Darkangelhome

Grimm – Masallar Gerçek Ol-ma-sa~~


Tür : Korku, Fantastik, Gizem, Polisiye
Yapımcıları: Stephen Carpenter – David Greenwalt – Jim Kouf
Açılış müziği : Grimm Theme
Besteci : Richard Marvin
Ülke : ABD – Portland, Oregon
Dil: İngilizce

OYUNCULAR

David Giuntoli – Nick Burkhardt
Russell Hornsby – Hank Griffin
Bitsie Tulloch – Juliette Silverton
Silas Weir Mitchell – Monroe
Sasha Roiz – Captain Sean Renard
Reggie Lee – Sergeant Drew Wu
Bree Turner – Rosalee Calvert
Claire Coffee – Adalind Schade
Jacqueline Toboni – Teresa Trubel

KONU : Portland polis dedektifi olan Nick Burkhardt kanser hastası olan ve ölüme çok yaklaşmış teyzesi Marie’nin gelmesiyle birlikte tuhaf şeyler görmeye başlar. İnsanların yüzlerinin değişerek kısa bir anlığına da olsa yaratıklaştıklarını görmeye başlayan Nick sorularının cevaplarını aslında kendisi gibi bir Grimm olan teyzesinden alacaktır. Genetik olarak ailede çocukların bazılarına geçebilen bu özellik sayesinde Nick karşısındaki weseni olduğu gibi görebilmektedir. Eğer Wesen duygusal bir dalgalanma yaşar ise -ki buna woge- deniliyor Nick Grimm olduğu için bunu wesen ondan saklayamıyor ve görebiliyordur. Wesenler yüzlerce çeşitte yaratıktan oluşmakta. Akrep adam, kurt adam, sinek adam, yılan adam, kirpi adam vs gibi. Ancak bu isimler genellikle Grimm efsanesinin kaynağı olan Almanca’dan gelen isimleriyle anılmaktalar. Mesela Kurt adama Blutpad deniliyor.

Grimm özelliği sayesinde Nick daha önceden çözemediği davalarım artık daha etkin bir şekilde çözmeye başlar. Grimm özelliklerinin güçlenmesiyle birlikte Nick daha keskin duymaya, daha çevik olmaya ve çok daha iyi, dayanıklı bir şekilde dövüşmeye başlar. Ancak henüz bu durumda yeni olduğu için bir soruşturmada tanıştığı saat tamircisi olan blutbad Monroe’dan yardım almaya başlar. Nick bir Grimm olduğu ve aslında yapması gereken wesenleri avlamak iken polis kimliği, daha adil ve iyi bir insan olması, gerektiğinde wesenleri koruması sayesinde yavaş yavaş Nick wesenler arasında kendine hem dostlar hem de düşmanlar edinmeye başlar.

Her bölüm başında Grimm Kardeşler Masalları’na göndermeler içeren ufak metinler bulunmaktadır. İlk sezonda aldığı çok iyi reytingleri korumayı başaran dizi şu ana kadar 4 sezon yayınlandı ve 5. sezon onayını da aldı. İlk sezonda diziyi ortalama 6.35 milyon kişi izlerken ikinci sezonda 6.95, üçüncü sezonda ise 7.97 milyon kişi izlemiştir. Yani dizi yayınlandığı 3 sezonda izleyici sayısına yaklaşık 2 milyon kişi katmayı başarmıştır. Dizi sıralamalarında ise 89. olarak başlamış, 2. sezonda 61., 3. sezonda ise 52. olmuştur. Bütün bu olumlu gidişat neticesinde dizi daha 4. sezonunu bitirmeden 5. sezon onayını almayı başarmıştır.

KİŞİSEL YORUM : Eğer Buffy veya Supernatural tarzı dizileri sevmişseniz Grimm’i de seveceğinizden eminim. Gerçi henüz onların kalitesine ulaşabilmiş değil ama hikayeye yatırım devam ederse güzel şeyler olabilir. Olumlu ve olumsuz yönleriyle diziyi ele almak istiyorum. Öncelikle konu ilk sezon fazlasıyla tıkanık bir halde ilerlese de özellikle 2. sezon itibariyle çok daha oturaklı ve güzel bir hale geliyor. Dedektif Nick Burkhardt rolüyle izlediğimiz David Giuntoli ilk sezonda resmen odun. Mimiksiz ve yeteneksiz oyunculuğuyla nasıl toparlıyor diziyi şaşıyorum. Ancak neyse ki 2. ve 3. sezonda biraz toparlıyor, aksiyona ve dövüş sahnelerine ağırlık verilmesinin de etkisiyle oyuncu birkaç numara yapabiliyor. Ne yazık ki oyunculuğunda fazla bir ilerleme yok. Onu Angel rolünde izlediğimiz David Boreanaz gibi düşünün. Yakışıklı görünsün yeter. Bir de adam uzun olmasına rağmen etrafındaki bütün adamlar devasa boyutlarda uzun olduğu için tıfıl görünüyor. Bu açıdan tıfıl görünüşlü bir baş rol epey ilginç. 😄

Nick’in ortağı Hank rolünde izlediğimiz Russell Hornsby her an dans etmeye başlayacakmış gibi yürüyüşü, karşısındakini cazibesiyle konuşturacakmış gibi aceyip konuşma tarzı ve her an esprisi yapacakmış gibi görünen surat ifadesiyle al birini vur ötekine bir ortaklık yaratıyor. Ona bile zamanla alıştım ama ne yazık ki Çavuş Wu rolünde izlediğimiz Reggie Lee’ye alışamadım. O sinir alaycı surat ifadesine şöyle sağlam bir tane çakasım var. Öylesine gereksiz ve kötü bir karakter ki yaptığı espriler bile komik değil amk ne işi var bu adamın dizide anlamıyorum.

Şimdi bunlar olumsuz yönleri ama dizinin olumlu yönleri olumsuz yönlerinden daha fazla. Anlayacağınız diziyi ayakta tutanlar aslında baş roller değil yan karakterlerin başarılı oyunculukları. Dizi benden ilk olumlu yanını Portland gibi müthiş bir doğaya sahip yerde çekildiği için alıyor. Dizi boyunca bina boylarında ağaçlar, yemyeşil bir ortam, orman gördükçe resmen içim açıldı. Portland ne güzel bir yermiş vallahi bayıldımm.





Yüzbaşı Sean Renard rolünde izlediğimiz Sasha Roiz bu dizini temel taşıdır. Arkadaş yok böyle bir adam. Bak bak bitmiyor, konuşurken eritiyor, çıplakken eritiyor, bakarken eritiyor… Öyle etkileyici bir konuşma tarzı var ki oyuncunun yeminle eğer kongreye aday olsa oyumu veririm dersiniz. 😄 Yürü be başgaaannnn diye tezerruhat edersiniz. 😄 Paçalarından karizma akan bu devasa yaratık sayesinde gözler gönüller bayram yapıyor. Abi baksanıza adamın bir pazusu kafam kadar O.o

Sonracığıma daha önceden Prison Break dizisinde seyrettiğimiz ve sevdiğimiz Silas Weir Mitchell’ı da Monroe rolüyle seyrediyoruz. Oyuncu biraz yaşlanmış özellikle koşması gereken sahnelerde çok zorlanıyor ama gerek mimikleri, gerek tatlı oyunculuğuyla bence dizinin bel kemiği. Hele yıl başı zamanında o evi bir süslüyor ki benim bile koltuğa kıvrılasım ve evini seyredesim geliyor. Koca kurt adamın böyle süse püse düşkün, plates yapan, çello çalan ve saat tamirciliği gibi incelik gerektiren bir işi yapıyor oluşu da dikkat çekici. Doğasına son derece aykırı şeylerle uğraşıyor oluşu onun Nick ile iyi anlaşmasını da açıklıyor bir yerde.

Nick’in kız arkadaşı Juliette rolünde Juliette Silverton var. Bence seçilebilecek en iyi oyucu. Nick’ten kısa bir kere 😄 Ama adamın yanında karizma bakımından ezilmiyor. Sadece 3. sezonda beni çok bunalttı bazen öldürsünler bu kadını ya bile dedim. Ama 4. sezonda toparlıyor gibi görünüyor. Bakalım merak uyandırıcı durumunda neler olacak? Adalind Schade rolünde izlediğimiz sarışın güzel Claire Coffee dizimizin kadrolu kötüsü 😄 Hatunun Nick’e ve çevresindekilere yaptıklarını Angelus Buffy’e yapmadı beeee 😄


Dizinin en sevdiğim karakteri ise 3. sezonun sonlarında dahil oldu. Teresa Trubel rolünde izlediğimiz Jacqueline Toboni’nin rolü alışıyla ilgili hikayesi çok enteresan. Aslında okuduğu üniversitede aldığı sinema dersine konuk olarak gelen yapımcılardan biri Grimm’in yapımcılarından biriymiş. Onlara prodüksiyonlar hakkında bilgi verirlerken Grimm dizisi için yeni bir karakter seçmelerinden de bahsetmişler. Yüzlerce kız belirlediklerini ve son seçmelerin yapılacağı tarihten bahsetmişler. Sonra sınıftan karakter için senaryo okuması yapmak isteyenlerin olup olmadığını sormuşlar. 4 kız çıkmış ve Jacqueline onlardan biriymiş. O gece aldığı telefonla son seçmelere davet edilince atlamış uçağa gitmiş. Bu kez oyuncularla okuma yapmış ve rolü almış. Şansın insana nerede ve nasıl vuracağını kimse bilemez. Trubel -aynı zamanda baş belası anlamına da geliyor- Nick gibi bir Grimm ama ona aslında bir Grimm olduğunu açıklayacak birine sahip olmadığı için akıl hastanesinde yatmış, belalara bulaşmış, kendisinin deli olduğuna inanmaya başlamış bir kız. Nick’le tanıştıktan sonra aslında Nick gibi deneyimli bir polisin geçirmesi gereken bütün aşamalardan Trubel kısa bir sürede geçip toparlayabiliyor durumu. Mesela Nick’in ancak 3 sezon sonra sormayı akıl ettiği bir soruyu daha wesenle ilk yüzleştiğinde sorabiliyor.

İçine kapanık yapısı dolayısıyla erkeksi tavırları olan Trubel Nick’ten farklı olarak yok etmeye daha meyilli. Küçüklüğünden beri karşılaştığı durumlar sonrasında o önce öldür sonra sor tarzını benimsemiş. Korkusuz, tehlikeye atılmakta istekli ve zeki yapısı sayesinde resmen Nick’i gölgede bıraktı. Belki de bu yüzden 4. sezonun ortasında diziden çıktı karakter. Umarım yapımcılar yaptıkları hatanın farkına varırlar veya Trubel’e ayrı bir spinn-off yapsınlar. Buffy gibi tutmazsa ben de bir şey bilmiyorum. 😄 Buffy demişken şimdiden dizide iki Buffy/Angel oyuncusu rol aldı bile. Sanırım bunda yapımcılarının Buffy ve Angel’ın da yapımcıları olmasının büyük bir etkisi var^^ İlk olarak İllyria/Fred rolüyle seyrettiğimiz Amy Acker konuk oyuncu oldu. Sonrasında gözetmen Wesley rolüyle seyrettiğimiz Alexis Denisof kalıcı kötü karakterlerden biri olarak diziye dahil oldu. Uzun zamandır her hangi bir dizide kendisini izleyemiyorduk. Ne kadar özlemişim oyuncuyu^^ Alyson Hannigan ile harika giden bir evlilikleri var. Belki de Buffy/Angel ın bize bıraktığı en iyi şey bu çift^^



10/6 Neden? Dizinin kendisini geliştirmesi gereken daha çok eksiği var. Özellikle de can sıkıcı karakterleri çıkarıp yerlerine Trubel gibi gelecek vaad eden karakterleri alması gibi.

Ayrıca Sean Renard öl de ölelim, bal dök yalayalım… Öhmmm…. 😄

Dizinin traler ve jeneriğine bir göz atın bakalım^^

 

 

Reklamlar

2 Yorum

  1. Çok düşünmüştüm bu diziyi. Çok araştırdım zamanında. Sıkıcı dediler,alt yazısı sıkıntılı dediler. Her an bitebilir dediler. Hala sürüyor ha?
    E sen de onay verdiysen ben bu yaz başlarım buna. ^^’
    Ellerine sağlık.

    • Valla benim hoşuma gitti. Dediğim gibi çok öyle kült statüsünde bir dizi olmasa da Buffy/Angel yapımcıları yine güzel bir iş ortaya çıkarmışlar. Her bölüm farklı olayın işlenmesi de sıkıcılığını azaltıyor. HeM Sean Renard var daha ne olsun 😄

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: