Darkangelhome

Fanfiction Bir Sanat Mıdır?


Benim blogcu kimliğimden çok önce var olmuş ve aslında benim nette bilinen özelliğim bir fanfiction yazarı olmamdır. Daha önce hiç bir fanfiction okuyanınız olmuş mudur bilmiyorum ama okumamış olanlar için ufak bir özetle konuya giriş yapmak istiyorum. Fanfiction bir kitabın, dizinin, filmin, şarkının, tiyatro eserinin veya gerçek kişilerin hayalle buluşturularak yaratılmasıyla oluşturulmuş hayran kurgusudur. Özellikle son yarım yüzyılda fanfictionun internetin yayılmasıyla birlikte yayılıp büyüdüğünü, artık işin amatörlükten giderek profesyonelliğe dönüştüğünü söyleyebilirim. Artık pek çok kişi fanfictionu ayrı bir edebiyat dalı gibi algılamaya başladı.

Fanfiction bazen tamamen size ait karakterlerle yazılabileceği gibi yukarıda bahsettiğim esin kaynaklarıyla da yazılabilir. Bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir peki? Avantajları hikayenizde kullanacağınız karakterler elinizin altında hazırdır. İsim aramak, mekan yaratmak ve karakterleri sil baştan yapmanıza gerek yoktur. Ayrıca isterseniz sadece o karakterin adını alır onu bambaşka bir kişile büründürür ve olmayacak hallerde yazabilirsiniz de. Dezavantajı fandomun okuyucularının değişiklikleri kabullenememesi, fanfictionun esinlenerek yaratılması yüzünden orjinal olarak görülmemesi ve küçümsenmesi gibi etkiler de var. ” Aaa işte bak fangirl işte yazmış gene ” şeklindeki ithamlarla sık sık karşılaşabilirsiniz ben çok karşılaştım çünkü 😀

Pek çok yazar mesela Stephen King ve Rowling fanfictionu destekleyen yazarlardır. Kuşkusuz Harry Potter evreninin bu derece yayılmasında fanfictionun büyük etkisi vardır. Çünkü Severus Snape gibi bir karakteri yazarı bile çileden çıkaracak kadar popüler kılan şey fanfiction olmuştur. Ayrıca son kitap yayınlandığında pek çok kişinin Rowling için ” Çok fazla fanfic okumuş etkisinde kalmış ” dediği de bilinmekte. 😀 Büyük stüdyolar ve film üretim şirketleri de fanfictiona destek vermektedirler. Star Wars ve Star trek konusunda yazılan binlerce fanfic buna bir örnektir mesela. Tvde de pek çok yapımcı dizilerinin tanıtımının yayılması için fanfictiona destek verir. Mesela Buffy’nin yaratıcısı Joss Whedon ve Babyloon 5 in yaratıcısı J. Michael Straczynski gibi.

Ama bazı yazarlar kesinlikle eserleri hakkında fanfic yazılmasına izin vermiyorlar. Mesela Annette Curtis Klause, Robin Hobb, George RR Martin, Robin McKinley, Anne Rice (Vampirle Görüşme vs ) veya Laurell K. Hamilton (Anita Blake serisi) fanfictiona karşı yazarlar. Hatta Anne Rice’ın hukuki hakkını sonuna kadar kullandığı biliyor. Ama ne oluyor? Bu tavırları hayranlarının onlardan daha iyi eserler ortaya koyacaklarından, kendi karakterleriyle onlardan daha iyi hikayeler yazacaklarından korktukları anlamına geldiğiyle suçlanıyorlar. Aslında her iki tarafın da kendilerine göre haklı nedenleri var.

İyi bir fanfiction yazmak aslında gerçekten çok zordur. Ne kadar hazırlıklı olursanız olun hikayenizin oturacağı bir temel, gelişeceği sağlam bir kurgu, okuyucu etkileyecek bir anlatımı ve bağlayıp beğeniyle noktalanacağı bir finali yoksa başarısızlıkla karşılaşabilirsiniz. Fanfiction en az orjinal hikayeler kadar yazanı yoran ve okuyanı da etkileyen hikayelerdir. Ancak unutmamak gerekir ki fanfiction ticari bir amaç olarak kullanıldığı anda telif hakkı yasasına dahil olur. Bu yüzden biz fanfiction yazarları hikayelerimizi herhangi bir ücret almadan yorum karşılı yayınlarız. 😀

Biraz da fanfictionun genel tanımlamalarından bahsedelim,

Fanfiction genellikle dört katagoride yayınlanır, Slash, Heterosexual, Femslash ve General. Dalları,

Angst: Hikayenin içeriğinde genellikle şiddet olur, şiddet yoksa bile karanlık hikayelerdir.

AU: Alternative Universe yani Alternatif Dünya anlamına gelir. Mesela siz Harry Potter’ın karakterlerini alıp onları misal doktorlar olarak yazıyorsanız o hikaye AU hikayedir.

Canon: Tamamen uyarlandığı esere bağlı kalan hikayelerdir.

Crossover: İki ayrı fandomun karakteleriyle veya evranleriyla bir hikaye yazmaktir. Mesela Buffy ve Supernatural’in karakterlerini bir iblisin peşine takarsanır o hikaye crosscover olur.

Fandom: Hikayelerin yazıldığı eserin hayran kitlesi için kullanılır genellikle.

Fluff: Bunlar hafif, kısa ve atıştırmalık hikayelerdir.

One-Shot: Tek bölümlük hikayelere verilen addır.

Slash: İki erkek karakteri çift olarak yazdığınız zaman o hikaye slasha girer. Mesela Angel/Spike, Harry/Draco, Arthur/Merlin, Kaptan Kirk/Spak, Legolas/Aragorn, Lex/Clark, Sasuke/Naruto, Kame/Jin bilinen slash çiftlerin başında gelir.

Smut: Basbayağı cinsellik içerek hikayelerdir.

Dereceler R (Herkes okuyabilir) den başlar NC-17 (Sadece 17 yaş ve üzerine yöneliktir) ibaresine kadar devam eder.

Şu sıralar blog alemine de hikaye yazıp yayınlama hevesi hakim olmuşken konuyu biraz aydınlatıp okuyucuları şimdiden karşılaşacakları şeylere hazırlamak istedim. Ben yaklaşık olarak 6 yıldır fanfiction yazıyor ve yayınlıyorum. Bunun son 4 yılında kendi forumumunda yürüttüm önceden de üyesi olduğum forumlarda yayınlıyordum. İlk hikayem benim en fazla bilinen hikayem olan ANGEL SEZON 6-7 dir. Onu takiben onlarca hikaye yazdım. Benim yazdığım fandomlar BTVS/ANGEL – Harry Potter, Merlin, Animeler ve son olarak birkaç ay önce başladığım AKAME. Ayrıca çok yakında Supernatural’i de yelpazeme ekleyeceğim. Ben daha çok slash yazan biri olarak bilinmekle birlikte hemen her dalda hikayeler yayınlamışımdır. Hikaruivy benden burada bir hikayemi yayınlamamı istemişti. Ben de burayı fanfictiondan ayrı tutmak ve diğer ilgi alanlarımı paylaşmak için açtığımı söylemiştim. Ama şimdi bakıyorum bir hikaye furyası başlamış neden olmasın bir örnek hikaye atabilirim.

PS : Hikaye benim çok çok sevdiğim, kalbimde özel bir yeri olan bir şarkı sayesinde çıktı. Yani buna bir songfic de diyebiliriz. Şarkıyla birlikte okumanız tavsiye olunur. Huzur içinde yat Hide, bu şarkı için binlerce teşekkürler Yoshiki.

DERECE : NC-17

TÜR : SLASH (Male/Male – Eğer tür sizin için öğğhhse şimdiden devam etmemeniz önemle tavsiye edilir)

DAL: Smutt, Angst

RAİN… HARRY / DRACO

*************************************

FİCİMİZİN SOUNDTRACKI

ENDLESS RAİN – X JAPAN

I’m walking in the rain,
though everything seems to be hurting me for some reason.
There is only nothing.
Just kill me now … as I roam forever.
Until I can forget your love.

To me sleep is a confusing, narcotic
that only quiets the beating heart.
All my love seems to flow from my body like a heart felt memory.
I keep my love for you to myself.

*Endless rain, fall on my heart In this wounded soul.
Let me forget, all of the hate, all of the sadness,

Days of joy, days of sadness slowly pass me by.
As I try to hold you, you are vanishing before me.
You’re just an illusion.
When I am awake, my tears have dried in the sands of sleep.
I’m a rose blooming in the desert.

It’s a dream, I’m in love with you.
Hold me warmly in your arms.
I awake from my dream
I can’t find my way without you

The dream is over.
I can no longer hear the voice of your gentle words.
Floating off tear stained walls.
So awakening in the morning, I’ll move into my dreams …
until I can forget your love.

repeat *

Endless rain, fall on my heart, in this wounded soul.
Let me forget, all of the hate, all of the sadness.
Endless rain, let me stay a memory in your heart.
Let me take in your tears, take in your memories.

**********************************

Yürüyorum… Yağmurun altında… Her şey bir şekilde bana acı veriyor. Yağmurun kokusu… Yumuşaklığı… Tane tane yüzüme çarpan, bedenimi döven damlaları… Sessizliği… Sesi…

Yavaşça gülümsedim, elimi sırılsıklam olmuş ve sadece ıslakken karmakarışık görünmeyen saçlarımın arasından geçirdim. Siyah tutamlar alnıma dökülerek şimşek şeklindeki izi kapatırken biraz uzadıklarını fark ettim. Ama seninkiler kadar değil zaten uzatsam bile asla seninkiler gibi olamazlar. Yavaşlayan yağmur damlaları arasından süzülen güneş kadar sıcak sarı saçların gibi… Nasıl gülümseyebildiğimi bilmiyorum. İnsan kalbi böylesine bir acıyla inlerken nasıl gülümseyebiliyor ? Çünkü… Seni sevmek acı verdiği kadar mutluluk da veriyor. Dünyada hiçbir iksir ustası böyle bir iksiri yaratamaz. Acıyı ve mutluluğu bir seferde kalbe verip sonsuza dek ikiye ayıramaz.

Başımı kaldırarak kopkoyu gökyüzüne baktım. En çok böyle yağan yağmuru seviyorum. Bardaktan boşalırcasına ama fırtına olup gürlemeyen. Sessiz sessiz, usul usul, onu izlemene izin vererek… Adımlarım durakladı ve yağmuru seyrettim bir süre. Biliyorsun, gökyüzü ve yeryüzü asla birbirine kavuşmayacak iki şeydir. Ama bir şey var… Yağmur… Şu anda yağarken incecik binlerce ip görüyormuş gibiyim. Gökyüzünü ve yeryüzünü birbirine bağlayan, kavuşturan… Demek ki imkânsız değil. Hiçbir şey imkânsız değil. Sana bunları söylesem ne diyeceğini biliyorum. Güleceksin önce ve sonra şöyle diyeceksin;

Yağmur her zaman biter. Her şeyin bir sonu vardır. Mucizelerin bile…

Tekrar yürümeye başladım. Ayaklarım yumuşamış toprağa hafifçe gömülüyor. Yağmurun, yeni yeni yeşillenmiş çimenlerin, uzun süredir bir damla suya hasret kalmış toprağın doygun kokuları birbirine karışmış. Sonunda beni beklediğini bildiğim dar sokağa açılan köşeyi döndüm ve her ne kadar kendimi göreceğim şeye hazırlamış olsam da yine de donup kaldım. Omuzlarından birini duvara vermiş, ellerin ceplerinde, başın önüne eğik bir şekilde beni bekliyorsun. En az benim kadar sırılsıklamsın. Başını eğdiğin için saçların yüzüne dökülmüş ve yağmur başından süzülerek sarı saçlarında ışıltılar saçıyor, uçlarına akıyor, oradan damla damla yere düşüyor. Hiçbir ses çıkarmadığımdan emin olmama rağmen sen sanki bir şey duymuşsun gibi başını kaldırdın ve bana baktın. Merlin…

Şimdi beni öldür. Birazdan yanına vardığımda beni öldür. Yanına varmadan önce asanı çek ve beni öldür. Bırak ruhum yağmurun altında yürüsün. Seni unutana kadar… Sonsuza kadar…

Sana dokunmam lazım. İllüzyon olup olmadığını anlamamın tek çaresi bu. Tekrar nefes alabilmemin tek çaresi bu. Baktığım her an bana yağmuru getiren gözlerine çakılmış halde bir adım atınca yavaşça yaslandığın duvarda doğruldun. Şakakların hafifçe kızarmış, dudakların bir şey söyleyecekmişçesine aralık, ıslanarak göğsüne yapışmış gömleğini indirip kaldıran nefeslerin sıklaşmış. Ellerini ceplerinden çıkarıp bana doğru bir adım attın. Sonra… Sonra ne oldu tam olarak bilmiyorum.

Birden bire seni kendime çekmiş veya sana çekilmiş halde buldum kendimi. Dudaklarım dudaklarını parçalıyor. Nefesin nefesim. Omuzlarını kavrayarak seni az önce doğrulduğun duvara çevirip yapıştırdım ve bedenimle bedenin arasında mesafe kalmayana kadar sana sokuldum. Beni istiyorsun. Seni istediğim kadar. Hafif bir ses dudaklarının arasından kurtuldu. İnlemek için bile kendine izin vermiyorsun biliyorum ama senin bu kontrolünü kırmak çok hoşuma gidiyor. Benim için inlediğini duymak…

Ellerimi yağmurun yumuşaklığıyla yarışan yumuşaklıktaki saçlarına daldırarak başını iyice kendime çektim. Bu hem yağmura hem sana dokunmak gibi… Tepemizde olanca gücüyle yağan yağmur, sıcak kollarının arasında ben, bu yeterli. Dudaklarını benim için açtın ve ben ölmeden önce cennete girmek ne demek bir kere daha anladım. Yağmur yüzlerimizden akıyor, dudaklarımız arasından süzülüyor, hem seni hem de yağmuru içiyorum. Hiç böyle bir öpücük paylaşmamıştım. Kalbim patlayacakmışçasına mutlu, hızlı, şimdilik acıyı uzak köşesinde saklıyor.

Parmaklarım ıslak gömleğini açarken seninkiler benden daha sabırsız, önce ceketimi omuzlarımdan sıyırıp yere attılar, sonra gömleğimi tutup ikiye ayırdılar. Düğmeler iki duvar arasına savrulurken gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Ama biliyorum ki sana kontrolünü böylesine kaybettiren tek kişi benim. Ellerin geniş göğsüme dolaşıp boynumda birleşti ve beni daha da kendine eğerken kendini sertliğime sürtüşünü hissettim. Çoktan hazırsın değil mi ? Ama ben her şeyi yavaşlatmak isterken senin hızlandırmaya çalışman iyi olmuyor. Dudaklarım boynunda gümbür gümbür atan damara kayıp öperken titreyişini hissettim. Soğuktan değil, aksine bedeninin içinden yükselen ateşten titriyorsun.

Elimi birbirine yapışmış bedenlerimiz arasından kaydırarak ıslak pantolonun üzerinden seni kavradım. Oh evet hazırsın. Dudaklarını ısırdığını görebiliyorum. Gözlerin kapalı, ısırdığın dudakların kıpkırmızı olmuş, inlememeye çalışırken kendini elime itmeye karşı koyamıyorsun. Seni ıslak kumaşların üzerinden okşamak çok ilginç bir deneyim ve sanırım senin oldukça hoşuna gitti. Saçlarımı kavrayıp çekiştirince mesajı aldım. Daha fazla beklemeye dayanamayacaktın. İçimi çekerek pantolonunun kemerine uzandım. Nefesin ufacık buhar kümeleri olup havaya karışırken inanılmaz derece irileşmiş yağmur rengi gözlerin gözlerimde. Kumaşları ayaklarının dibine iterken dayanamayarak öpücüklerimden şişmiş dudaklarını bir kere daha öptüm. Ben seni öperken senin ellerin benimkilerden daha seri bir şekilde benim pantolonumu açıyordu.

Kollarım arasında dönerek yüzünü duvara verdiğinde dudaklarım ensene kaydı. Sarı saçlarını, onların arasındaki teni öperken titremeye devam ediyorsun. ” Davetiye mi bekliyorsun Potter ? ” Dudaklarım teninde gülümsedi. Böylesine uç bir anda bile başka kim laf sokmaya çalışırdı ki ? Bir adım geri çekildim ve bu inanılmaz manzarayı beynime kazıdım. Yağmur omuzlarına kadar uzanan sarı saçlarından sırtına akıyor, sırtının ortasından kalçalarındaki vadiye kadar süzülüyordu. Hazırlayıcı başka bir şeye ihtiyacımız yoktu. Yağmur seni benim için zaten hazırlamıştı.

Kendi bedenimin denetimini kaybetmenin eşiğinde olduğumu hissedince sana geri döndüm, bir kolumu beline dolayıp seni kendime çekerken, dizimle bacaklarını biraz daha açman için dizlerini itmiştim. Sana sarılmak senin bir illüzyon olmadığını kendime kanıtlamanın bir başka yolu. Ama seni almak… İşte bu senin gerçek olduğunu anlamanın tek yolu. Bunca acının, kaybın, savaşın, ölümün ortasında senin var olduğunu bilmeye öyle ihtiyacım var ki… Her zaman yanımda olmasan bile, olamasan bile, olamayacak olsan bile…

Seni tek hamlede alırken başını geriye atarak inlemenin gırtlağından kopmasına engel olamadın. Sarı saçların benim omzumla boynumun birleştiği yere yayılmış, ellerin birer yumruk olup duvara çarpmış, nefesin kalp atışların kadar hızlı… ” Ah Harry… Uzun zaman olmuştu. ” Sadece bu anlarda bana adımla hitap ediyorsun. Bazen sadece bunun için bile seninle sevişmek istiyorum. Kulağına eğilip ” Biliyorum. ” diye fısıldadım ve kulağının yumuşak derisi öperken yavaşça geri çekilip tekrar içinde ilerledim. Dudaklarım arasından seni biraz daha rahatlatacak cümleler dökülürken gevşediğini ve hareketlerime uymaya başladığını hissetmeye başlamıştım. Bir kolumu belinde tutarken diğerini karın boşluğundan aşağı kaydırıp seni kavradığımda tekrar inledin. Hareketlerimle birlikte seni okşarken kollarım arasında daha da ısındığını görebiliyorum.

Yağmur çıplak omuzlarına ve sırtına döküldüğü anda sanki buharlaşıyor. Ateşin yağmur damlalarıyla mücadele ediyor gibi. O seni söndürmek isterken sen hiçbir fırtınanın söndüremeyeceği bir yangınla yanıyor gibisin. Senin yangının benim. Senin yağmurun benim. Seni ancak ben söndürebilirim. İçine boşalırken alnını duvara dayayıp inledin, elimde doruğa ulaşmadan hemen önce. Yeniden sessiziz, nefeslerimiz düzene girmek için uğraşırken göğsüm sırtına yapışmış halde. Ne kadar böyle kaldık bilmiyorum. Yağmur iliklerimize kadar işlemiş, kıyafetlerimizin giyilecek hali kalmamış. Sonunda ben hafifçe geri çekilince kollarım arasında tekrar dönerek hızla dudaklarıma uzandın. Kolların sıkıca boynuma dolanmış. Bir daha ne zaman görüşeceğiz kim bilir?

Belki senin ölüm haberini alacağım. Belki birileri beni öldürecek. O zaman bir mezar taşı olacak gideceğimiz yer. Yağmur yağarken oturup taşına yaslanacağız, birimizin yarım kalan işi tamamlayana kadar o taş yalnız olmadığını bilecek. Ya sen ya da ben… Bitireceğiz bu savaşı. Kavuşacağımız tek şey bir mezar taşı bile olsa… Eğer bir mucize olmuş ve ikimiz de ölmemişsek… Düşünmek umutları öldürür mü ? Gerçekleşmesini uzaklaştırır mı ? Bazen düşünmekten, hayal etmekten bile korkuyorum. O zaman el ele yağmurda yürür müyüz ?

Sonunda nefes nefese benden uzaklaştın, ellerim tekrar sana uzanmak isterken sadece iki yanıma düştüler. Asanı çıkarıp kıyafetlerini sanki kimse dokunmamışçasına giydin, sonra hafif bir alayla bükülmüş dudakların yere parçaları dağılmış gömleğime bakarken gülümsemeye en yakın haline gelerek kıvrıldılar. Seni uzun zamandır gülümserken görmüyorum. Özlediğim şeylerden biri de bu, hayallerimin bir parçası olan şeylerden biri. Kazanmak için bir neden daha, seni gülümsetmek için kazanmak sanırım gerçekten iyi bir neden.

Asanı benim kıyafetlerime çevirerek benimkileri de vücuduma geri döndürdün, yırtılmamış halde. Eserinden memnun halde asanı iç cebine koyduktan sonra gözlerini bana kaldırdın. Konuşmana gerek yok. Gözlerin her şeyi söylüyor zaten. Unut beni. Acıyı unut, üzüntüyü unut, özlemi unut, anıları unut. Seni zayıf kılacak her şeyi unut.

Başını hafifçe eğip bana selam verdin. Sanki biraz önce benimle çılgınca sevişen sen değilmişsin gibi. Özellikle sinirlendiğim bir şey varsa bu soğukkanlılığın, sonrasında hiçbir şey olmamış gibi çekip gidebilmen. Ben bir enkaza dönmüşken senin sapasağlam bir bina gibi dimdik uzaklaşabilmen. Dönünce bu kez belki de gitmemeni isteyen içgüdülerimin salaklığı yüzünden uzanıp bileğini kavradım. Bir an kolunu çekip kurtaracağını ve gideceğini sanmıştım ama sen yavaşça bana döndün ve o an anladım. Yüzünden süzülen tek şeyin yağmur damlaları olmadığını… Gözyaşlarının olduğunu. Bana arkanı dönüp gittiğin her seferde olduğu gibi. Sen sadece bunu bana göstermeyecek kadar güçlüsün. Elim seni serbest bıraktığında hızla dönüp uzaklaştın. Yağmur altında silik bir siluet olup yok olana kadar izledim seni.

Sonra ben de kendi yoluma döndüm. Senden ayrılmak her seferinde bir rüyadan uyanmak gibi. Hani bedenini ter içinde, bedenini beklentiyle titrer halde, kalbini bir avucun içindeymişçesine sıkan bir rüyadan uyanmak gibi. Seninle sevişmek bir rüya, seni sevmek bir rüya. Senden ayrılmak… Sabahın bir köründe boş bir yatakta ayrılık acısıyla uyanmak. Bu rüyadan her uyanışımda olduğu gibi düşünüyorum, sensiz nasıl yolumu bulacağım ? Gözyaşlarım yüzümden akan yağmura karışıp çeneme ve oradan da yere, senden uzaklaşan yola damlıyorken derin bir nefes aldım. Ne yapacağımı biliyordum.

Bırak beni tekrar rüyaya dalayım. Bırak beni tekrar yağmurun altında yürüyeyim. Seni unutana kadar… Bütün nefretleri, bütün acıları unutana kadar… Senin aşkını unutana kadar… Sonsuza kadar…

THE END

Reklamlar

31 Yorum

  1. Şu an iş yerinde olduğumdan hikayeyi okumadım ama yazıya aşina olduğumdan biraz göz gezdirdim.

    Ben de Yasemin Abla’nın yardımıyla bu işe başlamıştım. Gerçi artık daha farklı alanlarda yazıyorum ama fanfiction yazmanın, okumanın insana neler kattığını görebiliyorum.

    Seni sonuna kadar destekliyorum. Artık fanfiction okumaya eskisi kadar hevesli olmasam da her zaman hak edene hakkını vermişimdir. 🙂

    • Fanfiction basite alınsa da aslında yazana da okuyana da bence birşeyler katıyor. En azından ben ilk yazdığım hikayeler ile şimdi yazddığım hikayelere baktığımda aralarındaki dağalar kadar farklı görüp kendimi geliştirdiğimi anlayabiliyorum. Yazma pratiği, okuyucu yorumları ve her zaman daha iyisini arayan beynim sayesinde şimdi çok daha iyiyim diyebiliyorum.

      Bıkkınlık geldiğinde ara vermek veya fandom değiştirmek iyi oluyor aslında. Ben mesela bir ara deliler gibi Spuffy okurdum sonra sıkılınca Darry’e sardım şimdi Akame okuyorum sırada kim bilir ne olur ama fanfictionu bir kere seven kolay kolay vazgeçemez. 🙂

      Sağol canım desteğin için 🙂

  2. Çok güzel bir yazı olmuş darkangel, fanfic hakkındaki bilgilerine hayran kaldım. Bu kadar uzun süre bu işle uğraştığını bilmiyordum. Ben de zamanında Rose of Versailles için birkaç tane yazmıştım; ama Türkçe bir şey hiç yazmadım, pek fazla okumadım da (malum, fanfictionların en yaygın dili İngilizce…) Fakat Türkçe bir şeyler okumanın tadı da ayrı oluyor… Ve ben de fanfic’leri edebiyat dalı olarak gören taraftayım; yukarıdaki yazının edebi tadı da bence bunu kanıtlıyor (eee, yalnız draco-harry ikilisini aşık bir çift olarak düşünemediğimi itiraf etmeliyim 😛 yaoi severim, ama harry potter evreninde biraz tuhaf geldi, kusuruma bakmayasın 😛 ) Yine de bu hikayecilik işine el atıp sen de bu hikayeyi yayınladığın için çok teşekkürler… Blogcu kimliğini arada bir fanfic’ci yanınla harmanlarsan en sıkı okuyucularından biri de ben olacağım! sevgiler ^^

    • Evet Fanfic ingilizce olarak çok yaygın Fanfiction.nette onbinlerce hikaye mevcut, bir o kadarı da nette çeşitli yerlerde yayınlanmış, yayınlanmaya da devam ediyor. Bloga genelde ficlerimi karıştırmak istemiyorum ama arada sırada yılda bir-iki kere falan atarım belki 🙂 Slash okumak zordur biliyorum pek çok okuyucum sadece het çiftleri okur ama onlardan daha fazlası da slash okur. Slash japonların Yaoiyi sevmeleri kadar çok sevilen bir tür anlayacağın 🙂

  3. Lee

    FF bir sanattır, evet 🙂
    Ben de okumayı severim. Zamanında 6-7 tane de yazmışlığım vardır hatta. One-Shotlar hariç. Onlar da çoktu. Şimdi hikaye moduna geri döndüm 🙂
    Dark senin sitende okuduklarım vardı. Gayet iyi yazıyorsun, ileride kitabın çıkarsa haberimiz olsun çingu 🙂

    Bu arada bilmeyenler varsa tavsiye ederim:

    http://www.asianfanfiction.com/

    ve

    http://www.asianfanfics.com/

    Gayet güzeller ^^

    🙂

  4. Hadi yaaa sen üye mi oldun benim foruma? Bak sinsiii haber eder insan di mi 😀 Sağol beğenmene sevindim. İnşallah bir gün belki idealim o. Baktım herkeslerde bir yama projesi var duruma bir açıklık getirip kafalardaki sorulara az da olsa yanıt vermiş olayım dedim. Sizlere kıyağım olsun. FF de ne falan olanlara ders 1 😀

  5. lala

    Selamlar!…
    Ben fanfiction nin ilerleyen zamanlarda Türkiye de ciddi anlamda edebi değer taşıyan bir dal olacağına inanmaya başladım.Asıl şahsi fikrim fanfiction nin asla br edebiyat dalı olamayacağı,özgün olmadığı,gerçek yaratıcılığı arka planda bıraktığı yönündeydi.ama ne demişler değişmeyen tek şey değişimdir.Bende de geçen dört yıl içinde fic dünyasında olan gelişmeler-en azından benim takip ettiğim kadarıyla- düşünce yönünde değişimler yarattı.
    Artık eskisi gibi fic okumuyorum ben…İlk başladığımda ki bu 2006 yılına denk geliyor-ve ilk okuduğum fic Darkangel’ın Angel Sezon6-7’dir- ve o yıllardan bugüne hala BTVS kurgusu dışında beni heyecanlandıran seriler olmadı…Dark BTVS’yi benim fikrimce en iyi yorumyalayan,aktaran,hissetiren kişi.Çok okudum BTVS üzerine ama çok azı senin yazdıkların kadar içime işlemiştir.BTVS ateşi sönmeye başlayınca açıkçası benim fic merakım da kalmadı.Bir de hayat insanı alıp biryerlere götürüyor,heran değişiyor.Artık nette saatlerce fic okumaya da, yorumlamaya da vaktim sabrım kalmadı…Evet okumuyorum çünkü yorumlayamayacağımı biliyorum.Bari emeği hiçe saymayalım diyorum.
    Merak etmiyor muyum?Ediyorum canım etmez miyim?ama biliyorum ki Yasemin işinde prensipli,saygılı mutlaka emeğinin karşılığını veren okuyucuları vardır.Bu biraz olsun bu ihmalkarlığımı kendime affettiriyor…
    Evet Fanfiction bir sanat olma yönünde seninde katkılarınla gerçekten ilerleme kaydediyor.Buna inancım sonsuz.Senin de nette biryerlerde her zaman yazacağına inandığım gibi.
    İlhamın ve okuyucuların eksik olmasın.Pc ‘ n hiç çökmesin:D
    Ben de birşeyler çiziktereyim içimde kalmasın dedim.Ve tabiki yeni yerinde hayırlı olsun demeden geçmiyim istedim;)
    Kolay gele!…

  6. Bazen fanfic okumanın doyuma ulaştığı anlar olabiliyor evet ve okuyucu o zaman fanficten uzaklaşıyor. Ben mesela bu kadar uzun zamandır fanfic yazıyor ve bir o kadar da okuyorum, peki ben neden bıkkınlık hissetmiyorum? Çünkü ben kendimi yeni dünyalara açıyorum.

    Mesela dediğin gibi ilk başta sadece BTVS yazıyordum ve eğer öyle devam etseydim şu anda ulaştığım okuyucu takibine asla ulaşamazdım. Kendimi HP evrenine açtım, animeler dünyasına açtım, Merlin’e açtım, Akame’ye açtım. Böylece yeni dünyalar, yeni karakterler, yeni hayatlar ve heni hikayeler doğmuş oldu. Sıkıcılık olmadı her seferinde yelken açacağımız yeni bir dünya oldu.

    Bir de dediğin gibi hayatın motonluğu ve yorucu temposunun insanı en sevdiği hobilerden bile uzaklaştırması çok normal. Onu da anlayışla karşılıyorum. Biz FF yazanlar nasıl ki severek yazıyor ve yayınlıyorsak okuyucu da severek okumalı ve yorumlamalı diye düşünüyorum 😉

    • lala

      Okuma konusunda doyuma ulaşmak benim için mümkün görünmüyor.Ben fanficleri normal okuduğum yazılı basılı eserlerden ayıran bir düşüncede değilim.Ama dedim yaBTVS dışında ki yazılanlar benim zevkime hitap etmedi hiç.Bence zorlamanın da mantığı yok.Ha şimdi açıkçası fantastik edebiyata ve dizilere de çok merakım yok.Son 2,5 senedir, polisiye bilimkurguya dalmışım.Ev iş çocuk üçgeninde günde sadece 1 saatimi dizi veya film izlemeye ayırabilen,1,5 senedir sinema salonuna girememiş bir sefilim:PNeden?Dediğin gibi yorucu yoğun tempo..Ders çalış işte çalış,evde çalış bir pc başında çalış olunca zor be cicim.Fringe üzerine birileri fanfic yazmadıkça benbu dünyadan koptum:DD
      Bu da açık bir tekliftir ilgilenenlere…

      • Zaten kimseye bunu oku, şunu izle diyemeyiz. Kişinin içinden gelmeli. Biz yazarlar hem kendi isteklerimizi hem de okuyuculardan gelen istekleri değerlendiriyoruz biliyorsun. Ama bir kişiden gelen istek ancak istek olarak kalabiliyor onu da biliyorsun 😉

  7. anam yeni gördüm ben bunu^^
    eline sağlık dark, yine çok güzel yazmışsın.
    akame fanficlerinin hayranıyım bilirsin, bu da çok güzel edebi anlamda bakıldığında.
    ama ben de hikaru gibi neredeyse çocukluğumdan beri hayatımda olan harry ve draco’yu böyle düşünemedim, sanki hikayede başkaları varmış gibi hayal ettim, bilerek değil elimde olmadan.
    ama mesela akame okurken jin ve kame’yi gözümde rahatça canlandırabiliyorum, garip şey^^

    • aman ya yeni okudum dicektim, görmüştüm daha önce hatta forumda da gördüm^^
      bu arada aslında şunu yazmak için geldim, bence ficleri burda yayınlamasan da bir köşeye reklamını koyabilirsin, “yakında şu gelicek” gibi^^

      • Alışık olmadığın bir fandomda çiftleri hayalinde canlandırmak çok zor olabilir. Buna katılıyorum. Hatta genel olarak okuduğun bir fandomda bile biri tutup bir çift yazar ve sen ohuue? diye kalabilirsin. Herşey bence akıcılıkta.

        Zaten ben de burada hikaye yayınlamayı düşünmediğimin önemle ve özenle altını çizdim. Bu sadece bir istisna ” fanfiction ” hakkında yazdıktan sonra bir de örnekle yazıyı kapatmak adına yayınladığım bir fic oldu. Yan tarafta zaten forumun linki var daha fazla fic okumak isteyen oraya gider 🙂

  8. mavi

    ya birde en sevdiğim yazılardan birini yayınlamış. Yapma böyle hatun kıskanıyorum 😀
    ana soruya gelince sanırım forumda da tartışmıştık bunu. Yazara bağlı bence. Çünkü bazen gerçektende saçma sapan şeyler çıkabiliyor ortaya. bence çıkar bir kitap satarsa sanatçısın satmazsa bizimsin 😀

    • Eheheu bu da güzel bir öneri vallahi 😀 En iyisi deneyerek öğrenmek di mi 😀

  9. kotokoçan

    peki türkçe okuyabileceğimiz sayfalar var mı acaba, bu konuda bilgilendirirseniz çok sevinirim:)

    • Blogumun sağ kenarında benim kendi fanfiction sitelerimin linkleri mevcuttur. Ayrıca Türkçe olarak fanfiction yazan birkaç yazar vardı zamanında hala yazıyorlar mı bilemiyorum. Google amcaya sorabilirsin 😉

  10. Hımm ff hakkında Türkçe bir yazı bularak merakımı gidermiş oldum. Gayet açıklayıcı olmuş. Öncelikle bunun için teşekkür ederim. 🙂 Yazıyı okuduktan sonra başlıktaki soruyu da düşündüm. Benim bakış açıma göre sanat olayına girmiyor. Ben 3-4 yıldır amatör olarak kendi hikayelerimi yazan biriyim. (Şu sıra biraz boşladım gerçi.) Açıkçası gerçek bir yazar olsaydım tamamen kendim kurguladığım karakterlerin başkaları tarafından değiştirilmesini ya da onların istemeyeceğim sahnelere koyulmasını pek hoş karşılamazdım. Daha doğrusu bunu edebiyat olarak göremezdim. Bence gerçek bir sanat eseri olabilmesi için her şeyiyle özgün olmalı. Yine de ilgilendiğim türde yazılar bulsaydım eğlence amaçlı okurdum. Ama zaten Türkçe yazılan çok az ve yazılan türleri de ben sevmiyorum.

    İşte böyle de maydanoz oldum konuya. 😀 Amma da çene yapmışım yahu. Hemen son bir cümleyle özetleyeyim. FF edindiğim izlenimlere göre bence sanattan ziyade hoş bir hobi olabilir. Yalnız şunu da belirtmek isterim. FF’yi sanat olarak görmesem de yazan kişiler gerçekten yazma yeteneğine sahip olabilir. Böyle yetenekli arkadaşların da ff haricinde kendi roman, hikaye vs. ne olursa yazmaları güzel olur. Özellikle bir eskiye bir şimdiye baktığımda niteliğin gittikçe düştüğü kanısındayım. Belki şu an misal bir Peyami Safa çıkmaz ama onun gibi ya da diğer büyük yazarlarımız gibi iyi olmak için yürekten çabalayan yetenekli insanların yazar olmaları temennimdir. Ben de istek var gerçi ama yetenek konusunda oldukça şüpheliyim. 😀

    Yorumum biraz karışık mı oldu ne? Gerçi yorumdan çok destan olmuş. 😛 Yine de anlatabildiğimi umuyorum. Saygılar efendim. 🙂

    • Teşekkürler yorumun için aslında uzun olması benim açımdan daha iyi diyebilirim, karşımdakinin yazım hakkındaki düşünceleri ne kadar uzun olursa olsun sıkılmam ben 😉 Fanfiction biraz iki ucu da keskin kılıç gibi. Yazarlar kendi orjinal eserlerinin bir başkasının ellerinde bambaşka şeylere dönüşmesini istemeyebilir. Ama bazen bu küçümsenen yazar kitlesinin yazarlara hiç umulmadık kapılar açtıkları da bir gerçektir. Hatta son yıllarda fanfictionları kitap haline getirilmiş yazarlar bile mevcut. Bu da artık fanfictionun yavaş yavaş bir edebiyat dalı haline dönüşmeye başladığının somut kanıtlarından biri olmaya başladı. Buffy hakkında, Harry Potter hakkında ve Twilight serisi hakkında yazılmış bazı fanfictionlar kitap olarak yayınlandı. Nette araştırırsan daha fazla bilgiye ulaşabilirsin bu konuyla ilgili 😉

      Şahsen ben de fanfictiona daha çok yazma yeteneğimi geliştirmek için kullandığım bir hobi gözüyle bakıyorum. Ama fanfictionlarım olmasaydı şimdi çok sevdiğim insanlarda da tanışmazdım sanırım. Bu yüzden fanfictionun yeri benim dünyamda her zaman ayrı bir yerde olacak 🙂

      • Cidden çok kararsız kalınabilecek bir konu. Dediğiniz gibi iki ucu keskin kılıç, bıçak, hançer falan neyse 😀 Yani bir yandan tam edebiyat gözüyle bakamıyorum ama yetenkeleri insanlara da haksızlık etmek istemiyorum. Küçümsenmesi çok yanlış zaten. Dünyada bir ton saçmalık varken insanların yazma sevgisini küçümseyenin alnını karışlarım. :p Öyle işte. Şu an google amcanın sayfalarında uzun uzun dolanmaya üşendiğimden ff ile olan ilişkimi bu yazıda bırakıyorum. Ama belli olmaz. İnsanız, değişiriz. Yarın tutup ff ile ilgilenmek isteyebilirim. Neyse sevenlerine iyi eğlenceler dileyeyim şimdilik. 🙂

      • Ehe yine ben! 😀 Çok dehşet bir şey keşfettim kendimle ilgili. Ben zaten ff okumuş olabilirim. Hem de 5 tane roman olarak! Ama emin olmak için soruyorum. Supernatural romanları ff türüne girer mi? Orjinali dizi ve kitaplar üç farklı yazar tarafından kaleme alınmış. Karakterlerin özüne ve doğaüstü temasına sadık kalınarak farklı olaylar kurgulanmış. Bir de sanat mıdır değil midir konusunda düşündüm ki her dilin kendine özgü edebiyatı var. O yüzden yazılan ffye göre bu durum değişebilir bence. Ve tabi yazanın yeteneğine. 🙂 İşte en son bu noktaya ulaştım ve artık çenemi kesinlikle kapatıyorum bu konuda. 😀

    • Evet okuduklarının FF olma ihtimali çok yüksek. Eğer dizinin yazar kitlesinden birileri kitapları yazmamışsa o zaman izinli olarak ff yayınlamış yazarlarla karşı karşıyasındır büyük ihtimalle. Aynı şey Zeyna, Buffy, Star Trek gibi dizilerde de sık olan bir durum 😉

  11. kotokoçan

    evet seninkilerinn bir kısmını okudum,teşekkürler:) google amcaya da sordum ama işi biraz yokışa sürdü sanki:P

    • Sürmez sürmez :))) Değişik şekillerde arama yap mutlaka seni bazı sitelere yönlendirecektir, hala aktiflerse tabii 😉

  12. sakuraçan

    aslında hep ingilizce fic lerle karşılaşıyorum,türkçe olarak pek seçeneğimiz yok galiba. olanların çoğunu okuduğumu düşünüyorum büyük bir zevkle:) bu işe bir el atsak iyi olacak darkangel cim senin katkılarına teşekkür edip devamını istiyoruz;)

    • Ben de hep ingilizce fanfic okuyorum okuyacağım zaman. Türkçe fanfic hiç okumuyorum çok uzun zamandır. En son belki de 4 sene falan önce okumuşumdur. Hala türkçe fanfic yazanlar var mı onu da bilmiyorum ama forum dahilindeki topiclerde yazıp yayınlayanlar olduğunu biliyorum. Kapanan HP forumlarında böyle alanlar vardı çünkü 😉

  13. Yeni fikirlerimle buraya bir selam etmezsem ayıp olur diye düşündüm. Geçmişte o kadar konuştum üzerine sonuçta. Gerçi biraz abuk subuk konuşmuşum sanki. Ne dediğimi kendim biliyor muyum ben zaten? xD Neyse, o zamanlar gerçekten pek bu olayın içinde değildim. Ama şimdi daha iyi anlıyorum. Gerçekten okuma zevkine uygun fiction bulmak çok önemli. Ben de bulduktan sonra artık bırakamadım. Tabi bir de Türkçe olsalar çok hoş olacaktı ama bu kadarına da şükür. Üstelik inanır mısın bilmem ama kendim de yazmaya başladım. Ama benimkilerden sanat olur mu bilemiyorum. xDDD Neyse işte, hal böyle olunca uğrayayım dedim. Çünkü ben fanfiction hakkında ilk kez bu yazı sayesinde bilgi sahibi oldum. O yüzden bir teşekkürü borç bilirim. Sevgilerimle. <333

    • Zaman zaman bazı yerlerde, burada, kendi forumumda veya başka forumlarda senin hikayelerin sayesinde ben de hikaye yazmaya başladım diye belirten kişilere rastlıyorum. Bu bana aceyip mutluluk veriyor. İnsanlara farklı bir yönlerini keşfetme dürtüsü verebilmek önemli bir şey olsa gerek. Beceriyorlar veya beceremiyorlar, önemli olan kendilerini geliştirmeye ve sevdikleri bir şeyi kendileri de yapmaya çalışıyorlar. Bu açıdan gerçekten memnun oluyorum. ❤

  14. Bayan hood

    Fanfiction hikayelerin basılması mümkün mü?

    • Elbette mümkün ama ilham alınan kaynaktan izin alınması ve telif hakkının ödenmesi gerekiyor. Bu da öyle kolay bir şey değil maalesef. :/

Trackbacks

  1. Fanfiction YASALLAŞTI! gibi… | Darkangelhome

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: