bir polis ekibine de olağanüstü yaratıklar konusundaki bilgisiyle uzmanlık yapıyor. Kendisi bu ölü dirilme işini elbette bedavaya da yapmıyor Animators Inc. denilen bu tür hizmetler sunan şirketin kadrolu zombi dirilticisi.

Yeni kapaklara bakınca Anita vampir sanacak insanlar 😛

Anita’nın yaşadığı evrende vampirler, zombiler ve envai çeşit yaratık insanlar tarafından biliniyor üstelik yasal olarak da sayılıyorlar. Yani evlenebilmekte, miras alıp bırakabilmekte, işletme sahibi olabilmekte hatta yeterince sıcak bir vücutla yeterince denerlerse çocuk sahibi bile olabilmektedirler. Evet yanlış okumadınız Anita’nın evreninde bir vampir spremleriyle canlı bir kadın halime kalabiliyor ama canlı kalan spermle dölleme yapabilmek o kadar da kolay olmuyor tabii. Yine de kitap içinde prezervatif kullanan bir vampirle karşılaştığınızda “Ha?” olmayın diye en başından uyarayım. 😀

Anita Blake serisinin bir diğer özelliği de tıpkı Gece Evi serisinde olduğu gibi ama çok daha ağır bir fenizime sahip olması. Anita erkeklere kapısını açtırmaz, onu korumalarını istemez, ağlamaz, hesap ödetmez, kalkması için uzatılan her eli görmezden gelir, kendini zayıf göstermek istemese de elindeki silahlar olmadan açıkça bir hiçtir. Zaten Anita değil kitaplarda erkekler daha duygusal olanlardır, ağlayanlar, korunmak için ona gelenler, yalvaranlar onlardır. Jean-Claude mesela tam bir efemine abidesidir. Richard zayıftır, ağlar. Üstelik Anita ilk birkaç kitapta tam bir namus kumkuması şeklinde vermem de vermem diye milleti inlettikten sonra kitaplar ilerledikçe seksin suyunu çıkmaya, Anita’nın erkek arkadaş listeleri uzamaya, seri de yavaş yavaş yazılı porno kıvamına gelmeye başlar. Erkek arkadaşlarını A,B,C şekilde sıralamaya başladığı vakit zaten benim bu hatundan umudum kesilmişti. 😀

Seri ilerledikçe Anita bir kahramandan antikahramana dönüşmeye başlar. Öldürme konusundaki sınırları yıktıkça daha kolay öldürmeye, tetiği daha kolay çekmeye, o korktuğu yaratıklardan biri olmaya başlar. Peki Anita Blake serisi güzel bir seri midir? Puanlamam gerekirse 100 üzerinden ancak 60 veririm ve bu puanın 40’ı sadece bir karakter alır. O da Anita Blake değil. Yazar Hamilton yetenekli bir yazar değil. Bunu açıkça söyleyebilirim. Özellikle de ilk kitaplarda kendini tekrar etme, cümle yineleme, aynı espriyi yüz kez yapma, puanlama sistemleri, yuppileri, kim ben mi? tarzı sorularıyla bazen bayıyor. Yazar hanım boşuna eserleri hakkında fanfiction yazılmasını yasaklamamış, korkmuştur, çünkü net üzerinde eldeki bu malzemelerle Hamilton’dan çok daha iyi hikayeler yazacek fiction yazarları tanıyorum. Belki ben bile kassam bu seviyede bir kitap yazabilirim. 🙂

Anita Blake için şunu rahatlıkla söyleyebilirim : Özentici ve araklayıcı. Biraz Interview With a Vampire, biraz kurt adam mitolojisi ve bolca Buffy sosu. Ancak bazı karakterler yazmış ki… İşte onlar bu seriyi kalburüstü hale getiriyorlar. Harry Potter’ın Snape’i gibi karakterler 😉 Bunlardan kısaca bahsedeyim,

Anita’nın diğer bütün doğa üstü yaratıklar içindeki lakabı The Executioner (Cellat) ama bir karakter daha var eğer Anita Cellat ise bu yaratıklar Edward’ı gördüklerinde sadece şunu diyebiliyorlar ” Ölüm ” Edward tam bir Spike kopyası. Fiziksel özellikleri Spike’tan alıntılanmış gibi, duruşu, soğukluğuyla salya sümük bütün erkek karakterlerden sıyrıldığı için onu seviyoruz.

Ama bu seriyi benim için, tüm dünya üzerindeki Anita Blake hayranları için özel hale getiren karakter Jean-Claude’dur. O bu serinin okunma nedenidir. O olmasaydı açık söyleyebilirim ki seri bir hiç olurdu o kadar da büyük konuşuyorum. Peki kimdir, nedir bu Jean-Claude, onu bu kadar özel yapan nedir? Jean-Claude aşık olunası roman karakterleri listelerinin daimi elemanlarındandır. Kaç kitap oldu ben hala onun gerçekten Anita’yı sevip sevmediğini anlayamadım o kadar da gizemlidir.

JEAN-CLAUDE (ya ben çok seviyorum böyle birbirini tamamlayan iki isimleri) tam bir Fransız’dır. 1600 lerin Fransa’sında yaşadığı için günümüzde hala fırfırlı gömlekler, ceketler, garip püsküllü şeyler giymeyi pek sever. Anita bütün efemine kıyafetlere rağmen onun hala nasıl bu kadar erkeksi görünğünü bir türlü anlayamaz. Ayrıca bir stilist, dizayn ustası ve dekaratördür. Hemen tüm kıyafetlerini, adamlarının kıyafetlerini hatta Anita’nın bile bazı kıyafetlerini o dizayn etmiştir. Oturduğu yerin dekorasyonuyla da uğraşmayı çok sever.

Jean-Claude doğduğunda fakir bir köylü çocuğuymuş ama sonra güzelliğini fark eden bir asilzade tarafından satın alınmış. Tek çocuklu asilzadeler böyle yaparlarmış. Özçocuklarıyla birlikte eğitim almış, herşeyi öğrenmiş ama çocuk yaramazlık veya hata yaptığında o cezalandırılmış. Bu yüzden onun sırtında beyaz kamçı izleri vardır. Vampir olmadan önce yapıldıkları içinde bu izler iyileşmemektedir.

Jean-Claude ve Asher aynı vampir, Bella Morte yani Güzel Ölüm tarafından değiştirilmişlerdir. Her ikisini de inanılmaz güzellikleri için seçmiştir. Hatta Anita Jean-Claude’un güzelliğinin vampir numarası olmadığını öğrendiğinde çok şaşırmış ve ” Hiç kimse bu kadar güzel olamaz. ” diye hayretini belirtmiştir. Ama Jean-Claude güzeldir üstelik dillere destan bir güzellik ve yakışıklılıktır bahsettiğimiz. O kadar ki Bella Morte diğer vampirlerle ilişkilerini sağlam tutabilmek için hiç acımadan Jean-Claude’u kullanmıştır.

Jean-Claude aslında bir Baş Vampirdir. Öyle her vampir başvampir olamıyor sadece doğduğu anda bu gücü içinde taşıyanlar başvampir olabiliyor. Her başvampirin kendine özel güçleri bulunmakta. Bella Morte Jean-Claude’un başvampir güçlerini bastırarak onları fark etmesini uzun süre engellemiş bu arada da onu ortalık malı gibi her istediğinin altına vermiştir. Asırlar süren bu işkenceler esnasında Jean-Claude hoyratça kullanılmış, pek çoğunun gözdesi ve unutamadığı biri haline gelmiştir. Ancak bu yılların geçmesiyle birlikte Jean-Claude’un da gücü büyümüş ve sonun da başvampir gücünün farkına vararak Bella Morte’den ayrılmıştır. Tıpkı kendisi gibi bir başvampir olan Asher ve onun insan hizmetkarı Julianna ile birlikte olmaya başlar.

Buraya kadar karakter size çekici gelmediyse bir de bundan sonrasını okuyun. Jean-Claude biseksüeldir. Aslında Asher ile birbirlerine aşıklardır. Julianna’yı da sevseler de asıl istedikleri birbirleri olmuştur. Bu noktada benim sevdiğim diğer karakter Asher’de tanıtımımıza dahil oluyor. Jean-Claude annesinin hastalandığını öğrendiği bir zaman diliminde Fransa’ya gittiğinde kilise Asher ve Julianna’yı yakalar. Julianna cadı olduğu gerekçesiyle yakılır. Asher hem onun ölümüyle hem de kendisine yapılan işkencelerle ölümün eşiğine gelir. Kilise onu arıtmaya çalışmış, üzerine kutsal su damlatarak ona işkence etmiştir. Bu olay yüzünden Asher’in vücudunun yarısında korkunç izler oluşur. Şöyle düşünün duvar boyasının aşırı sıcak yüzünden aşağı doğru akması gibi izler. Vücudunun bir tarafı dünya güzeli iken öteki tarafı izler dolayısıyla korkunç görünmektedir.

Jean-Claude onu son anda kurtarır ama kurtarmakta geç kaldığı için Asher ondan nefret etmektedir. Ancak aşk her zaman nefretin karşısında kazanır bunu da unutmayalım. Jean-Claude Anita’ya Ma petit yani küçüğüm anlamına gelen bir lakap takmıştır. Asher’e ise Altın ispinoz’um anlamına gelen fransızca bir lakap takmıştır. Asher hikayeye cismen dahil olduktan ve bir şekilde Jean-Claude’un tebasına girdiğinden bu yana gerilim giderek yükselmekte ancak bunu söyleyebilirim.

Jean-Claude yüzyıllar boyunca kendisine yapılanlardan sonra tıpkı Battlestar Galactica’nın Baltar’ı gibi müthiş bir yaşama güdüsü edinmiştir. Her durumda, her şekilde kendini kurtarabilmek için gerekeni yapar. Bir asıl planı, bir yedek planı ve dört beş tane de yedeğin yedeği planı olmadan asla harekete geçmez. Verdiği her karar çok basit bir nedene dayanıyor gibi görünse de en az beş farklı çıkarı söz konusudur. Kendisine yapılanlardan sonra tebasındakilere o şekilde davranmamak için kendi kendine söz vermiştir. Adildir. Anita’yı nedendir bilinmez sevmektedir.

Her başvampirin kendine özel güçleri vardır. Mesela Jean-Claude kurtları ve kurt adamları kendine çağırabilme ve hissedilebilir kahkahalar atabilme gücü olduğunu söyleyeyim. Yani isterse kahkahaları bir kürk gibi omurganızda dolaşıp sizi etkileyebilir isterse birer bıçakmış gibi içinizi kesebilir. Ve bu sadece gücünün birazı. Jean-Claude şehvetten beslenebilmektedir. Bu yüzden de striptiz klüpleri veya dans klüpleri işletmeciliği yapar.

Anita her zaman Jean-Claude’u “ölü” olduğu gerekçesiyle aşağılar, küçümser, dışlar, onunla birlikte görülmek istemez, onu sevdiğini kabul etmek istemez, ondan kaçar. Ama kitaplar ilerledikçe Anita’nın Jean-Claude’dan vazgeçemeyecek noktaya gelişine de tanıklık ederiz. Diğer erkek arkadaşı (bir ara nişanlısı) Richard Zeeman’la (o da bir Kurt Adam ve aynı zamanda Ulfric yani Kurt Kral) Jean-Claude arasında pin pon topu gibi seker bir süre. Sonra araya başka erkekler ve başka sevgililer girdikçe bizler Anita’dan soğumaya Jean-Claude’a daha fazla aşık olmaya başlarız. Uzun siyah bukleleri, gece yarısı maviliğindeki gözleri, ince ve her santimi öpülesi bedeniyle Jean-Claude serinin vazgeçilmez bir karakteridir. Eğer o ölürse bu seri biter. Richard’ın taşakları kaç kilo gelirse gelsin Jean-Claude olmadan bu seri bir hiçtir.

Ülkemizde önce ilk dokuz kitabı yayınlanmış sonra o iğrenç kitap kapaklarına rağmen küçük de olsa bir hayran kitlesi edinmiştir. Ancak 9. kitaba varıldığında Buffy’nin de bitmesiyle okuyucu vampirli kitaplardan uzaklaşınca seri yarım bırakılmıştır. İstemesem de Twilight’ın meydana getirdiği bu medya rüzgara seviniyorum. Bu sayede Anita Blake serisinin kitap kapakları yenilenmiş ve üstelik 10. kitap da basılarak çıkmıştır. İlgi yükselince üç kitabın daha çevirime gittiği açıklanmıştır. Yani totalde 13 kitaba ulaşmış olacak seri. Yurt dışında ise

Guilty Pleasures (1993) (Suçlu Zevkler)
The Laughing Corpse (1994) (Gülen Ceset)
Circus of the Damned (1995) (Lanetliler Sirki)
The Lunatic Cafe (1996) (Kaçık Kafe)
Bloody Bones (1996) (Kanlı Kemikler)
The Killing Dance (1997) (Ölüm Dansı)
Burnt Offerings (1998) (Yanmış Kurban)
Blue Moon (1998) (Mavi Ay)
Obsidian Butterfly (2000) (Karacamdan Kelebek)
Narcissus in Chains (2001) (Zincirlenmiş Narkissos)
Cerulean Sins (2003) (Gökmavisi Günahlar)
Incubus Dreams (2004)(Şeytani Düşler)
Micah (2006)(Leoparadam Micah)
The Harlequin (2007)
Blood Noir (2008)
Skin Trade (2009)
Flirt (2010)
Bullet (2010)
19-20. kitaplar 2011 de çıkacak. Totalde 25 kitap olarak planlanıyor.

Reklamlar

18 Yorum

  1. Vay canına! Nasıl da üşenmemiş uzun uzun yazmışsın darkangel, çok sevmişsin bu seriyi demek ki. Yazını ilgiyle okudum. Ve Jean Claude karakterini sırf bu yazıyla bile çok seveceğimi hissettim; biraz Kaname Kuran gibi çünkü: über-süper güçlü, aynı zamanda cool ve oyşşş derecesinde yakışıklı 🙂 Kitap serisi de ilgince benziyor. Ama vampirlerle ilgili tüm ilgim ve sevgim Twilight faciasından sonra müthiş bir ivmeyle dibe vurduğu için okur muyum bilmiyorum açıkçası… Yine de süper tanıtım olmuş; başka kitap tanıtımlarını da heyecanla bekliyorum ^^ (Hatta vampir öykülerin falan varsa onları da okutsana bize?? Olmaz mı? Hıı??)

    (bi de şu ortadaki sarışın adam resmi Interview with Vampire’deki Brad Pitt mi? Yoksa Asher mı oluyor, hani vücudunun yarısı yanmış falan? Merak ettim de…)

  2. Seriyi değil ama Jean-Claude’u sevdim ben 😀 Seride pek çok orjinal fikir olmasına rağmen kitaplar ilerledikçe gereksiz derecede vıcık vıcık seks sahnelerine yer vermeye başlanması, Anita’nın önceden kimseye vermezken şimdi önüne gelene vermesi, gibi pek çok olumsuz nedenden dolayı seviye bakımından çok düştü seri. Ama yine de Jean-Claude’un hatrına katlanıyorum 😀

    Fanficlerimle diğer ilgi alanlarımı birbirinden ayırmak için bu blogu açmıştım aslında ama ileride bir bölüm de olsa yazdıklarımdan birini yayınlarım belki 😉

    Ve vet ortadaki Asher’ın devinart bir çizimi. 😉

  3. superisi

    Zevkle okuduğum bir seriydi ve Yasemin Abla başlama nedenimdi. Eğer bu kadar ballandıra ballandıra anlatmasa kesinlikle alıp okumazdım.

    Bu yazı da yeni başlayanlar için bence çok iyi bir ön tanıtım yazısı olmuş. Tebrikler…

    • Sağol canım böyle tanıtımlarla daha önceden bu seriyi fark etmemiş vampir hikayeleri sevenlerin dikkatini çekmek istedim. Anita serisi ne kadar bilinir ve alınıra kitapların devamının gelme şansı da o kadar artar ki bu da Jean-Claude ile daha fazla birlikte olacağız demektir. 😀

  4. Eb.

    bende su anda bir sonraki kitabı bekliyorum..ayrıca sana tamamen katılıyorum,seri saçmaladı bende sadece Jean-Claude için okuyorum.. serinin bel kemiği Jean-Claude’dur 🙂
    tabi bu tum olaylardan sonra anitanin sonunuda merak ediyor insan..
    bir sonraki kitabin tam olarak ne zaman cikacagi hakkinda bilgin var mi?

    • Çeviride diye duymuştum. Çıktığı zaman kesinlikle blogumdan duyurusunu yapacağım. Anita Blake hayranları olarak çekiştiririz 😀

  5. n

    ne güzel yazmışsın böyle Dark, eksileri, artıları bir arada vermişsin. kitap hakkınadki yorumlarına bakarak okumamam ben dedim, üstelik bir süre vampirlerden uzak durma kararımda var. kitapların, filmlerin suyunu çıkardım çünkü. ama bu Jean-Clude’ yi de merak ettim şimdi. Bu kadar övdüğüne göre var bir hikmet.
    Zaten ben bir hikayeyi sevmesem de karakter için okuyabilenlerdenim. Twilight’ta da Edward’a aşık olmuştum. (kitaptakine ama).
    Anita karakterinde bi itici geldi. bunlar ço güçlü olunca dünya benim havalarına giriyolar. o yüzden öyle olmuştur.
    neyse bi bakalım başlayabilecek miyim.

    bu arada Dark kitabın çok eksiğini söylemişsin. ardından yazara saydırmışsın. Kitabın bir sürü eksik, itici, yanlış kısmını, hatalarını söylemişsin. ardından da ben de kassam bu şekilde bir kitap yazabilirim demişsin ya. peki hiç düşündün mü kitap yazmayı, ayrıca kitabın sana hatalı gelen bu kadar özellğini sıralayabiliyorsan eminim daha güzelini de yazabilirisin . Merak ettim böyle birşey düşünür müsün.

    • Yazıyı beğenmene sevindim eğer bir inceleme yazısı yazıyorsam okumadan önce insanların neyle karşılaşacaklarını gerçekten bilerek okumalarını isterim, bu yüzden de detaylara yer verdim. Evet Anita öyle itici ve sinir ki ve gerçekten de dünyaları ben yarattım havasında gezinen bir şırf..tı ki sorma gitsin 😀 Neyse ki Jean-Claude gibi uniseks bir karakter var da olayları dengeliyor.

      Kitap yazma projem hep var, üç yıldır var ama annem rahatsızlığından bu yana bütün projeler rafa kalktı. Ne zaman ki kısmetse iyileşecek ve rahata kavuşacak ondan sonra ben de kendime bu proje için zaman yaratabileceğim inşallah bir gün.

  6. nazenin

    Geçmiş olsun. İnşallah en kısa zamanda iyileşir annen. Allah sağlık, sıhhat versin.
    kitabının çıkmasını çok isterim. hikayelerini bile bu kadar beğenerek okuyorum. eminim güzel bir eser ortaya çıkarırsın. nasıl birşey ortaya çıkar acaba çok merak ediyorum.

    • Sağol canım. Şu kemoterapisi bir bitse hepimiz rahatlayacağız zaten. Ondan sonra toparlanma süreci başlayacak. Ancak ondan sonra kendimi kendi projelerime verebilirim.

  7. ahhh ahhhh JC ahhh…. başlarda az kızmadım kerataya anitayı çok tuzağa düşürdü diye… ama o bambaşka… ne hikmetse benim favori kataplarımın hiçbirinde JC yeterince görünmüyor… neler mi :)) 1: ölüm dansı (killing dance) 2: obdisyen kelebek 3: hit list… hepsinde de bol bol edward var… hatta oyuncaklarını yüklenip ne zaman gelecek diye dört gözle beklediğim adamdır kendileri… bu kitapları çok sevmemin ikinci nedeni de bu üç kitapta neredeyse hiç sevişmedi anita… bol bol bad guy, silah ve büyü var… sirkte ki grup partilerden (!) sonra bunlar tertemiz pirupak geliyor…

  8. yıldız elen

    nekromansırlık ölüleri kısa süreliğine diriltmek değil onları kontrol etmektir. ölüleri kısa süre dirilterek yaptığı işe animatörlük adı veriliyordu.

    • Dikkatli okursanız ” kısa bir süre dirilterek zombileştirmektir ” yazdığını göreceksiniz. Bu da zaten aynı anlama gelmektedir. Zombiler kontrol edilebilir ölülerdir. 😉

  9. Gamze

    Çok şaşırtıcı. İlk defa biriyle tamamen aynı fikirdeyim. Jean-Claude olmasa bu seriri hiçtir. Okunmaya bile değmez tamam Anita baş karakter olabilir ama gittikçe tiksinen bir hale geliyor ve Richard mı şaka gibi başvampirimizin yanında solda sıfır kalır. Hoş bir seri dediğim gibi o mavi gözler olmasa okunacak bir şey değil ama sırf onun için kitabı aldığınız gibi bitirebilirsiniz.

    • Ben çoktan Anita’dan ümidimi kestim zaten. Hikayeyi sırf Jean-Claude’un sonunu nasıl bağlayacağını merak ettiğim için takip ediyorum. Onu da batırırsa bu seri yerlerde sürünür bakalım daha devam ediyor serinin yirmi beş kitaba kadar yolu var ne de olsa 😀

  10. AB

    Arkadaşım yazdığın yazıyı zevkle ve müthiş duygular içerisinde okuyordum fakat, Anita Blake’in yazarının hakkında ”araklayıcı ve özentici” yazmış olmandan sonra okumayı bıraktım. Tamam kitabı eleştirebilirsin ama sen kim oluyorsun da böyle bir yazar hakkında bu şekilde konuşuyorsun? Kitap hakkında eleştirilerini bir yere kadar yapabilirsiniz. Ama kitabı okuyup okuyup sonrada, ”yok yaa hiç güzel değil, yok suyunu çıkarmışlar, ” gibi şeyleri yazmaya hakkınız yok! Hiç birinizin yok. Madem beğenmiyorsun okumasana be kardeşim! Küçük bir araştırma yapmak için sitenizi ziyaret ettim fakat yaptığınız şey eleştiri değil, çamur atmak demektir. Rica ediyorum bu yazıyı kaldırın, yada daha düzgün ve gerçekleri yansıtan bir yaı yazın. BEĞENMİYORSANIZ DA OKUMAYIN.

    • Öncelikle ben sizin arkadaşınız değilim. İkincisi burası benim blogum ve kimse bana emir veremez. Eğer zahmet edip de yazının devamını okusaydınız neden bu seriyi beğendiğimi ve neden beğenmediğimi anlardınız. Artıları ve eksileriyle zaten belirttim. Gözümüzle gördüğümüz, okuduğumuzu anladığımız bir seri hakkında istediğimi yazarım. Allah’a şükür beyin denen şeye sahibim. Adı üzerinde burası kişisel bir blogdur ve burada yazılan her şey de benim kişisel görüşlerimden oluşmaktadır. Hamilton’un bariz bir şekilde araklama yaptığı, özentici bir şekilde karakterlerini yarattığı bu kadar açıkken bunları görmemiş gibi kitapları övmem mi gerekiyordu? O halde nerde kaldı rasyonellik, dürüstlük ve açık sözlülük? Kaldıramıyorsanız asıl siz benim yazılarımı OKUMAYIN. Bu yazıları kimseye yaranmak için yazmıyorum aslında yukarıda yazdıklarım hak etmediği halde Hamilton’u övüyor bile. Sırf yazarı seviyorsunuz diye herkesin sevip takdir etmesini beklemeyin. Neden okumaya devam ettiğim zaten yazının devamında belirtilmiştir. Bu konu da burada kapanmıştır. Kapı yukarıdaki çarpı butonunda…

Trackbacks

  1. VAMPİR SERİLERİ – PART 1 « Darkangelhome

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: