Darkangelhome

The Leftovers – Gidenler gider, Kalan Sağlar Bizimdir


Yönetmen : Mimi Leder, Peter Berg, Carl Franklin, Keith Gordon, Michelle Maxwell MacLaren
Senaryo : Curtis Gwinn, Jacqueline Hoyt, Damon Lindelof
Yaratıcı : Damon Lindelof, Tom Perrotta
Görüntü Yönetmeni : Todd McMullen, Michael Grady, Michael Slovis
Müzik : Max Richter
Yapım : 2014
Ülke : Amerika
Dil : İngilizce
Tür : Dram, Fantastik, Gizem

OYUNCULAR

Justin Theroux – Kevin Garvey
Frank Harts – Dennis Luckey
Michael Gaston – Dean
Liv Tyler – Meg Abbott
Carrie Coon – Nora Durst
Margaret Qualley – Jill Garvey
Amy Brenneman – Laurie Garvey
Christopher Eccleston – Matt Jamison
Ann Dowd – Patti Levin
Chris Zylka – Tom Garvey
Annie Q. – Christine
Amanda Mason Warren – Lucy Warburton

KONUSU : Dizi bir gün aniden Dünya nüfusunun %2 sinin bir anda yok olmasını konu ediniyor. Nedensiz ve habersiz bir şekilde milyonlarca insan bir anda yok olmuşlardır ve kimse nereye gitmiş olduklarını bilmiyordur.

Ana hikaye iseküçük bir kasabaya odaklanıyor. Kasabanın şerifi Kevin Garvey’nin (Justin Theroux) olaydan sonra ailesinin parçalanmasına engel olamamış ama hala görevini yapmaya çalışan biridir. Onun da kasabasından 100 kadar insan kaybolmuştur.

Garvey’nin eşi Laurie (Amy Brenneman) kafayı tarikatla bozmuş, oğlu ise kendini peygamber ilan eden Holy Wayne adında birinin peşinden gidiyordur. Sadece kızı, Kevin’in yanında durmaktadır, ancak o da olaydan sonra uçuk kaçık biri haline gelmiştir. Üstelik kasabasında beyaz giyenler olarak anılan ve karısını da kaptırdığı tarikatla da uğraşmak zorundadır. Bu tarikat hakkında herkesi uyarmasına rağmen kimse harekete geçmez ama patlama noktası giderek yaklaşmaktadır.

Dizi Tom Perrotta’nın aynı isimdeki romanın uyarlanmıştır.

KİŞİSEL YORUM (SPOİLER İÇERİR): The Leftovers büyük bir gizemi işliyormuş gibi görünse de aslında gizemle hiç ilgilenmeyen, bunun yerine adı üzerinde bu olaydan sonra insanların yaşadıklarına eğilen psikolojik/dramatik bir dizi. Sadece ailesinden birey veya bireyleri kaybetmiş insanlar değil, bu olay sırasında pek çok kişi kayboluştan etkilenmiştir. Örneğin arabasını kullanırken kaybolan biri yüzünden kontrolden çıkan arabanın başka bir arabaya çarparak içindekilere zarar vermiş olması gibi. Ya da gözleri önünde sahipleri kaybolan köpeklerin akıllarını kaybetmiş gibi vahşileşmesi gibi.

Diziyi gizem dizisi olarak görmemek gerek. Tıpkı ” The Walking Dead ” dizisi insanların nasıl zombi olduğuyla hiç ilgilenmeyerek böyle bir dünyada insanların uğrayabilecekleri değişim ve psikolojik olaylarla ilgileniyorsa ” The Lefovers ” da olaydan sonra geride kalan insanların yaşadıklarıyla ilgileniyor. Kimi hayatına devam etmeyi denerken kimisi hala gidenler her an geri dönecekmiş gibi günlük alışkanlıklarını devam ettiriyor hatta alışverişlerini buna göre yapıyor. Kimi unutmayı ve devam etmeyi tercih ederken kimi hatırlamayı ve hatırlatmayı kendine görev ediniyor. Kimi geride kalanların günahkarlar olduğuna inanırken kimi gidenlerin günahkarlar olduklarını düşünüyor.

Böyle bir ortamda da elbette ki sahte peygamberler ve tarikatlar mantar gibi türüyor. Bazı insanlar alınlarına işaretler koyuyorlar ki tanrı onları rahatça bulsun. Bazıları kızları kandırıyor sen geleceğin anahtarısın diye kullanmak için. Bazı tarikatlar da kendilerine ” hatırlatma “ görevini edinmiş. Beyaz giyinen ve hiç konuşmayan, dünyanın sonunun geldiğine inanan, püfür püfür sigara içerek gıcık bir şekilde ortalıkta dolanan bu tarikat üyelerinin amacı ne pahasına olursa olsun hatırlatmak. Hatta bu uğurda o kadar ileri gidiyorlar ki insanları artık son limitlerine kadar iterek isyan etmelerine, patlamalarına neden oluyorlar. Yöntemleri çok çok acımasız, sanırım benim başıma gelse ben de büyük bir kızgınlık içinde olurdum. Çünkü insanların devam etmeye hakları olmalı. Kimse tamamen unutmak istemez ama herkes olduğu yere saplanıp kendilerinin hiç bir suçu olmayan bir olay yüzünden hayatlarını karartmak istemeyebilir. İnsanların seçenekleri olmalı, hatırlamak isteyen hatırlamalı, unutmak isteyen unutmalı. Çünkü gidenlerin içinde kötü insanlar da var. Bu kayboluşu kendilerine verilmiş bir lütuf olarak gören insanlar da var. O halde neden zorla hatırlatmak?


İşte olayların kırılma noktası da burada başlıyor. Hükumetlerin tarikatları birer birer acımasız bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışması ve yürütülen gizli kapaklı işler ilginç. Şerif Kevin’in uzun uğraşlar sonucunda eriştiği ajanla konuşması dizinin en güzel sahnelerinden biriydi bence. Çünkü alelade başlayan bir konuşmada ajanın konuşma tarzının ve ses tonunun giderek değişmesi, soğuması ve ağır bir tehditkar havaya bürünmesi şerif gibi bizleri de ekran başında ürküttü. Beyaz giyenlerin tarikatlarına dikkat çekmek için ne kadar ileri gidebileceklerini gördükten sonra onların da amaçlarına saygı duyamıyorsunuz bir yerden sonra. Ayrıca kendini peygamber sanan Holly Wayne meselesi de öyle havada bırakıldı ki seyircileri de ikilemde bıraktılar, gerçek mi yoksa değil mi? Şerifin babası konusu bile seyirciyi ikilemde bırakacak şekilde işlenmiş.

Dizinin ilk sezon için muhteşem ötesi bir açılış jeneriği var. Ancak ikinci sezonda belki de çok depresif olmasından dolayı değiştirilmiş. Yine güzel bir jenerik olmasına rağmen neşeli bir parça, canlı renkler nedense dizinin taşıdığı karanlık havaya hiç uygun değilmiş gibi geliyor. İlk sezonun jeneriği kesinlikle daha güzeldi. Dizide kullanılan müzikler ve şarkılar bir harika. Seçilmiş olan oyuncuların çoğu gerçekten başarılı özellikle de Nora Durst rolündeki Carrie Coon dikkat çekici bir performans sergilemiş. Ayrıca Şerif Kevin rolünde Jennifer Aniston’un yeni kocası, sürmeli gözlü Justin Theroux gayet başarılı hele de vücudunu sergilediği sahnelerde 😀 Kim ne derse desin arkadaş Jennifer ağzının tadını biliyor. 😄

Dizinin eksiklikleri yok mu? Elbette var. Mesela The Walking Dead’e her zaman gelen eleştiri zombilerin neden zombi olduğunun bir türlü açıklığa kavuşmaması olayı gibi burada da gidenlerin neden gittiği veya nerede olduklarına hiç eğilmemeleri eleştirileri topluyor. Ama dediğim gibi zaten iki dizinin de bu olaylarla ilgilendiği yok. Zaten dizi aslında ölümden sonra geride kalanlarla ilgili bir çeşit metaforu işliyor. Herkes etrafındaki en yakın kişileri, arkadaşlarını, sevdiklerini ölüme teslim etmek zorunda. Ölüm herkes için anlamlı gelmeyebilir. Bu yaşanılan kayıp sonrasında insanlar acıyla aynı şekilde baş edemez, hatta bunalıma girip kendini kaybedenler olacaktır. Kimi yoluna devam etmeyi seçer, kimi geçmişe saplanıp kalmayı. Ama acı her zaman kalplerdedir. Dinler, tarikatlar ve peygamberler… Aslında ölümle baş edebilmek için oradadır. Bazen durumu zorlaştırırlar bazen ise kaybın yerini ancak onlar doldurabilirler.

Dizinin ikinci sezonunda tarikatlar meselesindeki gizemlerin çözüleceğini umuyorum. O kadar büyük bir düğüm atıldı ki nasıl çözülecek ben de merak içindeyim açıkçası. Sezon finaline doğru aklımızdaki pek çok sorunun yanıtını aldık ama başka sorular da doğdu. Dizi aynı seviyesini korursa yine oldukça ilginç olaylar izleyeceğiz gibime geliyor. Özellikle de şerifin durumu ne olacak, deliriyor mu yoksa bir çeşit aracıya/peygambere mi dönüşecek merak ediyorum. Karakterlerin hemen hepsinin küfürlü konuşması bir yerden sonra gerçekçi gelmiyor. Herkes hatta belediye başkanı bile fak fak fak diye dolanıyor gerçekten rahatsız edici. Dizinin ergen nüfusu oldukça yeteneksiz ama ikizleri burada gördüğüme sevindim ben. Etkisiz kısa bir rolde olsalar da^^ Dizinin aşırı gerçekçi sahneleri bazen sizi rahatsız edebilir. Örneğin bir taşlanma sahnesi var yemin ediyorum kusacağım geldi. O her taş parçasında yerimden zıpladığımı itiraf ediyorum.


Eğer dizinin ilk sezonunu başarılı bulduysanız ikinci sezonun yayınlanan ilk birkaç bölümüne hayran kalacaksınız demektir. Karmaşık bir yapbozun parçalarını birleştirircesine olayları birleştirmeleri o kadar ustaca ki hayran kalmamak mümkün değil. İkinci sezonda yeni bilgiler de keşfetmiş oluyoruz mesela dünyada hiç ” ayrılan ” bulunmayan yerler olduğunu öğrenmek gibi ki buranın adının da ironik bir şekilde ” Miracle ” olması çok enteresan. Miracle kasabasında yeni bir hayata başlayan kahramanlarımız bakalım burada başka ne gibi gizemlere bulaşacaklar.

Söylendiğine göre dizi uyarlandığı eserden daha iyi olan nadir örneklerden. Çünkü kitabın diziden daha kötü olduğu ve dizinin çok daha iyi bir iş çıkardığı söyleniyor. Bu yüzden kitabı okumaktan vazgeçtim ben de sadece diziyi seyredeceğim. Diziyi online dizi sitelerinden Türkçe alt yazılı olarak seyredebilirsiniz.

10/8 Neden?

Gizemlere cevap vermeyen her dizi gibi birkaç puanın kırılmasını hak ediyor da ondan. Başarılı oyuncular, sanatsal bir şaheser gibi işlenmiş bir dizi, merak unsurlarının çok iyi yerleştirilmiş olması, harika müziklere sahip olması bir yana ikinci sezon kucağımıza bırakılan koca soru işareti cevap bekliyor. İkinci bir ” Ayrılma ” olacak mı?… Eğer benim gibi sosyolojik/psikolojik biraz da gizem unsuru barındıran dizileri seviyorsanız sizleri arşivlik bir dizi bekliyor. Diziyi anlamaya çalışmayın, sadece izleyin. Şimdiden keyifli seyirler dilerim.^^

Dizinin 1. sezonunun açılış jeneriği

Dizinin 2. sezonunun açılış jeneriği

Dizinin en sevdiğim müziklerinden biri, hüzünlü bir piano parçası

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: