Darkangelhome

Prisoners – Ya Sen Olsaydın?…


ADI : Prisoners
Türkçe Adı : Mahkumlar
Yönetmen : Denis Villeneuve
Yapımcı : Broderick Johnson – Kira Davis – Andrew Kosove – Adam Kolbrenner
Senarist : Aaron Guzikowski
Müzik : Jóhann Jóhannsson
Sanat yönetmeni : Roger A. Deakins
Kurgu : Joel Cox – Gary D. Roach
Süre : 153dk

OYUNCULAR

Hugh Jackman – Keller Dover
Jake Gyllenhaal – Inspector Loki
Paul Dano – Alex Jones
Maria Bello – Grace Dover
Terrence Howard – Franklin Birch
Viola Davis – Nancy Birch
Melissa Leo – Holly Jones

KONU : Pennsylvania’da Şükran Günü’nü kutlamak için bir araya gelen Dovers ve Birches aileleri için gün gayet güzel ilerlerken kaçırılan iki kız çocuğunun aranması sürecinde yaşanan olayları konu ediniyor film. Elde edilen bilgiler neticesinde şüpheli olarak Alex Jones yakalanır. Alex 10 yaşında bir çocuğun zekasına sahip evlat edinilmiş bir gençtir ve onu evlat edinen yengesiyle birlikte yaşamaktadır. Ne yazık ki Alex’e ait karavanla kaçırıldıklarından emin olunsa dahi bunu kanıtlayacak bir delil bulamazlar ve Alex serbest bırakılır. Bunun üzerine polise olan inancını yitiren Keller Dovers çocuğu hakkında bilgi edinmek için bu kez de o Alex’i kaçırır ve ailesinin eski evinde hapseder. Dedektif Loki araştırmalarını başka şüpheliler üzerinde devam ettirirken bir yandan da o ve diğer baba birlikte Alex’e işkence ederek çocukların yerini söyletmeye çalışacaklardır.

KİŞİSEL YORUM (SPOİLER İÇERİR) : Uzun zamandır böylesine derli toplu bir suç/gerilim filmi seyretmemiştim. Basit bir senaryoya sahip olsa da daha ilk anlarından itibaren sizi saran bir havası var filmin. Bundan önceki filminde adından başarıyla söz ettiren yönetmen senaryosal açıdan çuvallasa da bunu oyuncularının göz dolduran performanslarıyla örtmeyi başarıyor. Daha filmin ilk dakikalarında kadraja giren karavan ile zaten seyirci koltuğunun üzerinde diken üzeri vaziyete geçmiş oluyor. Alex’in böylesine basit adeta sakarca hareket ederek dikkat çekmesi zekasına yorulsa da aslında amaç zaten onun kimliğinin ortaya çıkması. Böylelikle hedeflenen daha sonra ailelerin kendi adaletlerini sağlamak üzere Alex’i kaçırmalarına yol açılmış oluyor.

Filmin öyle fazla gizemle vs uğraştığı yok. Zaten ortaya serilen ip uçlarıyla kolaylıkla gerçek suçluları tahmin edebiliyorsunuz. Filmin amacı seyirciye kendini sorgulatmak. ” Kaçırılan benim çocuğum olsaydı ben de aynısını yapar mıydım? ” sorusunu sordurabilmek. Keller’in Alex’e işkence ettiği her sahne, kendisiyle savaştığı her sahne, daha fazla ileri gitmemek için Alex’e konuşması için yalvardığı her sahnede bu soruyu tekrar tekrar kendimize sormamızı istiyor. ” Bu kadar ileri gider miydim? Daha ne kadar ileri giderdim? Acır mıydım? Tereddüt eder miydim? Ya çocuğum? ” Bu iç savaşı Keller ile birlikte bütün seyircilerin vermesini istiyor. Alex’in parçalanmış yüzünü gördüğümüz anda veya acı dolu çığlığı yankılanırken Keller ile biz de kırılıyoruz. Kararlılığınız zayıflıyor. Kimilerimizin ki yıkılıyor belki diğer baba gibi, kimilerimiz Keller gibi devam ediyor düşüncelerinde.

Filmin ikinci yarısında ortaya çıkan diğer şüphelinin olayı ciddi anlamda filme neredeyse hiç bir şey katmıyor hatta güzel gidişatına sekte bile vuruyor. Kafa karıştırmak ve Alex’e yapılan işkence sırasında seyircinin vicdanını daha da rahatsız edip ” Ya masumsa? ” sorusunu sordurmak için senaryoya dahil edilmiş gibi görünüyor. Filmi ayakta tutan en büyük etken kesinlikle birinci sınıf oyunculuklar. Hugh Jackman rolünde o kadar başarılı ki bazen aksiyon filmlerinden ziyade onu böyle filmlerde görmek istememize yol açıyor. Keller ilginç bir karakter. Babası intihar etmiş bir gardiyan. Oğluna hayatının en önemli kuralı olacak ” En önemli şey ne olursa olsun hazırlıklı ol. ” nasihatini vermiş olsa bile ilk darbeyi intihar edip oğlunu en hazırlıksız olduğu şeyle baş başa bırakarak vuruyor. Bundan sonra Keller adeta babasını cezalandırmak istercesine aile evinin tadilatını yapmayıp çürümeye terk ediyor.

Keller banyoda ulusal marşı söyleyen, ergenlik çağlarındaki oğluna acımasızca avlanmayı öğreten, kuralcı, ülkesini seven ama aynı zamanda ülkesinin neden olabileceği felaketlere de hazırlıklı bir adam. Çünkü ülkesine bile güvenilmeyeceğini biliyor içten içe. Babası aslında ona en önemli nasihatinin içine en büyük güvensizlik tohumunu ekmiş. Bu yüzden polislere de güvenmiyor ve çocukları kendi aramak için harekete geçiyor. Keller’in sarsılmayan tek inancı Tanrı’ya olan inancı ve işte katillerin onu seçmesindeki neden de bu zaten. Filmde herkes böyle sessiz sessiz, dingin bir şekilde konuşurken Hugh Jackman’ın göründüğü her sahnede avaz avaz bağırması bile onun karakterini adeta farklılaştırıyor.

Gelelim dedektif Loki rolüyle biraz gereksizce ortalıklarda dolanan Jake Gyllenhaal’a. 😄 Sadece basit bir göz tikiyle karakterini birdenbire farklılaştırmayı başaran Jake ciddi anlamda başarılı karakterinde. Sadece senaryonun zayıflığına kurban gidiyor. Yoksa bir dedektif olarak nasıl olur da adeta 2+2 şeklinde önüne sürülen şeyleri fark edemez ki? O bölgede yirmi yıldan beri devam eden gizemli karavanlı kaçırmalar var ve sen karavanlı bir şüpheli ele geçirdiğinde ne bu elemanın geçmişini araştırıyorsun, ne evini araştırıyorsun, ne onu evlat edinen kişileri sorguluyorsun? Üstelik karşında çocukları öldürdüğünü itiraf ettiği için peder tarafından öldürüldüğünü bildiğin bir ceset ve ” aniden ” ortadan kaybolmuş karavan sahibi bir adam varken? YUH! Keller’in yerinde ben olsam ben bile ensesine iki şaplak atardım bu elemanın 😄

Alex rolünde döktüren Paul Dano ise bir harika! Adam filmin ikinci yarısında neredeyse sadece tek bir gözü görünerek oynuyor ve yine de seyirciyi germeyi, korkusunu hissettirmeyi başarıyor. Sadece onun performansı için bile izlenmesi gereken bir filmidir ey ahali! Filmin amacı tıpkı bir labirentteki gibi bazen yanlış yollara sapıp sonradan doğru yolu bularak çıkışa ulaşmak. Bu nedenle ikinci bir şüpheli ortaya çıkıyor. Aslında bu şüphelinin tek yaptığı kendisinin de daha önceden başına gelen olayları birebir canlandırarak kendisine bunu yapan kişileri bulmaya çalışmak. Küçükken onu kaçıran, bir kutuya yılanlarla birlikte kilitleyip eline bir labirentli bulmaca dergisi sıkıştıran ” Hepsini çözersen seni serbest bırakacağım. ” diye de üstüne not düşen bu canileri bulmaya çalışmak. Elbette son labirente geçip çözemeyince kafayı sıyırmış belki de sırf bu yüzden katiller tarafından salıverilmiş. Alex’in de yılanlar yüzünden aklını sıyırdığını ve 10 yaşına hapsolmuş bir zekaya sahip olduğunu, o günden sonra da kullanacağı kelimeleri çok büyük bir dikkatle seçmiş olduğunu daha iyi anlamış oluyoruz böylece.

10/8 Neden? Senaryosu çok basit olsa da muhteşem oyuncuları için.

İnanın bana Hugh Jackman ve Paul Dano adeta karşılıklı döktürüyorlar üstelik Paul Dano’nun sınırlı kelime haznesi ve filmin çoğunu tek gözüyle oynamasına rağmen. Sırf bu muhteşem aktör için bile izlenmelidir diye düşünüyorum. Senaryosunu oylasaydım çok daha düşük bir puan verirdim belki ama sanki yönetmen basit bir konuyu özenle ve olabildiğince gerçekçi bir şekilde işlemek istemiş gibi hissettiğim için yapmadım. Bazılarınız izlerken sıkılabilir ama yine de oyuncular sizi ekrana bağlayacaktır. Şimdiden keyifli seyirler dilerim. Türkçe alt yazılı veya dublajlı olarak izleyebileceğiniz linkler nette mevcuttur. 😉

PRISONERS TRAILER

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: